Ece ERKEN
Ece Erken ( 11.05.1978)
Doğum Yeri:Çorlu
Doğum Tarihi:11.05.1978
Göz Rengi:Mavi-Yeşil
Boy:1.68
Kilo:51
Öğrenim Durumu:Beşiktaş Atatürk Lisesi
Dinlediği Müzik Türü:Pop
Sevdiği Yemek:Spagetti
İlgilendiği Spor Dalları:Tenis, binicilik, kar kayağı, izleyici olarak futbol
Tuttuğu Takım:Beşiktaş
Aşk:Hiç yaşamadığım bir duygu
Hobiler:Araba sürmek, müzik, sinema
Fobiler:Başarısızlık, yanlış anlaşılmak, insanları üzecek bir davranışta bulunmak.
Yabancı Dil:Çok iyi derecede İngilizce
Gelecekten Beklentisi:İyi bir haber spikeri olmak
Örnek Aldığı İnsan:Herkesten birşeyler kapıyorum
Sunuculuk Kariyeri:Kral TV, Star, Kanal 6, Number One TV, Genç TV, Show TV
Hayatım… 11 Mayıs 1978′de Çorlu’da doğdum. Burcum Boğa. Babam subay olduğundan dolayı sürekli gezdik. Ağrı, Ankara, Kıbrıs’ta yaşadım. Şuanda İstanbul’da yaşıyorum. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi’nde televizyon ile ilgili bir bölümde okumak isterdim. İş hayatıma 12 yaşımda, Kıbrıs’ta Bayrak Radyo Televizyon’da başladım. Sonra sırasıyla; Ankara’da Radyo Vizyon’da ve Radyo Genç’te çalıştım. Ardından İstanbul’a geldim ve Kral TV’de işe başladım. Kral TV’den sonra ise, Metropol FM, Alem FM, Show Radyo ve son olarak Radyo Viva’da çalıştım. Televizyonculukta işe ilk Star kanalında başladım. Daha sonra, Kanal 6, Number One TV, Genç TV’de çalıştım. 4 yıldır da Show TV’de program yapıyorum. Bu kanaldaki sabah programım 3 yıldan beri devam ediyor.
Ailem ve arkadaşlarım…
Babamla annem ayrıldı, babam başkasıyla evlendi. Bir ağabeyim var. Deniz Harp Okulu mezunu, şimdi teğmen. Ağabeyim de evlendiği için, ben annemle yaşıyorum. Ayrı eve çıkmayı çok istiyorum ama annem izin vermiyor. Adnan Polat’ın yaptırdığı Polat Residence’da yeni bir ev aldım, annemle oraya yerleşeceğiz. Oraya geçince evimle daha çok ilgileneceğimi düşünüyorum. Çünkü bana ait bir ev olması çok önemli. Evde boş zamanım olduğunda kendim için yararlı işler yapmak isterim. Internet ile ilgilenmek de bunlardan biridir. Internet hem beni oyalıyor, hem de bana çok şey öğretiyor. Daha çok alışveriş yapabileceğim sitelere giriyorum. Henüz hiç alışveriş yapmadım, çünkü kredi kartımın numarası başkaları tarafından kullanılabilir diye korkuyorum. Ancak yapmayı da çok istiyorum. Evde olmadığım zamanlarda arkadaşlarımla sinemaya gidiyorum, akşamları yemeğe çıkıyorum. Ev hayatını seviyorum ancak dışarıda olmak daha çok hoşuma gidiyor. Tatilimi hep Bodrum’da yapıyorum. Yurtdışına gitmeyi çok seviyorum ve istiyorum. En son annem ile Paris’e gittik. İnanılmaz eğlendim, ama orası anne ile değil de mutlaka erkek arkadaş ile gidilmesi gereken bir yer. Çok romantik, herkes elele, gözgöze. Ben, arkadaşlıkta güvene çok önem veririm. Arkadaşımın, bana ait bir sırrı sonuna kadar taşıyacak birisi olması lazım. Dürüstlüğe çok önem verdiğimden, bana karşı her zaman dürüst olmalı. Çok arkadaşım yoktur. Hatta babam subay olduğu için, çok fazla çocukluk arkadaşım da yoktur. Demet isminde bir arkadaşım var, ve en çok görüştüğüm insan da odur. Onunla 5-6 yıldan beri çok iyi dostuz ve benim her sırrımı bilmesine rağmen bir tek sırrımı bile açıklamamıştır. Benim için bu çok önemli. Yani zor günümde, sevgilimse sevgilimin, arkadaşımsa arkadaşımın yanımda olması gerek. Bu çok önemli, çünkü zaten mutlu günümüzde herkes çevremizde. Sadece 2-3 tane kız arkadaşım var, onlar da bana yetiyorlar. Çünkü çok arkadaş çok can yakar gibi geliyor bana.
Sevdiklerim ve Sevmediklerim… Müzik dinlemekten çok hoşlanıyorum. İşimi çok seviyorum, programımı zevk alarak yapıyorum. Yalan, aldatma ve gürültü sevmediğim şeylerdir. Saygı benim için çok önemlidir, bence herkes birbirine karşı saygılı olmalı. Ayrıca araba kullanmayı, eğlence mekanlarına gitmeyi ve dans etmeyi çok severim. Erkek arkadaşımla yemeğe ya da sinemaya gitmek beni mutlu eder. Papermoon’da yemek yemeyi, Bayo Latino’da eğlenmeyi severim. Giyim konusunda ise tercihim genelde spor giyinmektir. Sevdiğim markalar; Donna Caran, Vakkorama, Mango, Homestore gibi gençlerin giyindiği yerlerdir. Yemek yemeyi severim ancak yapmayı sevmem, elimden de gelmez. Bir gün erkek arkadaşıma yemek yapacağıma söz vermiştim. Ancak isteksizliğimi anlayınca, yemeği o yaptı ve bana da öğretti.
Gelecekle ilgili planlarım… İyi bir evlilik yapmak istiyorum, ancak şimdilik erken diye düşünüyorum. Hayatımda birisi olunca saklamam. Gencim, bekarım, bir sevgilim olması doğal. Evliliğe giden bir ilişkim olsun istiyorum. Çocuk sahibi olmak istiyorum. İş hayatım ile iligili yeni projelerim var. 3 yıldır bir sabah programı sunuyorum ve artık insanlar beni o programla özdeşleştirdiler. Başka programlar yapmayı düşünüyorum. Mesela yarışma sunmak istiyorum. Prime time’a geçmek ve diğer yeteneklerimi de sergileyebilmek istiyorum.
Alışkanlıklarım… Dişimi mutlaka fırçalıyorum. Yemek yedikten sonra dişlerimi fırçalamazsam bir rahatsızlık hissediyorum. Giyimime de çok özen gösteririm. Gündelik hayatımda değil de bir arkadaşım ile buluşurken, gece çıkarken ya da bir davete giderken giyimime çok dikkat ederim. Çok sık su içerim. Telefonla çok konuşurum, inanılmaz bir telefon saplantım var. Elimde sürekli telefon, ya telefon açarım ya da mesaj yollarım. Tenisi çok seviyorum. Geçen sene her gün ders alıyordum, bu sayede kendimi oldukça geliştirdim. Kayak yapmayı da çok seviyorum. Ayrıca diziden dolayı ata çok biniyordum. Ama at beni kaçırdığından beri binmiyorum.
Kendimde gördüğüm artılar eksiler… Artılarım; sempatik oluşum, güleryüzlü oluşum, neşeli oluşum. Ayrıca, fiziksel olarak gözlerimi beğenirim. Eksilerim; çok çabuk sinirleniyor ve üzücü olaylar karşısında kendimi fazla yıpratıyor olmam, en ufak birşeye kafamı takıyor ve çok sık ağlıyor olmam. Çok sulugözüm. Özellikle sevgilim varsa, onunla ilgili herşeyi kafama takarım.
Zeynep Tunuslu
Zeynep Tunuslu
HAKKINDA YAZILANLAR
Korsan torunu modacı
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 14 Nisan 2001 sayı 332
12 Mart’ın muhtıracı generallerinden Muhsin Batur’un Genel Sekreteri, Tunuslu Hava Kurmay Albay Mustafa Kemal Tunusluoğlu’nun kızı olan tasarımcı Zeynep Tunusluoğlu, kendisine yakıştırılan ‘çılgın modacı’ etiketine karşılık ‘Çılgın olabilecek lüksüm yok’ diyor
Çılgın kime denir? Ya da çılgın olmak için ne yapmak lazımdır? Önce tasarımlarıyla tanıdığımız, son yıllarda da gazetecilik yönüyle karşımıza çıkan Zeynep Tunusluoğlu, kendisini çılgın olarak kabul etmese de o etiket ona çoktan yapıştırılmış bile: “Çılgınlık bence daha yüksek düzeyde olmalı. Özgür olmak gerekiyor. Benim bir sürü sorumluluklarım var. Aileme karşı, çocuğuma karşı… Çılgın olabilecek bir lüksüm yok.” Böyle olunca, bir kez daha fark ettim ki, sihirli camdan izlediklerimiz ile yazılı basının, kişiler hakkında bizlere aktardıkları gerçekleri yansıtmıyor sanki. Ya da kişiler zamanla değiştiklerinin farkında değiller. ‘Siz de yazılı basının bir temsilcisi değil misiniz?’ sorusunu sormak hakkınız, biliyorum, ama…
— Peki o zaman bu ‘çılgın’ etiketini kimler, niçin yapıştırmıştı Zeynep Tunusluoğlu’na?
“O senelerdeki kalıpların dışında bir koleksiyon hazırlamam belki çılgınlık oldu. Ya da herkesin kalıplaşmış fikirlerini takip etmemem… Ekip halinde hiç hareket etmedim. Bireysel davranışlarım çılgınlık olarak yorumlanıyor olabilir.”
Modacı Zeynep Tunusluoğlu, 12 Mart’ın Hava Kuvvetleri eski Komutanı Muhsin Batur Paşa’nın tam da o tarihlerde genel sekreteri olan Mustafa Kemal Tunusluoğlu’nun kızıdır. Soyadından da anlaşılacağı üzere, Mustafa Kemal Bey, aslen Tunuslu’dur: “Herhalde korsandılar. Gemi ticareti yapmışlar. Denizle uğraştıklarına göre… Tunus’tan gelip Arnavutluk’a yerleşmişler.” Mustafa Kemal’in babası, Zeynep Tunusluoğlu’nun da dedesi olan Niyazi Zekeriya eşi Mai Zübeyde Hanım’ı da alarak Bursa’ya gelmiş ve askeriyeye girerek jandarma binbaşı rütbesiyle emekli olmuş birisidir. Onun iki çocuğundan biri olan ve 1929′da doğan oğlu Mustafa Kemal Tunusluoğlu ise önce mimar olmak ister. Ancak ekonomik şartlar yüzünden ailesine yük olmamak için askeriyeye girer ve bütün okullarını birincilikle bitirir. Fransız Hava Harp Akademisi mezunu olan Tunusluoğlu, 1974′te Hava Kurmay Albay olarak askeriyeden istifa eder. NATO karargahlarında da görev alan Tunusluoğlu, 1975′ten sonra ise bir süre THY’de vazife üstlenir. Ardından Agasi Şen ile kurduğu Bursa Hava Yolları’nda genel müdürlük yapar. Çeviri kitapları da olan Tunusluoğlu, evliliğini ise Mekke Kadısı’nın oğlu Molla Esat Efendi’nin oğlu Eskişehir’e gelip yerleşmiş makina mühendisi Mehmet Sedat ile Rumelili Hidayet Havva (Haverikzade) Duransoy’un kızı, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Ayla Hanım’la yapar.
Zeynep Tunusluoğlu işte bu, 1993′te vefat eden Mustafa Kemal ile Ayla Tunusluoğlu çiftinin iki çocuğundan (diğeri bugün sigortacılık yapan Ahmet Zekeriya’dır) küçüğü olarak 27 Mayıs’tan iki yıl sonra dünyaya gelir. Ve Zeynep henüz dört yaşında iken babasının Moskova’da hava ataşeliği görevine getirilmesi ile aile de buraya gider. İki yıl sonra (1968′ler) Mustafa Kemal Tunusluoğlu’nun görev yeri, Mürted Hava Üssü F—104 Filosunun ilk komutanı olarak Diyarbakır’dır: “Diyarbakır’ın anılarımda çok parlak bir yeri var. Kadınların yerel giysilerinin renkleri, şallar, lastik ayakkabılar… Görsele olan düşkünlüğüm ve bağlantım orada atılmış diyebilirim.” Diyarbakır, küçük Zeynep’i büyülemiştir. İki yıl sonra, ailenin yeni ikamet yeri Ankara olur. Eğitimine burada Maltepe İlkokulu’nda başlayan Zeynep, diplomasını, babasının İzmir NATO karargahına tayin olması ile de Hakimiyeti Milliye İlkokulu’ndan alır: “Çok iddialı bir öğrenci idim. Hırslı idim. Detaylarla çok ilgilenirdim. Kim ne giymiş, kimin kulağı ne renk..?” Zeynep’in sanata ilgi duymasında Diyarbakır’ın dışında ailenin de etkisi vardır: “O beslenmekle ilgili. Anneannem minyatür sanatçısı. Babam resim yapıyor. Ailede devamlı müzik çalınıyor. Annemle babam gönüllü olarak turizm rehberi de oldular. Hafta sonları mecburi olarak arkeolojik gezilere gidiliyor.” İşte böyle bir ortamda yetişen Zeynep, henüz 11 yaşında iken kendi elbisesini kendisi diker.
Zeynep Tunusluoğlu, derken 1980′de mezun olacağı Ankara Koleji imtihanını kazanır. Babası İstanbul’a tayin edilirken o da Ankara’nın yolunu tutar ve yatılı olarak okuyacağı kolejde iddialı bir öğrenci tipi sergiler: “En iyi olabilmek için çalışırdım, yoksa birşey öğrenmek için değil.” Nergis Kumbasar, Füsun Önal ve Reha Muhtar gibi bugünün tanınmış simaları arkadaşları arasında yer alan Tunusluoğlu, tıp veya güzel sanatlar okumak istemesine rağmen ilk tercihi olan Hacettepe İngiliz Filolojisi’ni kazanır: “Darbe senelerinin sonu idi. Askerlerin gölgesi altında bir sene okula gittim. Nefret ettim. İntibak edemedim üniversiteye. Askerin kontrolüne girdiğimiz senelerdi. Onu hatırlıyorum.”
Zeynep Tunusluoğlu’nun, babası muhtıracıların çok yakınında bulunmasına rağmen, evde konuşulmadığı ve kendisi de küçük olduğu için anılarında bu yıllardan hiçbir kayıt yoktur.
— Neler hatırlıyorsunuz o yıllardan?
“Evde böyle şeyler konuşulmazdı.”
— Daha sonraki yıllarda babanızın darbe yapanlarla beraber olduğunu fark ettiğinizde ne düşündünüz?
“Babam istediği anda tek başına birşeyler yapabilecek potansiyele sahipti. Koskocaman bir hava üssünün komutanı idi. Ama babam iktidarını öyle kullanacak biri, politik iktidara alet olacak bir adam değildi.”
— Darbelere nasıl bakıyorsunuz?
“Beceriksiz politikacılar oldukça asker darbe yapacaktır. Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak da görmüyorum zaten.”
— Zeynep Tunusluoğlu, babasının kızı olduğu için mi böyle söylüyor yoksa gerçekten inandığı için mi?
“Benim inancım sonuçta bu. Ne yazık ki böyle. Keşke asker darbe yapmak zorunda kalmasa. Ama iyi yönetilmeyen bir ülkede kesin sonuç bu. Benimle babam arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz. Ben o zamanlar büyük olsa idim babamı teşvik ederdim darbe yapsın diye. Onun yerinde olsa idim ben de darbe yapardım diyorum.”
Tunusluoğlu, üniversite eğitimini yarıda bıraktıktan sonra Milano’ya gider. Bir süre sonra Türkiye’ye döner ve çalışma hayatına atılır. Tina adlı bir Yahudi hanımın yanında iş hayatına giren Zeynep Tunusluoğlu, altı ay sonra, bir moda fuarında Mudo’nun sahibi Mustafa Taviloğlu’nu görür: “Sizde çalışmak isterim diye teklifte bulundum.” İki yıllık vitrin dekoratörlüğünün ardından bu sefer Mualla Özbek’in yanında çalışmaya başlar. Bu arada da İstanbul Maslak’ta küçük bir yer kiralayarak kendi işini kurma yolunda ilk adımını atar Tunusluoğlu: “O kulübede o yaz bir koleksiyon yaptım. Kertenkeleli tişörtler. Param da yoktu. Otobüse binip Vakko’ya gidip, saatlerce bekleyip, ‘Bu tişörtlerimi görür müsünüz? dediğim oldu. Sonuçta bir çok firmadan siparişler aldım. Ve bir senenin sonunda orası dar gelmeye başladı.” Yıl 1986′dır. Tunusluoğlu, imzasını büyütmektedir. Yerini de değiştirir ve Osmanbey’de bir mağaza açar. Ardından Ankara ve İzmir’de mağazalar… Birden bire büyür ve 1996′ya kadar mağaza sayısı 30′lara kadar yükselir.
Müzik ve mimari akımlardan beslenerek isminden söz ettiren bir tasarımcı haline gelen Zeynep Tunusluoğlu, işte bu sırada ‘çılgın modacı’ etiketini de yer: “Madonna beni her zaman çok etkilemiştir. Mozaik müzeleri ve Osmanlı tarihi çok etkileyici. Otantik olan çizgilere her zaman yer verdim. Bir şalvarı ceketle karıştırarak modern çizgiye getirebilmek… Bir mevlevi dervişinin dönüşü bile etkiliyor.” 1995′te oğlu Kanat (1993 sonunda besteci Uzay Heparı ile evlendi. Heparı, evlendikten altı ay sonra geçirdiği bir motosiklet kazasında hayatını kaybetti) doğduğu için meleklerden esinlenerek yaptığı ‘melekli’ ve ‘tılsımlı’ koleksiyonlarını, tasarladığı onca koleksiyon arasında unutamadıkları olarak öne çıkaran Tunusluoğlu, aşırı büyümeyi kaldıramadığı için toparlayamaz. Ve 1996 senesinde tıkanır: “Dedim ki, ben en iyisi yine bakkal olayım. Çünkü özgürlüğümü kaybediyorum. Dükkanımı atölye haline getirdim.” 1995′te oğlu Kanat için birinci yıl armağanı olarak bir de kitap yazan Tunusluoğlu, 1996′dan sonra da gazeteciliğe soyunur: “Bugüne kadar her işimi kendim teklif ettim. Kimse bana iş teklif etmedi.” Doğan Grubu’nda kısa süre de olsa çıkan Haber Extra adlı dergide bir sayfa hazırlamaya başlar. Bir süre sonra Donna adlı kadın dergisinin başına getirilmek istenir. Ancak Tunusluoğlu, kendi dergi projesini hazırlama fikrini geliştirir. Aman dergisini çıkarır ortaya: “Altı ay bunu kim çıkaracak diye araştırdım. Sonuçta Akşam grubu ‘tamam’ dedi. İki ayda bir 164 sayfa olarak çıkıyor şimdi. 164 tane elbise hazırlar gibi projelendirmek, zaman zaman fotoğraf çekmek, araştırma yapmak beni manevi olarak tatmin ediyor. Öyle çokça iddiam yok. Şuyum olsun, buyum olsun diye hırslarım da yok. Hırsım kendimi daha fazla geliştirmek… En önemlisi sağlıklı ve huzurlu olabilmek.” Uzun zamandır tasarım dünyasında gözükmeyen Zeynep Tunusluoğlu, ‘kendisini hatırlatmak’ için yakın zamanda ‘minik’ bir koleksiyonla yeniden karşımıza çıkacak: “Tekrar boyaların içine girmek bana iyi gelecek. Tasarımcılık benim kimliğim zaten.”
Kollektif hareket etmeyen, bu yüzden hiç bir yere de üye olmayan Tunusluoğlu için oğlunun doğumu dışında babasının vefatı da bir dönüm noktası olmuştur: “Babam ölünce bir ansiklopedi dağıldı ve kağıtları yere uçtu sanki.” Ailesi dışında Mualla Özbek, Mustafa Taviloğlu ve Aykut Hamzagil’in kendisine verdiği destekleri unutamayan, doğu kökenli ve daha çok ‘tramlı müziklerden’ hoşlanan, Bilgi Üniversitesi’nde Nesrin Topkapı’dan oryantal dans kursları alan ve insanları incelemeye meraklı olan Tunusluoğlu, hayatın, faturaları ödemek için para kazanmak dışında başka bir anlamı daha olduğunun bilincindedir: “Dini fikirlerimi de size söylemek isterim. Sonuçta bence gerçek içsel sevgi önemli. Allah gibi büyük bir gücün var olduğuna inanmak istiyorum. Allah’ın herkese aynı yeteneği verdiğine inanıyorum. Sadece kendini ifade etme biçimindeki cesarettir, bizi farklı kılan.”
Gamze Gözalan
Gamze Gözalan ( 1962)
Doğum Tarihi 1962
Boy 165
Kilo 85
Göz Rengi Kahverengi
Sinema Filmleri ve Yönetmenleri
Abuk Sabuk Bir Film ( Şerif Gören )
Varyemez ( Orhan Aksoy )
T.R.T’de çeşitli TV. Filmleri
TV Yapımları ve Yönetmenleri
Fosforlu Cevriye ( Ümit Elçi )
Melek Karım ( Adem Elçi )
Duygu Çemberi ( Kartal Tibet )
Tanrı Misafiri ( Kartal Tibet )
Baskül Ailesi ( Berrin Dağçınar )
Özel Beceriler
Yüzme , bisiklet , müzik , sunuculuk.
Arzum Onan
Arzum Onan
31 Ekim 1973 yılında Ankara’da, Memur bir ailenin tek çocuğu olarak doğdu. İlkokulu Ankara, Orta ve Liseyi İstanbul’da tamamladı. Endüstri Meslek Lisesi, Yapı Ressamlığı bölümünden mezun oldu. 1992 Yılında Gaye Sökmen Ajans da Mankenlik ve Modelliğe başladı. 1993 yılı Nisan’ında ‘Mıss Turkey’ yarışmasında ‘Türkiye Güzeli’, aynı yılın Temmuz ayında ‘Mıss Europe’ yarışmasında ‘Avrupa Güzeli’ seçildi. 1996 yılında Aktör Mehmet Aslantuğ’la evlendi. Önemli bir reklam kampanyasıyla üç yıl kamera karşısına geçti. 1997 yılında dört yıl sürecek yoğun tempolu bir Televizyon dizisi (Sıcak Saatler) için çalışmaya başladı. Bu tarihten itibaren, genellikle kamu yararına gerçekleştirilen özel defilelerde modellik yapmakta ‘Can’ adında bir oğlu var.
FİLM ve TV DRAMALARI
Yeni Bir Yıldız Film 1996
Sıcak Saatler Drama 1997-1998-1999-2000
Aşk ve Hüzün Drama 2000
Zeybek Ateşi Drama 2002
Abdülkadir Aksu
Abdülkadir Aksu ( 1944)
İstanbul Milletvekili-AKP
DİYARBAKIR -1944, Muzaffer, Vedia - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi - Almanca - Mülki İdare Amiri, Vali - Kaymakam, Malatya Emniyet Müdürü, Kahramanmaraş Vali Vekili, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Rize Valisi ve Belediye Başkanı, Merkez ve Gaziantep Valisi - XVIII, XX nci Dönem Diyarbakır Milletvekili - İçişleri, Devlet Eski Bakanı - Evli, 2 Çocuk.
XXXXX
58.HÜKÜMET İÇİŞLERİ BAKANI ABDULKADİR AKSU
Abdulkadir Aksu 1944 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlköğretimini Diyarbakır Cumhuriyet İlkokulu’nda, orta öğrenimini Ziya Gökalp Lisesi’nde yaptı.
1968 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olan Aksu, aynı yıl Diyarbakır Maiyet Memurluğuna atandı. Aksu, staj dönemi içinde Ergani Kaymakam Refikliği, Bismil İlçesi Sinan Bucak Müdürlüğü, Genç, Akçadağ ve Doğanşehir Kaymakamlığı yaptı. 1970 yılında 50′nci Dönem Kaymakamlık Kursu’nu bitiren Aksu, Kınık Kaymakamlığı’na atandı.
1971-1973 yılları arasında askerlik görevini yapan Aksu, daha sonra sırasıyla, 1973-1976 yılları arasında Sarıkaya Kaymakamlığı, 1 Eylül 1976-9 Ekim 1977 tarihleri arasında Malatya Emniyet Müdürlüğü, 9 Ekim 1977-30 Ocak 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş Valiliği ve 1980 Eylül ayına kadar Merkez Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
Aksu, 29 Ağustos 1980 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Rize Valiliği’ne, 17 Ekim 1980 tarihli Kararnameyle de Merkez Valiliği’ne atandı. Abdulkadir Aksu, Rize Valiliği sırasında Belediye Başkanlığı görevini de yürüttü.
9 Şubat 1984-18 Eylül 1987 tarihleri arasında Gaziantep Valiliği yapan ve 1985 yılında Yılın Bürokratı seçilen Aksu, 29 Kasım 1987 tarihinde Anavatan Partisi’nden 18′nci Dönem Diyarbakır Milletvekili seçildi, Aralık 1987 tarihinde de Anavatan Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekili oldu.
31 Mart 1989 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na atanan Aksu, bu görevini 24 Haziran 1991 tarihine kadar yürüttü.
Abdulkadir Aksu, 24 Aralık 1995′te ANAP Diyarbakır Milletvekili olarak Parlamentoya girdikten kısa bir süre sonra ANAP Grup Başkan Vekilliğine daha sonra da GAP’tan Sorumlu Devlet Bakanlığı’na getirildi.
16 Ağustos 1996 tarihinde Refah Partisi’ne (RP) katılan Aksu, bu partide Genel İdare Kurulu üyesi ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Aksu, RP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra Fazilet Partisi’ne (FP) girdi.
FP’nin kapatılmasının ardından yeni kurulan AK Parti’ye katılan Aksu, bu partide Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyordu.
Aksu, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimde İstanbul 3. Bölgeden milletvekili seçildi.
Evli ve iki çocuk sahibi olan Aksu, Almanca biliyor.
Abdülkadir Akcan
Abdülkadir Akcan ( 1952)
Bayındırlık Bakanı -Afyon MHP Milletvekili
BOLVADİN - 1952, Bekir Sami, Ayşe Dudu - Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Almanya Hannover Veteriner Yüksekokulu Hayvan Yetiştiriciliği ve Kalıtım Araştırmaları Enstitüsü Doktora - Almanca - Veteriner Hekim, Profesör Dr., Öğretim Üyesi - A.Ü. Veteriner Fakültesi Çiftlik Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi, F.Ü.Veteriner Fakültesi Dekanı, F.Ü.Yönetim Kurulu, Senatosu Üyesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Fakültesi Kurucu Dekanı ve Öğretim Üyesi - Evli, 2 Çocuk.
HAKKINDA YAZILANLAR
Yeni Bakan Akcan
Milliyet 20 Eylül 2001
İstifa eden Koray Aydın’ın yerine MHP Afyon Milletvekili Prof. Abdülkadir Akcan atandı. Başbakan Bülent Ecevit, Akcan’ın atama kararını açıklarken “Memlekete hayırlı olsun” dedi.
Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden mezun olan Akcan, Almanya Hannover Veterinerlik Yüksek Okulu Hayvan Yetiştiriciliği ve Kalıtım Araştırmalararı Enstitüsü’nde doktora yaptı. Akcan, evli ve iki çocuk babası.
Abdülhaluk Mehmet Çay
Abdülhaluk Mehmet Çay ( 1945)
İSKİLİP - 1945, İsmail, Nuriye - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Aynı Fakültede Doktora - Fransızca, Farsça - Prof. Dr., Öğretim Üyesi - Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Üyesi, Türk Tarih Kurumu Asli Üyesi, TÜDEV Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı - Devlet Bakanı- Evli, 2
Abdülhak Hamit Tarhan
Abdülhak Hamit Tarhan ( 05.02.1851)- (12.04.1937)
Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.
Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.
İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem’le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.
Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.
ESERLERİ
Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).
Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).
MAKBER’den
Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede, gelip ezelden,
Ben gittim, o hak-sar kaldı.
Bir guşede tarumar kaldı.
Baki o enis-i dilden eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.
Abdülbaki Ataç
Abdülbaki Ataç ( 1950)
1950 yılında Balıkesir’de doğdu. İlk, Orta ve Liseyi Balıkesir’de tamamladı. 1971′de I. Ü. Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Balıkesir’de serbest Avukat olarak çalıştı. DYP Il Başkanlığı ve Il Genel Meclis Üyeliği yaptı. DYP Merkez İlçe Avukatlığını da yürüten Abdülbaki Ataç, uzun süre Balıkesir Yüksek Öğrenim Vakfı Başkanlığında bulundu. Balıkesir Milletvekili, DYP Genel İdare Kurulu Üyesi Abdülbaki Ataç, Kasım 1993′te Devlet Bakanlığı yaptı. Evli olan Ataç, az Fransızca ve az Arapça biliyor.
Abdurrahman Şeref
Abdurrahman Şeref ( 1853)- (1925)
Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak’anüvisti. 1853′te İstanbul’da doğdu. 1925′te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873’te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A’yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak’anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A’yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.
Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul’a gelip A’yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref’in a’yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923’te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara’ya gidip Kızılay’a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul’a döndü. 1925’te öldü. Mezarı Edirnekapı’dadır.
Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.
ESERLERİ
Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi’nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.


