Mehmet Gül
Mehmet Gül
1950 yılında Yozgat’ta doğan Mehmet Gül, bir dönem ülkücü hareketin liderliğini de yaptı. Türkiye, Mehmet Gül adını ilk olarak 16 Mart 1978′de İstanbul Üniversitesi’nde okuldan çıkan öğrencilerin üzerine ateş açılmasıyla tanıdı. 7 kişinin öldüğü, 41 kişinin de yaralandığı olaya Gül’ün de adı karıştı. Gül, yargılandığı davadan beraat etti ancak dosya bir türlü aydınlatılamadı.
-KATLİAM SANIKLIĞINDAN MİLLETVEKİLLİĞİNE-
Gül, 21. dönemde MHP’den İstanbul Milletvekilli olarak seçildi. Milletvekilliği döneminde ilginç çıkışlarıyla tanınan Gül, bazı milletvekilleriyle birlikte Küba’ya giderek, başında Che beresiyle kurt işareti yaparak poz verdi.
Daha sonra Devlet Bahçeli tarafından MHP’den uzaklaştırılan Gül’ün ismi kamuoyunda mini Susurluk olarak bilinen Matkap Operasyonda da geçti. Kendilerini “JİTEM’ciyiz, Yeşil`in adamıyız” diye tanıtarak çalıştıkları öne sürülen suç örgütüne yönelik operasyonda aranan Gül, bir süre sonra İstanbul Emniyeti’ne giderek ifade verdi. Gül, Emniyet’ten ayrılırken “Yanlışımız olmaz. Buna mazimiz ve bugünkü durumumuz kefildir” dedi.
Mehmet Gül, (d. 1950, Yozgat, Türkiye – ö. 13 Mart 2008, Kiev, Ukrayna), Türk hukukçu, siyasetçi, iş adamı ve TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili.
Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yapan Mehmet Gül, bu yıllarda ülkücü hareketlerin başını çekmiştir. 16 Mart 1978′de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yaşanan, öğrencilerin üzerine ateş açılması olayına adı karışmıştır.[1] 7 kişinin öldüğü, 41 kişinin de yaralandığı olay hakkında açılan davada, Mehmet Gül de yargılanmıştır. Olay aydınlatılamamış; fakat Gül, delil yetersizliğinden ötürü beraat etmiştir. Gül’ün adı, ilerleyen yıllarda da çeşitli soruşturmalarda geçmiştir.[2]
Milliyetçi Hareket Partisi’nden TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili seçilen Mehmet Gül, kamuoyunda ilginç çıkışlarıyla tanınmıştır.[1] Mehmet Gül ayrıca TÜMİSAD Başkanlığı, 75. Yıl Spor Kulübü Başkanlığı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü üyeliği görevlerinde bulunmuştur.[3]
Mehmet Gül, Hepatit B’ye yakalanmış; 2007 yılında bu hastalık siroza dönüşmüştür. Bunun sonucu, Gül’e aynı yıl karaciğer nakli gerçekleştirilmiştir.[4]
İş adamı olan Mehmet Gül, mesleği nedeniyle son dönemlerde sık sık Ukrayna’ya gitmiş ve oradaki iş adamlarıyla temasa geçmiştir. Ölümünden yaklaşık bir hafta önce 8 Mart 2008′de, yine Ukrayna’ya gitmiş, burada Çernovski ve Kertaski’yi ziyaret etmiştir. 12 Mart 2008 tarihinde ülkenin başkenti Kiev’e geçen Gül, aynı gün burada bir rahatsızlık geçirmiştir. Geçirdiği rahatsızlığın ardından hastaneye kaldırılan Gül, 13 Mart 2008 günü TSİ 17:30 sularında hayata veda etmiştir.[5] Mehmet Gül’ün kan pıhtılaşması nedeniyle yaşamını yitirdiğinden şüphelenilmektedir; fakat ölüm nedeni henüz kesinleşmemiştir.[4]
Eski MHP İstanbul milletvekili Mehmet Gül, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yaşamını yitirdi. Gül’ün cenazesi cumartesi günü Türkiye’ye getirilecek.
Alexander Graham Bell 2
Mart 3, 2008 by admin
Filed under bilim adamı
Alexander Graham Bell
Yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası durumuna gelen telefon 125 yıl önce 10 Mart 1876 günü doğdu. Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.
Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.
Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. İlisha Gray bunlardan biriydi.
İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:
“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”
Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 125 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı.
Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi. Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de sağırları unuttu. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır. Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.
Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu. Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.
Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı. Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.
Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.
Alexander Graham Bell
Mart 3, 2008 by admin
Filed under bilim adamı
Alexander Graham Bell kimdir-Alexander Graham Bell hayatı,biyografisi
Telefonu icat eden kişi
Yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası durumuna gelen telefon 125 yıl önce 10 Mart 1876 günü doğdu. Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.
Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.
Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. İlisha Gray bunlardan biriydi.
İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:
“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”
Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 125 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı.
Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi. Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de sağırları unuttu. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır. Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.
Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu. Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.
Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı. Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.
Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.
O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:
“Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat…”
Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.
Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu evlere ve iş yerlerine yayıldı.
Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı.
Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield’ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.
1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.”
Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın gelişen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletişimi işaret ettiğini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde başka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak değil hissederek elde edeceği günleri tartışıyor.
Sağırlığa karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı…
Alexander Graham Bell, (d. 3 Mart 1847, Edinburgh İskoçya - ö. 2 Ağustos 1922, Baddeck Kanada), 1876′da telefonun icadı ile tanınan Alexander Graham Bell önce Ontario’ya, daha sonra Boston’a yerleşti.
Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.
Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.
Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Ilisha Gray bunlardan biriydi.
İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:
“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”
Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 131 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.
Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de sağırları unuttu. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır.
Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.
Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.
Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.
Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı.
Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.
Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.
O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:
“Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat…”
Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.
Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu evlere ve iş yerlerine yayıldı.
Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield’ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.
1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.”
Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın gelişen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletişimi işaret ettiğini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde başka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak değil hissederek elde edeceği günleri tartışıyor.
Sağırlığa karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı…
Alexander Graham Bell (booklet). Halifax, Nova Scotia: Maritime Telegraph & Telephone Limited, 1979.
Bruce, Robert V. Bell: Alexander Bell and the Conquest of Solitude. Ithaca, New York: Cornell University Press, 1990. ISBN 0-80149691-8.
Black, Harry. Canadian Scientists and Inventors: Biographies of People who made a Difference. Markham, Ontario: Pembroke Publishers Limited, 1997. ISBN 1-55138-081-1.
Boileau, John. Fastest in the World: The Saga of Canada’s Revolutionary Hydrofoils. Halifax, Nova Soctia: Formac Publishing Company Limited, 2004. ISBN 0-88780-621-X.
Dunn, Andrew. Alexander Graham Bell (Pioneers of Science series). East Sussex, UK: Wayland (Publishers) Limited, 1990. ISBN 1-8521-958-0.
Eber, Dorothy Harley. Genius at Work: Images of Alexander Graham Bell. Toronto: McClelland and Stewart, 1982. ISBN 0-7710-3036-3.
Evenson, A. Edward. The Telephone Patent Conspiracy of 1876: The Elisha Gray - Alexander Bell Controversy. Jefferson, North Carolina: McFarland Publishing, 2000. ISBN 0-7864-0138-9.
Gray, Charlotte. Reluctant Genius: Alexander Graham Bell and the Passion for Invention. New York: Arcade Publishing, 2006. ISBN 1-55970-809-3.
Groundwater, Jennifer. Alexander Graham Bell: The Spirit of Invention. Calgary: Altitude Publishing, 2005. ISBN 1-55439-006-0.
Grosvenor, Edwin S. and Wesson, Morgan. Alexander Graham Bell: The Life and Times of the Man Who Invented the Telephone. New York: Harry N. Abrahms, Inc., 1997. ISBN 0-8109-4005-1.
Mackay, James. Sounds Out of Silence: A life of Alexander Graham Bell. Edinburgh: Mainstream Publishing Company, 1997. ISBN 1-85158-833-7.
MacLeod, Elizabeth. Alexander Graham Bell: An Inventive Life. Toronto: Kids Can Press, 1999. ISBN 1-55074-456-9.
Matthews, Tom L. Always Inventing: A Photobiography of Alexander Graham Bell. Washington, DC: National Geographic Society, 1999. ISBN 0-7922-7391-5.
Micklos, John Jr. Alexander Graham Bell: Inventor of the Telephone. New York: Harper Collins Publishers Ltd., 2006. ISBN 978-0-06-057618-9.
Parker, Steve. Alexander Graham Bell and the Telephone(Science Discoveries series). New York: Chelsea House Publishers, 1995. ISBN 0-7910-3004-0.
Petrie, A. Roy. Alexander Graham Bell. Don Mills, Ontario: Fitzhenry & Whiteside Limited, 1975. ISBN 0-88902-209-7.
Phillips, Allan. Into the 20th Century: 1900/1910 (Canada’s Illustrated Heritage). Toronto: Natural Science of Canada Limited, 1977. ISBN 0-9196-4422-8.
Ross, Stewart. Alexander Graham Bell (Scientists who Made History series). New York: Raintree Steck-Vaughn Publishers, 2001. ISBN 0-7398-441-6.
Town, Florida. Alexander Graham Bell. Toronto: Grolier Limited, 1988. ISBN 0-7172-1950-X.
Tulloch, Judith. The Bell Family in Baddeck: Alexander Graham Bell and Mabel Bell in Cape Breton. Halifax: Formac Publishing Company Limited, 2006. ISBN 978-0-88780-713-8.
Walters, Eric. The Hydrofoil Mystery. Toronto: Puffin Books, 1999. ISBN 0-14-130220-8.
Webb, Michael, ed. Alexander Graham Bell: Inventor of the Telephone. Mississauga, Ontario, Canada: Copp Clark Pitman Ltd., 1991. ISBN 0-7730-5049-3.
Winfield, Richard. Never the Twain Shall Meet: Bell, Gallaudet, and the Communications Debate. Washington, DC: Gallaudet University Press, 1987. ISBN 0-913580-99-6.
Wing, Chris. Alexander Graham Bell at Baddeck. Baddeck, Nova Scotia: Christopher King, 1980.
Further reading
Bender, Lionel. Invention (Eyewitness Books series). London: Dorling Kindersley Books, 1991. ISBN 0-7737-2464-8.
Coe, Lewis. The Telephone and Its Several Inventors: A History. Jefferson, North Carolina: McFarland Publishing, 1995. ISBN 0-7864-0138-9.
Costain, Thomas. The Chord of Steel: Alexander Graham Bell and the Invention of the Telephone. Garden City, New York: Doubleday and Company, 1960.
Aysel Gürel
Aysel Gürel (d. 7 Şubat 1929, Denizli - ö. 17 Şubat 2008, İstanbul), Türk söz yazarı ve tiyatro oyuncusu.
Sinema oyuncusu Müjde Ar ile sinema ve tiyatro oyuncusu Mehtap Ar’ın annesi olan söz yazarı Aysel Gürel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümü mezunu olup, şarkı sözü yazarlığının yanı sıra, Türkolog, edebiyat öğretmeni, tiyatro oyuncusu ve şairdi.
Şarkıları arasında dillerde marş olan Firuze, Ünzile, Yalnızca Sitem, 1945, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Değer mi?, Sır, Yolun Başı, Sarıl Bana, Ateşle Barut, Zor Kadın, Aşk, Yanarım, Vur Yüreğim, Abone, Zorba Aşk, Dönmeyeceğim, Ayrıldık İşte, Son Dua, Gençlik Başımda Duman (Ateş Böceğim), Bilmem Hatırladın Mı?, Deli Balım, Yörük Yaylası, Arabesk bulunuyor.
Aysel Gürel kendisini şöyle tanımlar; İki ayrı Aysel Gürel var. Biri perukasını takar, makyajını yapıp delimtrak hareketlerle ilgi çeker ve lafı patlatır. Sabah kalktığında kapıyı çekip Amerika’ya gidebilecek bir Aysel. Bağımsız, özgür bir kadın. Diğeri de öğretmen kimliğinde, kültürlü; bunu çekinmeden söylüyorum,çünkü kültür Türkiye’de tamamen dibe vurdu. Alfabeyi okuyana, internetin başına oturup yazan çizene ne kültürlü diyorlar. Kültür sonsuza kadar okumaktan geçer.
Şiir Şimdi ve Senin İçin Sana Değil isimli iki de kitabı bulunan Gürel, şu filmlerde rol aldı:
Meyhane Köşeleri Tek Kollu Canavar Yurda Dönüş Mıstık Gümüş Gerdanlık Silemezler Gönlümden Hop Dedik Kazım Öyle Olsun Tantana Kardeşler Kaybolan Saadet Arzu Yansın Bu Dünya Fosforlu Cevriye
Bendeniz Aysel dizisinde de rol alan Aysel Gürel, son olarak Aysun Kayacı ile birlikte bir meşrubat firmasının reklamında rol almıştı.
Sezen Aksu’nun seslendirdiği; Ünzile, Firuze, Sen Ağlama ve Sitem gibi klasikleşmiş şarkıların sözleri de Aysel Gürel’e aittir.
2008 yılı başlarında rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırıldı ve geçirdiği ağır bronşit sonucu ciğerlerinde meydana gelen kanama ve karaciğer yetersizliği sebebiyle vefat etti.
Aysel Gürel, ölmeden önce de Türk kadınlarına şu mesajı veriyordu: “bilsinler ki ben 80 yaşıma kadar çalıştım ve dimdik ayaktayım. Hiç durmadan çalıştım.Çalışmak ve ayakta kalmak güç ama ben başardım, tüm kadınlar da başarabilir.Türk kadınlarına bu örnek olsun. Çalışmaktan yılmasınlar.”
Aysel Gürel ölmeden önce de ‘Gençlere sahip çıkın, onların elinden tutun’ dedi.
Aysel Gürel 17 şubat 2008 pazar günü 16.30′da hayata gözlerini yumdu.
Sanat ve siyaset dünyasından geniş katılımlı bir cenaze töreninin ardından,Zincirlikuyu Mezarlığı’na alamet-i farikasi olan pembe peruğu ve kalın çerçeveli kırmızı gözlükleri ile defnedildi.
kaynak: wikipedia.org
Irak Harekatı Bitti
RÜZGARI BİLE ÜRKÜTTÜ
Türkiye’nin Irakta Düzenlediği Kara Harekatı Sona Erdi. Soğuk hava ve zor şartlar yanında pkk ile mücadele eden Şanlı Türk Askerimiz harekatı sona erdirdi. Gereklihedeflere ulaşıldığı belirtilen harekatın bitişi birçok soruyu beraberinde getirdi peki şimdi ne olacak ?
Başbakan askere neden kızıyor?
Başbakan askere olan kızgınlığını artık gizleyemiyor. Dahası, bu kızgınlığın sadece emeklileri kapsamadığı da kendi ifadeleriyle ortada.. Hatırlayın Başbakan Erdoğan İngiltere dönüşünde kendine “Genelkurmay Başkanı, sınır ötesi harekat Başbakan’ın 5 Kasım’daki ABD gezisinden sonra gündeme gelebilir” mealindeki sözlerini soran gazeteciye “Bu iş Genelkurmay Başkanının değil, benim işim” cevabını vermişti… Keza Erdoğan yine Meclis’deki Grup konuşmasında emekli veya da muvazzaf diyerek bütün askeri camiayı hedef almıştı… Peki ama neden? Hele de böylesine savaşın eşiğindeyken askeri karşısına almak niye? Muhtemelen:
1) Erdoğan askerin sınır ötesi olayında inisiyatif almasından rahatsız.
2) Erdoğan sınır ötesi harekat durumunda rüzgarın asker yönünde eseceğinden ürküyor.
3) Başbakan toplumda var olan infial tablosuna TSK’nın tutum almamasına kızıyor.
4) Oluşan iklimin askere yaradığını ve psikolojik üstünlüğün muhtıradan sonra ilk kez askere geçtiğini düşünüyor.
5) Emekli askerlerin toplumu ajite ettiklerini ve de psikolojik olarak hükümete karşı konumlandırdıklarını düşünüyor.
TAKİYE BİTTİ
DTP artık ismini PKK diye değiştirmeli!
Artık takiyenin gereği kalmadı. DTP’nin, PKK’nın siyasi kanadı olduğu resmen ve alenen bizatihi DTP’liler tarafından da ilan edildi.. Öcalan’ın serbest bırakılmasından, onun siyasi hareketin başına geçmesine kadar her şey parti görüşü olarak teklif dahi ediliyor… Benim anlayamadığım, bu ülkede Cumhuriyet Savcılarının ne için var oldukları ve maaşlarını niçin aldıklarıdır? Bu ülkede bu satırların yazarına, TMSF Başkanı için “Bu adam TMSF Medyası ile AKP’ye hizmet ediyor” mealinde saygı üslubu ile yazılmış bir yazıya, hazırlık soruşturması dahi olmaksızın dava açabilen savcılar var, ancak 35 bin kişiye kasteden bir alçağa kahramanlık payesini teklif eden meydan okumalara, dava açabilecek bir savcı yok öyle mi? Kimse bana hikaye anlatmasın, bugünkü tablodan hepimiz kadar bu sinmiş ya da sindirilmiş yargı da pay sahibidir… Yargı bu tutumları ile olumlu olan imajından gediker açıyor bizden uyarması.


