Mehmet Gül
Mehmet Gül
1950 yılında Yozgat’ta doğan Mehmet Gül, bir dönem ülkücü hareketin liderliğini de yaptı. Türkiye, Mehmet Gül adını ilk olarak 16 Mart 1978′de İstanbul Üniversitesi’nde okuldan çıkan öğrencilerin üzerine ateş açılmasıyla tanıdı. 7 kişinin öldüğü, 41 kişinin de yaralandığı olaya Gül’ün de adı karıştı. Gül, yargılandığı davadan beraat etti ancak dosya bir türlü aydınlatılamadı.
-KATLİAM SANIKLIĞINDAN MİLLETVEKİLLİĞİNE-
Gül, 21. dönemde MHP’den İstanbul Milletvekilli olarak seçildi. Milletvekilliği döneminde ilginç çıkışlarıyla tanınan Gül, bazı milletvekilleriyle birlikte Küba’ya giderek, başında Che beresiyle kurt işareti yaparak poz verdi.
Daha sonra Devlet Bahçeli tarafından MHP’den uzaklaştırılan Gül’ün ismi kamuoyunda mini Susurluk olarak bilinen Matkap Operasyonda da geçti. Kendilerini “JİTEM’ciyiz, Yeşil`in adamıyız” diye tanıtarak çalıştıkları öne sürülen suç örgütüne yönelik operasyonda aranan Gül, bir süre sonra İstanbul Emniyeti’ne giderek ifade verdi. Gül, Emniyet’ten ayrılırken “Yanlışımız olmaz. Buna mazimiz ve bugünkü durumumuz kefildir” dedi.
Mehmet Gül, (d. 1950, Yozgat, Türkiye – ö. 13 Mart 2008, Kiev, Ukrayna), Türk hukukçu, siyasetçi, iş adamı ve TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili.
Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yapan Mehmet Gül, bu yıllarda ülkücü hareketlerin başını çekmiştir. 16 Mart 1978′de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yaşanan, öğrencilerin üzerine ateş açılması olayına adı karışmıştır.[1] 7 kişinin öldüğü, 41 kişinin de yaralandığı olay hakkında açılan davada, Mehmet Gül de yargılanmıştır. Olay aydınlatılamamış; fakat Gül, delil yetersizliğinden ötürü beraat etmiştir. Gül’ün adı, ilerleyen yıllarda da çeşitli soruşturmalarda geçmiştir.[2]
Milliyetçi Hareket Partisi’nden TBMM 21. Dönem İstanbul Milletvekili seçilen Mehmet Gül, kamuoyunda ilginç çıkışlarıyla tanınmıştır.[1] Mehmet Gül ayrıca TÜMİSAD Başkanlığı, 75. Yıl Spor Kulübü Başkanlığı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Başkanlığı ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü üyeliği görevlerinde bulunmuştur.[3]
Mehmet Gül, Hepatit B’ye yakalanmış; 2007 yılında bu hastalık siroza dönüşmüştür. Bunun sonucu, Gül’e aynı yıl karaciğer nakli gerçekleştirilmiştir.[4]
İş adamı olan Mehmet Gül, mesleği nedeniyle son dönemlerde sık sık Ukrayna’ya gitmiş ve oradaki iş adamlarıyla temasa geçmiştir. Ölümünden yaklaşık bir hafta önce 8 Mart 2008′de, yine Ukrayna’ya gitmiş, burada Çernovski ve Kertaski’yi ziyaret etmiştir. 12 Mart 2008 tarihinde ülkenin başkenti Kiev’e geçen Gül, aynı gün burada bir rahatsızlık geçirmiştir. Geçirdiği rahatsızlığın ardından hastaneye kaldırılan Gül, 13 Mart 2008 günü TSİ 17:30 sularında hayata veda etmiştir.[5] Mehmet Gül’ün kan pıhtılaşması nedeniyle yaşamını yitirdiğinden şüphelenilmektedir; fakat ölüm nedeni henüz kesinleşmemiştir.[4]
Eski MHP İstanbul milletvekili Mehmet Gül, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yaşamını yitirdi. Gül’ün cenazesi cumartesi günü Türkiye’ye getirilecek.
Irak Harekatı Bitti
RÜZGARI BİLE ÜRKÜTTÜ
Türkiye’nin Irakta Düzenlediği Kara Harekatı Sona Erdi. Soğuk hava ve zor şartlar yanında pkk ile mücadele eden Şanlı Türk Askerimiz harekatı sona erdirdi. Gereklihedeflere ulaşıldığı belirtilen harekatın bitişi birçok soruyu beraberinde getirdi peki şimdi ne olacak ?
Başbakan askere neden kızıyor?
Başbakan askere olan kızgınlığını artık gizleyemiyor. Dahası, bu kızgınlığın sadece emeklileri kapsamadığı da kendi ifadeleriyle ortada.. Hatırlayın Başbakan Erdoğan İngiltere dönüşünde kendine “Genelkurmay Başkanı, sınır ötesi harekat Başbakan’ın 5 Kasım’daki ABD gezisinden sonra gündeme gelebilir” mealindeki sözlerini soran gazeteciye “Bu iş Genelkurmay Başkanının değil, benim işim” cevabını vermişti… Keza Erdoğan yine Meclis’deki Grup konuşmasında emekli veya da muvazzaf diyerek bütün askeri camiayı hedef almıştı… Peki ama neden? Hele de böylesine savaşın eşiğindeyken askeri karşısına almak niye? Muhtemelen:
1) Erdoğan askerin sınır ötesi olayında inisiyatif almasından rahatsız.
2) Erdoğan sınır ötesi harekat durumunda rüzgarın asker yönünde eseceğinden ürküyor.
3) Başbakan toplumda var olan infial tablosuna TSK’nın tutum almamasına kızıyor.
4) Oluşan iklimin askere yaradığını ve psikolojik üstünlüğün muhtıradan sonra ilk kez askere geçtiğini düşünüyor.
5) Emekli askerlerin toplumu ajite ettiklerini ve de psikolojik olarak hükümete karşı konumlandırdıklarını düşünüyor.
TAKİYE BİTTİ
DTP artık ismini PKK diye değiştirmeli!
Artık takiyenin gereği kalmadı. DTP’nin, PKK’nın siyasi kanadı olduğu resmen ve alenen bizatihi DTP’liler tarafından da ilan edildi.. Öcalan’ın serbest bırakılmasından, onun siyasi hareketin başına geçmesine kadar her şey parti görüşü olarak teklif dahi ediliyor… Benim anlayamadığım, bu ülkede Cumhuriyet Savcılarının ne için var oldukları ve maaşlarını niçin aldıklarıdır? Bu ülkede bu satırların yazarına, TMSF Başkanı için “Bu adam TMSF Medyası ile AKP’ye hizmet ediyor” mealinde saygı üslubu ile yazılmış bir yazıya, hazırlık soruşturması dahi olmaksızın dava açabilen savcılar var, ancak 35 bin kişiye kasteden bir alçağa kahramanlık payesini teklif eden meydan okumalara, dava açabilecek bir savcı yok öyle mi? Kimse bana hikaye anlatmasın, bugünkü tablodan hepimiz kadar bu sinmiş ya da sindirilmiş yargı da pay sahibidir… Yargı bu tutumları ile olumlu olan imajından gediker açıyor bizden uyarması.
Benazir Butto
Benazir Butto (UFA:beːnəziːr bɦʊʈːoː, 21 Haziran 1953, Karaçi - 27 Aralık 2007, Ravalpindi), iki kez Pakistan başbakanlığı yapmış siyasetçi. 1999-2007 yılları arasında yurtdışında sürgünde yaşadı. 18 Ekim 2007′de seçimlere katılmak üzere Pakistan’a geri döndü. Ravalpindi’de katıldığı seçim mitinginden ayrılırken bir suikast sonucu yaşamını yitirdi.
Gençliği ve eğitimi
Benazir Butto 21 Haziran 1953 tarihinde Karaçi’de doğdu. Babası eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto, İngiltere’nin Oxford Üniversitesi’nde hukuk eğitimini yeni tamamlamıştı. Annesi ise İran Kürtlerinden Begüm Nusret Butto’dur.
Benazir Butto Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gördü.[1] 1973 yılında Harvard Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. 1977 yılında ise Oxford Üniversitesi’de Uluslararası Hukuk ve Diplomasi dallarında üst lisans eğitimi gördü.
Politikaya girişi
Butto Oxford Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Pakistan’a geri döndü. Babasının tutuklanıp idam edilmesinden sonra bir süre ev hapsinde kaldı. 1984 yılında yurt dışına çıkmasına izin verilmesiyle, Büyük Britanya’ya taşındı ve orada sürgünde babasının muhalefet partisinin liderliğini yaptı. 1987 yılında çimento fabrikatörü Asif Ali Zardari ile evlendi. Çiftin Bilaval, Bahtiyar ve Asife adlarında 3 çocukları oldu.
Askeri cuntanın şefi Ziya ül Hak’ın 1988′de ölümünden sonra Pakistan’da 1977 yılından beri ilk kez serbest seçimler yapıldı. 19 Kasım 1988 tarihindeki bu seçimleri kazanan Butto, ilk kez bir müslüman ülkenin kadın başbakanı oldu. 2 Aralık’ta başbakan olarak göreve başladı. Yoğun yolsuzluk suçlamaları altında kalan hükümet 20 ay kadar sonra, askeri güçlerin desteğindeki devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından, yeni seçimlere gidileceği gerekçesiyle devrildi. Ancak Butto aleyhindeki suçlamalar yargıya yansımadı. Yeni hükümeti Navaz Şerif kurdu. 1993 yılında Butto yeniden seçildiyse de, 3 yıl sonra hükümet yine yolsuzluk suçlamaları altında, devlet başkanı Faruk Leghari tarafından düşürüldü. Yüksek mahkeme de devlet başkanının kararını onayladı. Ancak Butto ve eşi Zardari hakkındaki suçlamaların doğruluğu kesinleşmedi.
Butto’ya yönelik eleştirilerin başlıca kaynağı hakkındaki yolsuzluk iddiaları ve Butto’nun ulusal reformları sonucu politik güçlerini yitirmeye başlayan Pencab bölgesindeki zengin toprak sahipleri ve bu bölgenin seçkinleriydi. Butto eski feodal yapıya karşı mücadele etti ve bu yapıyı Pakistan’ın stabilizasyonu önündeki engel olarak niteledi.
1999 yılında, Pervez Müşerref’in liderliğinde gerçekleşen askeri darbe sonrasında Pakistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentine yerleşti. 2002 yılında Pervez Müşerref pratikte Benazir Butto’nun tekrar başbakan seçilmesini önlemek amacıyla başbakanların en fazla iki dönem görev yapabilecekleri yolunda bir anayasa değişikliği yaptı.
2007 yılında Pervez Müşerref, Benazir Butto’yla Pakistan’a geri dönmesine zemin hazırlamak üzere müzakerelere başladı. Böylece Butto’nun Ocak 2008′de yapılacak olan başbakanlık seçimlerine muhalefet lideri olarak katılma olasılığı doğdu. Butto hakkında açılan davaların o zamana kadar sonuçlanması bekleniyordu.
Sürgünden dönüşü ve ilk suikast girişimi
Seçim çalışmalarına katılmak üzere Pakistan’a dönüş kararı alan Butto’ya karşı, El Kaide örgütünün saldırı tehdidinde bulunması üzerine, Müşerref, Butto’nun dönüşünü ertelemesini ve yüksek mahkemenin kendisiyle ilgili af istemine ilişkin kararını beklemesini istedi. Bu isteğe uymayan Benazir Butto, 18 Ekim 2007 gecesi, 8 yıllık sürgünden sonra Pakistan’a geri döndü. Ancak yandaşlarının sevgi gösterileriyle karşılanan Butto aynı gün bombalı bir suikast girişimine hedef oldu. Karaçi kenti yakınlarında gerçekleşen ve Benazir Butto’nun yara almadan kurtulduğu bu saldırıda 138 kişi yaşamını yitirdi, 248 kişi de yaralandı.
Butto, 27 Aralık 2007 tarihinde Ravalpindi’de düzenlediği seçim mitinginin ardından gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybetti. Bir intihar saldırganı, mitingin ardından aracının açılır tavanından çıkıp halkı selamlamakta olan Butto’nun aracına yaklaşarak, üç el ateş etti. Yaptığı üç atışı da isabet ettiremeyen saldırgan, ardından üzerindeki bombaları patlattı. Patlamanın şiddetiyle başının sağ tarafını aracının sunroofunun koluna çarpan Benazir Butto hastaneye ağır yaralı olarak kaldırıldı.[2] Kafatasında kırık oluşan Butto ameliyata alındı; fakat kurtarılamadı.Butto’nun yerel saatle 18:16, Türkiye saati ile de 15:16′da öldüğü açıklandı.[3]
Saldırıdan sonra suikastın sorumluluğunu El-Kaide üstlendi.[4] Ancak birkaçgün aradan sonra Pakistan İçişleri Bakanlığı’nın iddiasının tersine, suçlanan El-Kaide liderlerinden Beytullah Mahsud suikastle ilgisi olmadığını öne sürdü.[5] Saldırıda en az 20 kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.[3]
Butto´nun ölümünden sonra, devlet başkanı Pervez Müşerref, ülkede üç günlük yas ilan etti. 8 Ocak 2008′de yapılacak olan Pakistan genel seçimleri öncesinde gerçekleşen bu olay sonrası ülkedeki demokrasinin geleceği konusunda endişeler bulunmaktadır. [6]
Kaynakça
- ^ Biyografisi
- ^ Milliyet - Pakistan İçişleri Bakanlığı: Butto vurulmadı
- ^ a b TRT Haber- Butto Suikast Sonucu Öldü
- ^ CNNTurk
- ^ El Kaide lideri Mahsud: “Suikastle ilgim yok”
- ^ NTVMSNBC - 2007 Pakistan için yüksek gerilimli bir yıl oldu
- wikipedia.org
Ziya Paşa
Ziya Paşa (d. 1825 İstanbul - ö. 17 Mayıs 1880 Adana). Türk yazar, şair ve devlet adamı. Asıl ismi “Abdülhamid Ziyaeddindir.
Ziya Paşa
Hayatı
1825′te İstanbul’da doğdu. Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’nin oğludur. Bayezit Rüşdiyesi’ni bitirdi. Özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştı. 1855′te Mustafa Raşid Paşa aracılığıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne atandı. Bu sırada Fransızca öğrendi. Ali Paşa sadrazam olunca saraydan uzaklaştırıldı.
1861′de Kıbrıs, 1863′te Amasya Mutasarrıfı ve Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi oldu. 1865′te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Yeniden Kıbrıs’a atanınca 1867′de Namık Kemal ile birlikte Londra’ya kaçtı. Birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınladılar. Namık Kemal’in ayrılmasından sonra gazetenin sorumluluğunu üstlendi. 1870′te Cenevre’ye gitti. Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1871′de İstanbul’a döndü.
1872-1876 arasında Şurayı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı. Anayasayı hazırlayan Kanun-i Esasi adlı kurumda görevlendirildi. 1′inci Meşrutiyet’in ilanından sonra 1877′de vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. 17 Mayıs 1880′de Adana’da yaşamını yitirdi.
Eserlerinin Özellikleri
Eserlerinde 2. Abdülhamit yönetimine karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı, yenilikçi Tanzimat Edebiyatı’nın öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını istedi, şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiğini savundu. Şiirlerinde divan şiir biçimlerini kullandı ama içerikte hak, adalet, uygarlık, hürriyet gibi temaları işledi. “Terci-i Bend” ve “Terkîb-i Bend” isimli iki şiirinde ise insanın yargısı ve gerçeği kavramanın olanaksızlığı, Tanrı’nın mutlak egemenliği gibi metafizik konular üzerinde durdu. 1874-1875′te Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini “Harabat” adlı 3 ciltlik ansiklopedide topladı.
Başlıca Eserleri
Tercümeleri:
kaynak: wikipedia.org
Tunalı Hilmi
Tunalı Hilmi (1871 - 1928)
Türk siyaset adamı. 28 Ağustos 1871′de Eskicuma’da doğdu. Jön Türk ve Türkçülük Hareketlerinin önde gelen adlarındandır. Fatih Askeri RÜşdiyesi’ni bitirdi. Kuleli Askeri İdadisi öğrencisiyken Teşvik adlı gizli bir haftalık dergi çıkardığı için tutuklandı. Daha sonra girdiği Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de “Gizli Mektepliler” adlı bir örgüt kurdu.Ekim 1895′te, son sınıf öğrencisiyken Avrupa’ya kaçarak Cenevre’ye yerleşti. Öğrenimini Cenevre üniversitesinde sürdürerek pedegoji bölümünü bitirdi. Avrupa’da ilk yıllarını Jön Türk hareketinin kuruluş çalışmalarıyla geçirdi.
Meşveret ve Mizan gazetelerinde yazılar yazdı. Hutbe adını verdiği küçük broşürlerde Jön Türklerin düşüncelerini dile getiren propaganda yazıları kalem aldı. Mücadele çizgisini ılımlı bulduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Osmanlı İhtilal Fırkasını kurdu.(Ocak 1896) 1898′de İttihat ve Terakki Cemiyeti müfettişi olarak Mısır’a gitti, Cemiyetin Kahire’deki şuubesini örgütleyerek Avrupa’ya döndü.
II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra İstanbul’a geldi, başta İnkılap olmak üzere çeşitli yayın organlarında yazılar yazdı. 1920′de Bolu mebusu olarak Son Osmanlı Meclisi Mebusanına girdi. İstanbul’un işgali ve meclisin çalışamaz duruma düşüp dağılması üzerine Ankara’ya geçti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gene Bolu’yu temsil etti. mayıs 1920′de Ereğli’yi(Karadeniz) işgal etmek isteyen fransız birliğine karşı direnişi örgütledi.
1921 Anayasası’nın hazırlık çalışmalarına katıldı ve TBMM’deki uzun ve ateşli konuşmalarından ötürü adından sık sık sözettirdi. II. ve III. Dönemlerde (1923-27 ve 1927-31) TBMM’de Zonguldak milletvekili olarak görev aldı.
Tunalı Hilmi’nin en önemli yapıtı, Un projet d’organisation de la souverainete du peuple en Turqie (Türkiye’de halk Hakimliği(düzen) Bir şart- Bir dilek, 1904)adıyla yayımladığı ayrıntılı anayasaya tasarısıdır. Bu çalısması Fransızcasından çevrilerek Tarih ve Toplum dergisinde “Tunalı Hilmi’nin Halk Hakimiyeti Risalesi ve Anayasa Tasarısı” adı altında yayımlandı(mart 1984, sayı 3). Öbür yapıtları arasında Evvel ve Ahir(ty), Makedonyai Mazi, Hal, İstikbal(1898), Peşte’de Reşid Efendi ile (1899), Rezalet yine İspanya’da(1900), Kongre, Cevapları-Cevabımız(1901), Kongre Nedir, Nasıl Olmalıdır?(1901), Bİr Dİlek(1902), Memiş Çavuş Büyük Millet Meclisinde (1923) sayılabilir.
Ayrıca dil üzerine mecliste yaptığı şiddetli konuşmalarıyla bilinir.
22 Kasım 1928′de İstanbul’da öldü.
kaynak:www.toplumdusmani.net
Adolf Hitler
20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin realschule’sinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince Viyana sanayi mektebine yazıldı. Kendi kendini eğitti. Viyana’da bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912′de Viyana’dan Münih’e geldi. 1914′de Cihan Harbi çıkınca Hitler Bavyerada Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını Milli Sosyalist Alman İşçi Fırkası olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Gazetede fırkasının fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.1924′de hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde Mücadelem isimli hatıralarını yazdı. Aynı zamanda fırkanın yeni teşebbüslerini hazırladı.
Onun kurduğu Nasyonal Sosyalist Parti’ye halk “Nazi” ler dedi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen “Führer” lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya’yı Versay’ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesin lazım geleceği programın esaslı maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder.Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda Almanya’yı süper güç haline getirdi.Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya’yı karşısına aldı.Bu cephe genişliği II.Dünya Savaşı’nın sonucunu belirleyen en önemli etken oldu.Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisini gören Adolf Hitler intihar ederek hayatına son verdi(1945).
HAKKINDA YAZILANLAR
1.Yabancıların Gözüyle Hitler
Hitler’in Dünyaya Bakışı
Osman Öndeş
Boğaziçi Yayınları
2.Nazi Kadınları
Anna Maria Sigmund
Doğan Kitapçılık / Dünya Tartışıyor Dizisi
Adolf Hitler’in kadınları cezbeden ve zaman zaman büyük mitinglerde kitle histerisine yol açan bir gücü vardı. Toplumun kalburüstü tabakasına mensup kadınlar, hayranlık duydukları Hitler’e iktidara giden yolu açtılar. Hanna Reitsch, Leni Riefenstahl ve Winifred Wagner gibi gözde kadınlar, ününü artırdılar. Yeğeni Geli Raubal Hitler yüzünden intihar etti, Eva Braun beraber ölüme gitti. Tabii ki Hitler’in yardımcılarının yanlarında da kadınlar yer alıyordu, günümüzde az tanınıyor olsalar da. Bu kadınlar nasıl bir yaşam sürdüler? Sahne gerisinde resmi olarak hangi rolleri üstlendiler? Magda Goebbels, 1945 yılında altı çocuğunu birden öldürme kararını nasıl verdi? Carin ile Emmy, Göring’in morfin bağımlılığı konusunda ne düşünüyordu? Henriette von Schirach, kocası 60 000 Viyanalı Yahudi’yi toplama kamplarında yolladığında neler hissetti? Unity Mitford ve nasyonal sosyalizmin diğer seçkin kadınları, propagandası yapılan “Erkek halka, kadın aileye sahip çıkar” idealine uydular mı? Anna Maria Sigmund bütün bu sorulara cevap arıyor. Sonuç, Nazi Almanyası’nda kadınların durumuyla ilgili büyüleyici bir kitap.
Erkan Mumcu
1963 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdu. Baba adı Süleyman, ana adı Cemile. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Mumcu, 20 ve 21. dönemde Isparta Milletvekili olarak parlamentoda görev yaptı.Evli ve 2 çocuk babası. İngilizce biliyor.57. hükümette Turizm Bakanı olarak görev alan Mumcu, ANAP Genel Başkan Yardımcılığı da yaptı.
Mumcu, daha sonra AK Parti’ye katıldı.
Erkan Mumcu, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde Isparta milletvekili olarak yeniden parlamentoya girdi.
58. hükümette Milli Eğitim, 59. Hükümettte Kültür Bakanı oldu.
Erkan Mumcu 15 Şubat 2005 tarihinde AKP’den ve Kültür Bakanlığı görevinden istifa etti.
2 Nisan 2005 tarihinde ANAP Genel Başkanlığına seçildi.
GÜNDEM
Mumcu, ANAP’ın yeni Genel Başkanı oldu
Milliyet 2 Nisan 2005
ANAP 4′üncü Olağanüstü Büyük Kongresi Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda toplandı. Kongrenin tek genel başkan adayı Isparta Milletvekili Erkan Mumcu, 852 oyla genel başkan olarak seçildi.
Deniz Baykal
20 Temmuz 1938 yılında Antalya’da doğdu. Siyasetle Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken ilgilenmeye başladı.1959 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi.1960’da Sosyal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdi.1963’te doktorasını tamamlayıp, iki yıl ABD’de Colombia ile Berkeley Üniversitelerinde çalıştı. Öğrenci hareketleri ve SBF’deki öğretim üyeliği döneminde “sosyal demokrat” olarak tanınan Baykal’a ilk aktif siyaset teklifi İsmet İnönü’yü devirerek CHP Genel Başkanı olan Bülent Ecevit’ten geldi. 1973’te CHP’den Antalya milletvekili seçildi. 33 yaşında milletvekili oldu.Ecevit hükümetleri döneminde Maliye ve Enerji Bakanlığı görevlerini üstlendi, parti yönetiminde görev aldı.12 Eylül 1980’den sonra bir süre gözetim altında tutuldu ve 5 yıl siyasetten yasaklandı.1983’te yasaklı olmasına rağmen faaliyetlerini sürdürdüğü gerekçesiyle bir grup önde gelen CHP ve AP’liyle birlikte Zincirbozan’da ikinci defa gözetim altına alındı. Eylül 1987’de Erdal İnönü’nün liderliğindeki SHP’den Antalya milletvekili seçildi.Önce Grup Başkanvekilliği, ardından Genel Sekreterlik yaptı.1990’da genel sekreterlikten istifa etti.CHP’nin yeniden açılması üzerine CHP’ye geçti. 9 Eylül 1992’de genel başkan seçildi.18 Şubat 1995’de SHP ve CHP bütünleşme kurultayında aday olmayıp genel başkanlıktan ayrıldı.9 Eylül 1995’de birleşmeden sonra yeniden genel başkan seçildi.30 Ekim 1995’de kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcılığı ve ve Dışişleri Bakanlığı’nı yürüttü.53.Hükümet kurulunca Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrıldı.23-24 Mayıs 1998’de olağan kurultayda bir defa daha genel başkan seçildi, ancak 18 Nisan’da partisinin barajı aşamaması üzerine görevinden ayrıldı.Yerine seçilen Altan Öymen 1 Ekim 2000 tarihinde yapılan 11.Olağanüstü Kongre’de Baykal karşısında seçimi kaybetti.Muhaliflerini etkisiz hale getiren Deniz Baykal, eski sol politikalardan uzak bir çizgi izliyor.
Recep Tayyip Erdoğan
59. HÜKÜMETİN BAŞBAKANI1954 yılında İstanbul’da doğdu.İlköğrenimini Kasımpaşa Piyale İlkokulu’nda yaptı.Orta öğrenimini İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde, Yükseköğrenimini de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamladı.Camialtı, İETT ve Erokspor’da 16 yıl futbol oynadı.Bu süre içinde birkaç defa İstanbul Amatör Karması ve İstanbul Gençler Karmasına seçildi.Yedeksubay olarak askerliğini yaptı.Özel sektör kuruluşlarında müşavir ve üst düzey yönetici olarak çalıştı.
1969 yılından başlayarak fiili siyasetin içinde bulundu.1975 yılında MSP İlçe Gençlik Kolu Başkanı aynı zamanda Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği’ne seçildi.Bu görevleri 1980 yılına kadar devam etti.1984 yılında RP Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında RP İstanbul İl Başkanı, 1986 yılında RP MKYK üyesi oldu.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.Belediye başkanlığı döneminde başarısı kamuoyu tarafından tescil edildi.Siirt’te yaptığı bir konuşmada “Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle 312’nci maddeden yargılandı ve yargılama sonucunda suçlu bulunarak hapis cezasına çarptırıldı.Kırklareli’nin Pınarhisar İlçesi Cezaevi’nde 120 gün cezaevinde yattı. Recep Tayyip Erdoğan, Fazilet Partisi içindeki yenilikçi kanadın lideri olarak biliniyordu.Siyasi yasağının bitmesi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu.
HAKKINDA YAZILANLAR
Kitabını yazdılar
GAZETECİ YAZAR RUŞEN ÇAKIR VE FEHMİ ÇALMUK, TAYYİP ERDOĞAN’IN HAYAT HİKAYESİNİ YAZDI. KASIMPAŞALI ADINI TAŞIYAN KİTAPTA ERDOĞAN’IN YAŞAM BİÇİMİNDEN İDEOLOJİSİNE, AŞKINDAN KÜÇÜKLÜĞÜNE HER ŞEY ANLATILIYOR..
haberturk.com 13 haziran 2001
Recep Tayyip Erdoğan… İstanbul eski Büyükşehir Belediye Başkanı. Şu anda yasaklı ama başlattığı ‘Erdemliler Hareketi’ ile siyaset sahnesinde boy gösteriyor. İstanbul Kasımpaşa’da başlayan hayat hikayesi, Yeşilçam filmlerine taş çıkartacak cinsten… Bunun farkına varan Gazeteci Yazar Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk, Tayyip’in hayatını yazdı… Kitap Tayyip Erdoğan’ın partisi kurulduktan sonra yayınlanacak. ‘Kasımpaşa raconu’ Kitabın adı ‘Kasımpaşalı.’ İçinde ise usta çırak ilişkisinin yanısıra Tayyip’in karakteri, yaşam biçimi, ideolojisi, teşkilattaki kavga ve kaygılar anlatılıyor. Kitabın en ilginç noktası ise önce rüyada başlayan ardından bir toplantıda somutlaşan Tayyip - Emine çiftinin aşkı… Hikaye Kasımpaşa’da başlıyor. ‘Kasımpaşa Raconu’nun anlatılmasının ardından sıra Erdoğan’ın yaşamına geliyor. İşte Tayyip’in hayat hikayesinden kesitler… Disiplinli bir babanın oğlu Tayyip Erdoğan Rize’den göç eden fakir bir ailenin çocuğu. Babası Ahmet Bey, Şirketi Hayriye’de Kıyı Kaptanı olarak görev yapıyor. Ömrü denizlerde geçen Ahmet Bey, gemiyi devlet gibi düşünürdü. Bu nedenle cezaları da oldukça sertti. Erdoğan’ın hikayesini yazan Fehmi Çalmuk, Erdoğan kardeşlerin de bu cezadan nasiplerini aldıklarını anlatıyor. Bayat simit satıyordu 15 yıllık arşiv çalışması ve Tayyip’in yakın çevresinin anlattıklarına dayanılarak yazılan hayat hikayesinde Erdoğan’ın küçüklük anılarına da yer verilmiş. İşte bayat simit satma hikayesi: ‘Küçük Tayyip fırına gidip bayat simit alıyor. Ardından bu simitleri eve getirip buhara koyuyor ve yumuşamasını sağlıyor. Yumuşayan simitleri daha sonra pazara götürüp ucuz fiyata satıyor ve para kazanıyor.’ ‘Tayyip Hoca’ oluyor Erdoğan, ilkokul sıralarında iken bir gün öğretmenleri ‘Kim namaz kılacak?’ diye sorduğunda, ‘Ben kılabilirim’ cevabını veriyor. Bunun üzerine öğretmen yere bir gazete sayfası seriyor. Ama Erdoğan, gazete üzerinde namaz kılmayı reddediyor. Gerekçe olaraksa ‘Gazetenin üzerinde kadın fotoğrafları var, namaz kılınmaz’ şeklinde açıklıyor. Ve o günden sonra lakabı Hoca oluyor… Şiir merakı başını yaktı Erdoğan ardından İmam Hatip Lisesi’ne yazılıyor. Burada hem futbol oynuyor, hem de sosyal aktivitelere katılıyor. Şiiri her zaman çok seven Erdoğan’ın favorisi Ziya Gökalp’in ‘Minareler süngümüz, kubbeler miğfer’ adlı şiiri… Erdoğan, aynı şiirin yıllar sonra kendisine cezaevi yollarını açacağını bilemezdi. Erdoğan, Gökalp’in bu şiirini Siirt’de yaptığı bir konuşma sırasında okumuş ve 4 ay 10 günlük mahkumiyet almıştı… Nasıl Fenerbahçeli oldu? O dönemde İmam Hatip Lisesi’nde okuyanların çoğu Fenerbahçeli idi. Tıpkı Tayyip gibi. Neden mi?.. Dönemin Fenerbahçe Kulübü Başkanı Emin Cankurtaran, İmam Hatipli öğrencilere iftar yemeği verince, bu İmam Hatip camiasında büyük ses getiriyor ve tüm İmam Hatipliler’in sevgisini kazanıyor. O dönem mezunlarının çoğu böylece Fenerbahçeli oluyor… Fanatik Fenerli olan ve futbolla ilgilenen Erdoğan’a 1976 yılında Fenerbahçe’den teklif geliyor ancak, babası izin vermeyince Erdoğan’ın futbol hayali sona eriyor.’ Rüyada başlayan aşk Tayyip Erdoğan’ın eşi ve 4 çocuğunun annesi Emine Hanım ile tanışma hikayeleri de çok ilginç. Emine Erdoğan, bir rüya görüyor. Rüyasında hiç tanımadığı bir erkeği gören Emine Hanım, ertesi gün İslamcı Kadın Yazar Şule Yükselşenler ile İstanbul Tepebaşı’ndaki MSP’nin toplantısına gidiyor. Emine Hanım bir süre sonra rüyasında gördüğü kişinin kürsüde konuşma yaptığını görüyor. Ve ilk görüşte başlayan aşk evlilikle bitiyor… Gençlik idolü Erbakan’di Tayyip Erdoğan, Erbakan’a çok bağlıydı. Erbakan onun için bir idoldü. Bağlılık o derece büyüktü ki Erdoğan ikinci oğlu Bilal’in ikinci ismini Necmettin koymuştu. Erdoğan’ın İstanbul İl Başkanlığı yaptığı dönemde en büyük desteği yine Erbakan’dan görmüştü. Erbakan, Erdoğan’ın partiye kattığı yeni isimleri kucaklıyor, partide yaptığı değişikliklerden dolayı Erdoğan’ı sürekli destekliyordu. Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk’un kaleme aldığı ‘Tayyip’in hayat hikayesi’nde daha pek çok ayrıntı var… Kitabın piyasaya çıktığı zaman büyük ses getireceği düşünülüyor…
GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM 14 AĞUSTOS 2001
Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu
Türkiye’nin 39. partisi kuruldu. Kısa adı AK olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin amblemi ışık saçan ampul olarak belirlendi.
Eski diplomat Yaşar Yakış başkanlığında, Nur Doğan Topaloğlu, Yasemin Kumral, Mihrimah Belma Satır, Yusuf Bozkurt Özal’ın oğlu İbrahim Özal’dan oluşan 5 kişilik heyet, parti avukatı Hayati Yazıcı ile İçişleri Bakanlığı’na gelerek, kuruluş dilekçesini Genel Sekreter Hüseyin Aksoy’a sundular.
KURUCULAR KURULU
Öte yandan Tayyip Erdoğan’ın da aralarında yer aldığı, 13′ünün kadın olduğu toplam 74 üyeden oluşan Kurucular Kurulu üyeleri teker teker özgeçmişleri okunarak tanıtıldı. Kurucular Kurulu şu isimlerden oluşuyor:
”Ahmet Aktaş, Alaaddin Büyükkaya, Ali Babacan, Ali İhsan Arslan, Ali Aydın Dumanoğlu, Ali Yüksel Kavuşdu, Ayşe Böhürler, Ayşenur Kurtoğlu, Binali Yıldırım, Burhan Kuzu, Bülent Gedikli, Cemal Kamacı, Erdal Öner, Erol Oral, Fatih Recep Saraçoğlu, Fatma Ünsal, Güldal Akşit, Gürsoy Erol, Habibe Güler, Halil Caner Doğaneli, Halil Ürün, Halil İpek, Hasan Cüneyt Zapsu, Hasan Murat Mercan, Hayati Yazıcı, Hüseyin Tuğcu, Mete Doğruer, İbrahim Çağlar, İbrahim Özal, İdris Şahin, İlhan Albayrak, İsmail Safi, İsmail Tatlıoğlu, İsmet Uçman, Lokman Ayva, Mehmet Ali Bulut, Mehmet Deniz Olgun, Mehmet Gazioğlu, Hilmi Güler, Mehmet Nail Berzek, Mehmet Özdilek, Mehmet Tekelioğlu, Mehmet Yaşar Öztürk, Belma Satır, Muammer Kakı, Mevlüt Çavuşoğlu, Muharrem Karslı, Muharrem Tozçöken, Murat Yalçıntaş, Mustafa Öztürk, Mustafa Ünal, Nazif Gürdoğan, Nazım Ekrem, Nimet Çubuklu, Nur Doğan Topaloğlu, Nuray Oral, Nurettin Canikli, Osman Nuri Filiz, Raşit Küçük, Reha Dönemeç, Remziye Öztoprak, Sami Güçlü, Sema Karabıyık, Sema Ramazanoğlu, Serap Yahşi Yaşar, Süleyman Gündüz, Şaban Dişli, Tamer Özyiğitoğlu, Tayyar Altıkulaç, Yasemin Şimşek, Yaşar Yakış, Yusuf Özertürk, Ziyaettin Yağcı, Recep Tayyip Erdoğan.”
XXX
1954 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde yaptı. İlk gençlik yıllarından itibaren kendisini ticari hayata ve siyasal faaliyete verdi. Bu yıllarda profesyonel olarak futbol oynadı.
Ticarette girişimcilik ruhunu, futbolda kollektif faaliyet heyecanını yaşadı; siyasette ise her kesimle kaynaşmanın önemine inandı. İstanbul il başkanı olunca, edindiği tecrübeyle yeni bir örgütlenme tarzı geliştirdi ve uyguladı. Bu tarz diğer partilere de örnek teşkil etti.Yeni gelişmelere açık kişiliği, araştırmacı yönü ve takipci yapısıyla siyasi teşkilatlanmaya yeni anlayışlar ve yöntemler kazandırdı. Bu başarılar onun, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçilmesinde büyük rol oynadı. Ancak bu noktada durmadı ve “Sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimsesi” anlayışıyla halkla bütünleşirken, para ve insan yönetiminde sergilediği performansla yerel yönetimlerde bir model oluşturdu.
İstanbul’un kördüğüm olmuş sorunlarını kısa sürede çözüme kavuşturarak siyasete yeni bir açılım getirdi. Şimdi aynı modeli Türk milli siyasetine kazandıracak “demokratikleşmeyi ve atılımı” hedefleyen hareketin kurucu üyesi. Evli ve dört çocuk babası
xxx
3 KASIM 2002 SEÇİM ZAFERİ
Seçmen Ağır konuştu Radikal 4 kasım 2002
Meclis’e sadece iki parti girebildi. AKP tek başına iktidar
AKP yüzde 34 / 363 milletvekili
CHP yüzde 19 / 179 milletvekili
1987 genel seçiminden beri ilk defa bir parti tek başına iktidara geldi.
1946 seçiminden beri ilk kez sadece iki partili bir parlamento oluştu.
İktidar yüzde 55′ti, 15′in altına indi. Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri milletvekili bile seçilemedi.
Ana muhalefet Meclis dışında. DYP 200 bin kadar oyla barajın altında.
Türkiye’ye gelmeye korkan ‘Jet’ lakaplı Fadıl Akgündüz milletvekili. Altı bağımsız aday daha seçildi.
AKP 81 ilin 55′inde, CHP 13′ünde birinci. DEHAP Doğu ve Güneydoğu’da 13 ili aldı ama Meclis dışında.
Sadece 59 milletvekili tekrar seçildi. Meclis dışı kalan partilerde deprem var.
Cem Uzan
23.11.1992 Tarihinde Hasan Celal Güzel başkanlığında kurulan YDP 23 Ağustos 2002 tarihli kongresinde ; partinin adının “Genç Parti” olarak değiştirilmesi ve genel başkanlığına Cem UZAN’ın getirilmesi kararlaştırılmıştır. 3 Kasım 2002 seçimlerinde sürpriz bir çıkış yapan GP % 7,25 oy oranına sahip olmuştur.


