Safara Kesesi Taşı

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Safara Kesesi Taşı

Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir.Karaciğer tarafından üretilen ( safra kesesi,safranın üretildiği yer değildir) sarı-yeşil renkli safrayı depolar.Yemekten sonra,safra kesesi ,safrayı ince barsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.

Safra taşları;safra kesesi içinde oluşan kollesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.Safra kesesine bağlı yakınmlar şunlar olabilir.

yemekten sonra şişkinlik karnın sağ üst yanında ağrı

sağ omuza ve sırtta kürek kemikleri arasına vuran ağrılar, 

yağda yumurta ve diğer yağlı gıdalardan daha fazla rahatsız olma

Niçin safra taşları oluşur ?

Bazı safra bileşikleri (kollesterol gibi )safrada kolaylıkla çözünmez.Bileşikler çok fazla olduğu zaman ,çökerek sert kristaller oluştururlar.Bu yapılar birleşip yapışarak safra

SAFRA KESESİ HASTALIĞININ TANISI VE TEDAVİSİ

2 yöntem vardır:

1-Açık safra kesesi ameliyatı :Karında nispeten geniş bir kesi yapmak gerekir.Hastanede 5-7 gün kalmayı gerektirebilir.

2-Laparoskopik Kolesistektomi: Laparoskop denilen bir cihazla karında küçük bir delik açılarak safra kesesinin alaınmasıdır.Cerrah tüm işlemi bir TV monitoründen görür.Karın adeleleri çok kesilmediğinden iyileşme süresi daha kısadır.

Günümüzde safra kesesi hastalığı tanısı konulmasında en yaygın kullanılan yöntem ultrasonografi. Sık yapılmasının hastaya hiçbir zararı yok. Ağızdan ursodeoxycolic asit ve benzerlerinin verilmesi bazı safra taşlarının tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor. Ancak bunun başarı oranı çok düşük kalıyor ve hastaların yarısında ilk 4 yıl içinde taşlar tekrar oluşuyor. Günümüzde safra kesesi taşına bağlı şikayeti olan hastalarda altın standart laparoskopik kolesistektomidir. Bu yöntemle gerçekleştirilen operasyon az ağrılı olur ve hasta 2-3 gün içinde işinin başına dönebilir. Safra kesesinin tümü alınarak, hastalık nüksü, yeniden taş oluşumu, kanser ve komplikasyon gelişimi olasılığı ortadan kaldırılmış olur. Safra kesesinin olmaması insanlarda ciddi hiçbir soruna yol açmaz.

kaynak:hemsirelersitesi.com

Safara Kesesi İltihabı

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Safara Kesesi İltihabı
Safra karaciğerin altında ve takriben 4 cm büyüklüğünde ve armut şeklindedir. Safra kesesi karaciğer tarafından üretilen safra sıvısının depolanması işlevini görür. Safra kesesi de her organ gibi iltihaplanabilir. Safra iltihaplanmasının % 90’ı genellikle safra yollarının safra taşı ile tıkanması nedeniyle olur. Safranın yığılması ve safra taşı kramplı ağrılarına (kolik) sebep olur. Salmonel kolera, parazitler, verem ve koronar zafiyeti gibi rahatsızlıklarda taşsız safra kesesi iltihaplarına sebep olur.

Kolesistit’in belirtileri:
Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi karnın sağında ateşli ağrılar görülür. Ağrılar önden göğüs ve sırttan sağ kürek kemiğinin altına kadar yayılabilir. Kolesistit genellikle safra taşı nedeniyle olduğundan ağır ve yağlı yemeklerden sonra kramplı ağrılar (kolik) görülür. Ağrılar dalga dalga gelir ve kişide kusma ve bulantıya sebep olur. Safranın olduğu noktaya dokununca ağrı verir. Ayrıca deride sarılık (İkterus), iştahsızlık ve yüksek ateş görülebilir. Hastalık yavaş yavaş ortaya çıkar ve 4-7 gün sürer ve bazen bu haftalarca devam edebilir.

Safra kesesi iltihabını teşhis:
Safra kesesi iltihabı laboratuar analizleri, klinik muayeneleri ve de doktorun elle yapacağı muayenelerle hastalık hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Rahatsızlık genellikle bulantı, kusma, karnın sağında kramplı ve sancılı ağrılarla kendini belli eder. Hastalığın ilerlemesi halinde safra yoğunluğunun artması ve fecesin (dışkı) renksizleşmesi ve de kandaki bilirubin oranının artması nedeniyle deride sararma (İkterus) görülür. Derideki sarılık’dan önce gözün ak tabakasında sararma görülür. Klinikte yapılacak ultrasonla rahatsızlık anlaşılır ve röntgende taş olup olmadığı anlaşılır.

Kolesistit’in tedavisi:

Safra kesesinin ameliyatla alınması halinde hayati tehlike olmaz. Muayene eden doktor ultrasonla ameliyatın gerekli olup olmadığına karar verir. Günümüzde ameliyatlar artık karın açılarak değil labaroskopi ile ameliyat yapılır. Labaroskopi ucunda kamara olan boru şeklinde bir alettir ve bununla ameliyat yapılır. Aslında Alternatif tıp’a göre ameliyata gerek yoktur. Gökçek İksiri (http://www.dogaltedavi.net/),Aloe Vera, (http://www.aloeverabu.com/) Noni (http://www.nonibu.com/) veya birleşiminde devedikeni tohumu, şebboy, mübarekotu, civanperçemi otu, ve kılıç otu ekstresinden oluşan damlama ile safra kesesi iltihabının tedavisinde yardımcı olur.

Tıpta safra taşları (kolelit) normal veya anormal safra bileşenlerinin büyüme veya birleşme yoluyla vücutta oluşan kristal yapılardır.

Kolesterol taşları genelde yeşil, ama bazen beyaz veya sarı da olabilirler. Başlıca kolesteroldan oluşurlar.

Pigment taşları safrada bulunan bilirubin ve kalsiyum tuzlarından oluşan küçük koyu renk taşlardır. Safra taşlarının %20’sini oluştururlar. Pigment taşı için risk faktörleri siroz, safra yolu iltihabı ve orak çekiç hastalığı gibi kalıtsal kan hücresi bozukluklarıdir. Karışık kökenli taşlarda da olabilir.

Safra taşları safra kesesi ve safra kanalı dahil olmak üzere safra yolarının herhangi bir yerinde oluşabilirler. Ana safra yolunun tıkanmasına koledokolitiasis, safra yollarının bir kısmının tıkanması sarılığa neden olur. Pankreasın ağzının tıkanması pankreatite neden olur. Kolelitiasis safra kesesinde taş olmasıdır (Yunanca kole-, safra kesesi, lithia taş, -sis süreç demektir).

Safra taşları çok çeşitli boyda, bir kum taşı kadar küçük, bir pingpong topu kadar büyük olabilirler. Safra kesesinde genelde büyük tek bir taş olabileceği gibi pek çok, hatta binlerce daha küçük taş da olabilir.

Safra taşları et üretiminin yan ürünlerinden biridir, bazı toplumlarda sözde afrodisyak özelliklerinden bir gramı 30 USD fiyatla müşteri bulur. Bu bağlamda en kaliteli safra taşları yaşlı süt ineklerinden elde edilir. Bu yüzden altın madenlerinde görülen bir uygulamada olduğu gibi, bazı mezbahalar sakatattan sorumlu işçilerinin üzerlerini çalıntı safra taşı için dikkatle ararlar.

Nedenleri

Safra taşı oluşum sürecinin anlaşılması son yıllarda epey ilerlemiştir. Kalıtsal faktörler, vücut ağırlığı, safra kesesi hareketi ve bir olasılıkla beslenmenin safra taşlarına neden olduğu gösterilmiştir.

Safrada çok fazla kolesterol ve yeterince safra tuzu olmayınca kolesterol taşları oluşur. Yüksek kolesterole ek olarak iki diğer faktör de önemli bulunmuştur. Bunlardan birincisi safra kesesinin ne sıklıkla ve ne kadar kasıldığıdır; seyrek ve yetersiz safra kesesi boşalması safranın fazla yoğunlaşmasına neden olup taş oluşumuna katkıda bulunabilir. İkinci faktör ise karaciğer ve safrada bulunan ve kolesterol kristalleşmesini kolaylaştıran veya engelleyebilen bazı proteinlerin varlığıdır.

Ayrıca hamilelik sonucu yüksek estrojen seviyesi, hormon tedavisi veya doğum kontol hapı kullanımı safrada kolesterol düzeylerinin arttırabilir, safra kesesi kasılmasının azaltabilir ve bunların sonucunda safra taşı oluşabilir.

Beslenme ile safra taşı oluşumu arasında kesin bir bağlantı gösterilememiştir. Ancak az posalı, yüksek kolesterollu diyetlerin ve çok nişastalı diyetlerin safra taşı oluşumuna katkıda bulunabileceği öne sürülmüştür.

Belirtileri

Safra taşının ana belirtisi olan safra atağıdır, bu atakta yarım saatle birkaç saat arası bir süre boyunca hasta kişi üst abdominal bölgede gittikçe artan bir acı hisseder. Sırtta, genelde kürek kemikleri arasında, veya sağ omuzun altında acı olabilir. Mide bulantısı veya kusma olabilir. Daha ender bazı durumlarda acı midenin altında, pelvise yakın bir yerde başlar.

Bu krizler böbrek taşı acısı gibi şiddetli bir ızdırap verirler. Bazı safra krizlerinin doğum sancısından daha acılı olabileceğine inananlar vardır. Acıyı azaltmanın bir yolu, safra kesesindeki safra seviyesini düzenlemek için ağrı başlangıcında bir bardak su içmektir ama bu yöntem her zaman çalışmaz.

Bu ağrılar genelde özellile yağlı bir yemeğin ardından ve çoğu zaman gece vakti olur. Diğer semptomlar abdominal şişme, yağlı yemekleri kaldıramamak, geğirmek, gaz ve hazımsızlıktır. Eğer bu semptomlarla beraber üşüme, düşük ateş, deri veya gözlerin sararması veya kil renginde dışkı görülürse derhal bir doktora başvurmak gerekir.

Safra taşı olan bazı kişiler bir acı veya rahatsızlık duymazlar. Bu kişilerin safra taşlarına “sessiz taş” denir ve bu taşlar safra kesesi ve diğer iç organları etkilemezler. Tedavilerine gerek yoktur.

Tıbbî seçenekler

Kolesterol taşlarını eritmek için ağızdan alınan ursodeoksikolik asit kullanılır. Ancak bu ilaç çok pahalıdır ve kullanımı kesilince yeniden taş oluşabilir. Safra yolunda tıkanmayı bazen endoskopik retrograd sfinkteromi, ardından da endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi ile açılabilir.

Cerrahî seçenekler

Kolesistektomi (safra kesesinin alınması) %99 olasılıkla safra taşının tekrar oluşumunu ortadan kaldırır. Semptomlu hastaların ameliyat edilmesi uygundur. Safra kesesi yokluğunun çoğu kişide olumsuz bir sonucu yoktur. Ancak bu ameliyatı geçirenleri %5 ila 40′ında kolesistektomi sonrası sendromu denen bir durum oluşur. Bunda sindirim yolu rahatsızlığı ve yukarı abdomende sürekli acı görülür.

İki cerrahî seçenek vardır: açık ameliyat ve laparoskopik ameliyat. Daha fazla ayrıntı kolesistektomi maddesinde bulunabilir.

  • Açık safra kesesi ameliyatı: Abdomende sağ kaburgaların büyük bir kesi yapılır. Bir hafta hastanede kalınır, taburcu olduktan bir hafta sonra normal beslenmeye, bir ay sonra da normal faaliyete geri dönülebilir.
  • Laparoskopik, kapalı ameliyat: Kamera ve aletler için 3-4 küçük delik açılır. Aynı günde veya ertesi sabah taburcu olunur, bunu bir hafta ev dinlenmesi ve ağrı tedavisi izler. Bir hafta sonra normal beslenme ve hafif faaliyete geri dönülebilir, bir-iki ay boyunca halsizlik ve hafif ağrı sürer. Eğer taşların yeri önceden kolanjiogram ile belirlenebilmişse laparoskopik yöntemin açık kölesistektomiye göre aynı derece etkin olduğu gösterilmiştir.

kaynak:wikipedia.org/hemsirelersitesi.com

Karaciğer Yetmezliği

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

araciğer yetmezliği terimi 1970 yılında Trey ve Davidson tarafından hastalığın başlamasından itibaren 8 hafta içinde gelişen hepatik ensefalopati ile karakterize karaciğer yermezliği için kullanılmıştır. İlk semptomlardan sonra 8-26. haftada otaya çıkan hepatik ensefalopatiyi ise subfulminan karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Hôpital Beaujon’dan Bernuau ve arkadaşları ise klasifikasyonu sarılık ile ensefalopati arasındaki süreye göre yapmış ve 2 haftaya kadar olan süreyi fulminan, 2 hafta ile 3 ay arasındaki süreleri ise subfulminan karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Buna karşılık King’s College Hospital�den Gimson ve arkadaşları, Trey ve Davidson gibi semptomlarla ensefalopati arasındaki zamana göre sınıflama yapmış ve 7 güne kadar olan süreleri hiperakut, 8-28 gün arasındaki süreleri akut ve 5-12 hafta arasındaki süreleri ise subakut karaciğer yetmezliği olarak tanımlamışlardır. Daha sonra, fulminan karaciğer yetmezliği, 1993 yılında O’Grady ve arkadaşları tarafından, karaciğer hastalığı ile ilgili semptomların, özellikle sarılığın ortaya çıkması ile komanın gelişmesi arasında geçen süreye göre sınıflandırılmıştır. Sarılıkla komanın gelişmesi arasındaki süre 1 hafta ise hiperakut, 2-4 hafta ise akut ve 5-12 hafta ise subakut yetmezlik olarak tanımlanmıştır. “Akut karaciğer yetmezliği” terimi ise tüm bu klinik durumları içine alan geniş bir tanımlamadır. Fulminan ile subfulminan karaciğer yetmezliği arasındaki ayrım klinik açıdan oldukça önemlidir. Zira eğer sarılıkla komanın gelişmesi arasındaki süre kısa ise bu hastalarda mortalite oranı daha düşüktür.

Başlıca karaciğer hastalıkları hepatit, karaciğer yağlanması ve sirozdur. Bütün bu hastalıklar farklı tedavi protokolleri içermesine karşın, öncelikle karaciğer yetmezliğine neden olan gıdalar varsa diyetten uzaklaştırılarak tedaviye başlanmalıdır. Karaciğer yetmezliğiniz varsa, aşağıdaki tavsiyelere uymalısınız:
* Aşırı alkol tüketiminden kaçının.
* Yağlı gıdaları fazlaca tüketmeyin (mayonez, kaymak, krema, vb.).
* Kırmızı et tüketimini aza indirin.
* Margarin, tereyağı, kuyruk yağı ve iç yağı kullanımını azaltın.
* Dışarıdan beslenme alışkanlığına son verin.
* Tüketilen gıdaların temiz ve hijyenik koşullarda hazırlanmış olmasına dikkat edin. Yukarıdaki uyarılara uymanız durumunda yürütülecek tedavi şekli ise şöyledir:
* Sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenin.
* Uygulayacağınız diyetin yeterli düzeyde protein içermesine özen gösterin.
* Diyetin enerjisinin yüksek olmasına dikkat edin ki, verilecek protein, doku onarımı için kullanılabilsin.
* Bulantı, kusma var ise yağı, yemekte kullanılan yağı mümkün olduğunca azaltın.
* Aşırı kilolar ve buna eşlik eden karaciğer yağlanması var ise, ideal vücut ağırlığına dönmek için çaba harcayın.
* Ödem yoksa, sodyum ve sıvı kısıtlamasına ihtiyaç duyulmayabilir.
* Kabızlık oluşumunu engellemek için uygulanan diyet, bol posa içermelidir (Kanamaya yol açacak bir neden yoksa).
* Emilimdeki bozulmalara bağlı vitamin ilavesi düşünülmelidir.
* Son yıllarda yapılan araştırmalar, enginarın karaciğer rejenerasyonu üzerine potansiyel bir etki mekanizması olduğunu göstermektedir. Diyetinizde enginara yer vermenizi öneririm.
* Hastaya özgü, enerji, protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin içeren bir beslenme programı için bir diyetisyenden yardım alın.

kaynak:hemsirelersitesi.com

Karaciğer Yağlanması

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Karaciğer Yağlanması

Tıp dilinde hepatosteatoz diye anılan karaciğer yağlanması karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesi anlamına gelir. Karaciğer yağlanmasının pek çok nedeni ve nedene bağlı pek çok sınıflaması vardır. Ancak kolay anlaşılabilir olması açısından şöyle bir gruplama yapabiliriz:         

Alkole bağlı karaciğer yağlanması·        

Hastalıklara ve ilaçlara bağlı karaciğer yağlanması·       

Beslenme ve yaşam şekline bağlı gelişen karaciğer yağlanmaları 

Alkole bağlı karaciğer yağlanması sirozla sonuçlanabilen ciddi bir sağlık sorununun ilk devresidir. Bu nedenle de çok önemsenmelidir. Hastalıklar denildiği zaman Hepatit A, B, C hastalığı, Karaciğer kanseri, Karaciğerde demir depolanması (hemokromatoz), Karaciğerde bakır depolanması (Wilson hastalığı), Diyabet hastalığı, Metabolik sendrom… gibi.

Bu hastalıklarda görülen karaciğer yağlanmasının tedavisi ancak hastalığın tedavisi ile mümkündür.  İlaçlar ise başlıca tetrasiklin grubu antibiyotikler, parasetamol, kortizon… Eğer her ilaç doktor kontrolünde kullanılırsa eminim ilaca bağlı karaciğer yağlanmasının görülme sıklığı çok azalacaktır.  

Ve son olarak günümüzde en sık karşılaştığımız alkol, hastalık ve ilaçlara bağlı olmayan karaciğer yağlanmasındaki patlamanın nedeni, aşırı kalori tüketimi, yanlış ve dengesiz beslenme, yağ ve karbonhidrat tüketimindeki artış, rafine ürünler, doğal olmayan besinler ve tabii ki hareketsiz, sporsuz yaşam. Sonuç şişmanlık!!! Şişmanlıkla beraber cilt altı yağ dokusu ve daha tehlikeli organ çevresi yağ dokusu gelişiyor. Bunlar olurken vücudumuzun metabolizma fabrikası olan karaciğerin de yağ biriktirmesi kaçınılmaz oluyor.

Yağ önce karaciğer hücrelerinin içinde birikirken zamanla birikim artınca karaciğerin büyümesi ile karşımıza çıkıyor. Karaciğer yağlanmasının başka bir hastalığın sonucu oluşmadıkça tek başına çok fazla endişe verecek bir durum değildir. Çok çabuk düzelebilir. Ancak ayni zamanda başka hastalıklarla beraber görülebileceğinden, karaciğer yağlanması olan kişilerde bu hastalıklar mutlaka araştırılmalıdır ve sonuca göre tedaviye başlanmalıdır.

Karaciğer yağlanması tanısı; muayenede ele gelen karaciğer (her zaman değil), kanda yükselen karaciğer enzim değerleri [AST(SGOT), ALT (SGPT)] ve ultrasonografi ile belirlenen karaciğer yağlanması ve büyümesi ile konulur. Tomografi ve MR gibi ileri görüntüleme araçlarına ihtiyaç genelikle duyulmaz. Kesin tanı için en iyi test karaciğer biyopsisidir.   

Karaciğer yağlanmasında neler yapalım Alkolle ilişkisiz karaciğer yağlanmasının, siroz, karaciğer kanseri, karaciğerin depo ve immün hastalıkları ve benzeri ciddi nedenler elendikten sonra sonuçları tehlikeli olmayan bir sağlık olduğunu belirtmiştik.  Ancak karaciğer yağlanmasının herhangi bir özel tedavi şekli yoktur. Yapılabilecek en iyi şey özellikle beslenme seklini değiştirmektir. Hayvansal yağlar karaciğer için oldukça zararlıdır.

Hayvansal yağlardan, sakatat, yağlı et, tavuk derisi ve butu, yumurta.. gibi kolesterol içeren yiyeceklerden uzak durun. Mümkün olduğunca yağsız yemeği tercih edin.  Sebze, meyve, beyaz et ve lifli gıdaları tüketmeye özen gösterilin.

Şeker vücutta yağa dönüştürüldüğü için karbonhidrat ve seker tüketiminizi mümkün olduğu kadar azaltın.  Karaciğerin yükünü doğal besinler tercih ederek azaltın. Düzeli olarak spor yapın ve spor yapmayı yaşamınızın bir parçası haline getirin. 

Mutlaka kilo verin.  Alkol tüketmeyin. Karaciğer yağlanmasını azaltmanın yollarından biri antioksidan tedavisidir. Bu sebeple E vitamini, betaine, N-asetil sistein ve benzeri antioksidanlar kullanın. Paracetamol, kortizon, tetrasiklin gibi karaciğere zararlı ilaçları doktor kontrolünde kullanın.

Doktora gidince karaciğerinizde yağlanma olduğunu mutlaka söyleyin.
 

İdrar söktürür. Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını giderir. Gögsü yumuşatır, öksürüğü keser. Balgamlı ishalleri keser. Kar...

Isırganotu , karaciger ve safra kesesi hastalıklarında , dalak hastalıklarında , solunum sistemi bal…

Karaciğer yağlanması, yağlı karaciğer olarak da bilinen karaciğerin triaçilgliserol senteziyle VLDL dengesizliğinin ortaya çıkmasıyla meydana gelen bir hastalıktır. Hepatit, kontrol edilmemiş diyabet ve alkol alımında görülür.

Karaciğerdeki lipidlerin %75′i fosfolipid, %25′i ise triaçilgliseroldür. Triaçilgliseroller normal durumda karaciğerde birikmez. Ancak vücutta önemli bazı bozukluklar nedeniyle karaciğerde lipid birikir. Karaciğerdeki total lipid miktarı, karaciğerdeki emilme lipidlerinin ve karaciğerdeki bizzat karbohidrat ve proteinlerin parçalanması sonucu oluşan asetil koenzim A’nın lipidlere dönüşümü ve yağ asitlerinin yağ deposundan karaciğere gönderilmesiyle artar. Nötral yağlar karaciğerden kana, yağ dokularına lipoprotein şeklinde taşınmasıyla ve yağ asitlerinin karaciğerde yıkılmasıyla azalır. Fazla yağ yenmesi, karbohidratlardan aşırı yağ yapımı, karaciğerden depolara az yağ gitmesi, açlık ve diyabette karaciğerin yağ sarfiyatının azalmasıyla aşırı alkol alımında ve ayrıca karbon tetraklorür (CCl4), kurşun (Pb), kloroform (CHCl3), arsenik (As) ve fosfor (P) zehirlenmelerinde karaciğerde yağlanma meydana gelir. Lipoproteinlerin yapısında bulunan fosfolipidlerin yapımının azalması da karaciğer yağlanmasına neden olur. Ayrıca kolinin, lipotropik maddeler (karaciğer yağlanmasına neden olan maddeler) olan metionin ve betain gibi metil grubu vericilerinin azalması durumunda, kolin sentezi azalacağından buna bağlı olarak plazmanın başlıca lipid taşıyıcı fraksiyonu olan lipoproteinlerin yapılamaması nedeniyle karaciğerde lipid birikir.

kaynak:hemsirelersitesi.com/wikipedia.org

 

Karaciğer Büyümesi

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Karaciğer Büyümesi

Hepatomegali , hepatosplenomegali

Tanım

Karaciğerin büyümesidir ( hepatosplenomegali ise karaciğer ve dalağın her ikisinin büyümesidir ).

Doktorunuza başvurun

çoğunlukla doktor tarafından tanınır , kişi bu belirtinin farkında olabilir veya olmayabilir

Nedir

Karaciğer normalde ele gelmez.

Genel olarak enfeksiyonlar ( viral ve bakteryel ) , parazitler , tümörler , anemiler , toksik durumlar , depo hastalıkları , kalp yetmezliği , konjenital kalp hastalığı ve metabolik bozukluklar karaciğer büyümesine neden olabilirler.

Sık rastlanan nedenleri alkolizm hepatit A hepatit B konjestif kalp yetmezliği lösemi nöroblastom Reye sendromu karaciğer kanseri Niemann-Pick hastalığı herediter fruktoz entoleransı tümör metastazları glikojen depo hastalığı primer bilyer siroz sarkoidoz sklerozan kolanjit hemolitik üremik sendrom

NOT : Karaciğer büyümesinin başka sebepleri de vardır. Bu liste hepsini içermemektedir. Sebepler hem kişinin yaşı , cinsiyeti hem de belirtinin özelliği , zamanı , kötüleştiren faktörler , iyileştiren faktörler ve beraberindeki şikayetler gibi spesifik karakterleriyle değişiklik gösterebilir.

İlk yaklaşım

doktorunuza danışın.

 

Yenidoğan-Bebek veya Çocukluk çağı dirençli hipoglisemileri

Hiperinsülinemi
Hiperinsülinemi(Hİ) erken bebeklik döneminde en sık görülen dirençli hipoglisemi nedenlerinden biridir.
 
Hipersülinemizmde bulgular :

Klasik olarak Hiperinsülinemik bebekler iri ve yüksek kiloludurlar ve diayabetik anne bebeğini anımsatırlar. Tipik olarak  doğumdan sonraki ilk saatlerden itibaren semptomatik olur ancak, bazıları bir yıla kadar geciken dönemlerde beilrti ve bulgu verebilir.    Yenidoğan döneminde şiddetli hipoglisemiyle seyreder. Glukoza gereksinimi çok yüksektir, sıklıkla 15-20 mg/kg/dak.dan fazladır.

Hiperinsülinizmli çocukların çoğu büyük bebeklik döneminde hipoglisemiyle karşılaşır. Erkenbebeklik döneminde dirençli hipogliseminin en sık görülen nedeni hiperinsülinemidir.

Hormon eksiklikleri
 - Growth hormon eksikliği
 - Kortizol eksikliği
 - ACTH eksikliği
 - Glukagon eksikliği
 - Epinefrin eksikliği

Bu hormonların herhangi biri tek başına eksik olabileceği gibi bazı bebeklerde bu hormonların birarada eksikliği de görülebilir. Yenidoğan döenminde hipoglisemi,   Hipofiz ön lob hormonlarının, buluğa eriştikten sonra azaldığı bir hastalık olan panhipopitiutarizmin ilk bulgusu olabilir. Bu olgularda birlikte kısa boy,  deri renginin koyuluğu ve cilt lekeleri, erkeksi karakter özellikleri ve adrenal kriz gibi belirti ve bulgular da görülebilir.

Ketotik hipoglisemi
2 yaşın üzerindeki çocuklarda görülen hipogliseminin %90 ından ketotik hipoglisemi sorumludur. Tipik olarak hipoglisemi 1,5-5 yaş civarında ve erkek çocuklarda daha sık görülür. 8-9 yaştan sonra bu hastalığa bağlı hipoglisemi nadirdir. Bu hastalığa yakalanan çocuklar genellikle zayıf ve ince yapılı olup, çoğunda düşük doğum yaşı öyküsü vardır.Bu olgularda genellikle minör bir enfeksiyon öyküsü vardır. Hipoglisemi en sık sabahleyin ortaya çıkar ve sıklıkla birgün önceden akşamdan az yemek yeme veya kahvaltı yapmama öyküsü vardır. 12-18 saat açlıktan sonra hipoglisemi gelişen bir çocukta beraberinde ketonüri ve ketonemi varsa öncelikle akla ketotik hipoglisemi gelmeli.

Bu çocukların tedavisinde yüksek proteinli ve karbohidratlı diet verilmesi, enfeksiyon  hastalıklara maruz kalınıldığında ketonürinin olup olmadığının tespiti ve gerekirse ek karbonhidrat desteği yapılması önerilmektedir.

Glikojen Depo Hastalıkları
Glukoz-6- fosfataz eksikliği  (Tip-I-Glikojen depo hastalığı): Tipik olarak kronik hipoglisemiye tolerans gelişmiştir. Kan glukoz düzeyleri 20-50 mg/dl civarındadır ancak klasik hipoglisemi bulguları görülmeyebilir. Muhtemelen Merkezi sinir sitemi enerji kaynağı olarak keton cisimlerini kullanmaya adaptasyon göstermiştir.Bu çocuklarda boy kısalığı, mental retardasyon,taş bebek yüzü, belirgin karaciğer büyüklüğü  ve sık burun kanamalarıyla birlikte hipoglisemi görülür.

Geceleri devamlı nazogastrik tüp ile besleme ve gündüzleri sık sık besleme yapılarak metabolik durum düzeltilmeye çalışilır.Gündüzleri 3-4 saatte yapılan beslenmede kalorinin  %60-70 i karbohidrat, %12-15 i protein ve %15-25 i yağlardan karşılanır.Geceleri Günlük kalori gereksinimin 1/3 ü  8-12 saatlik infüzyon halinde verilir. Gece yapılan beslenmede kalorinin %89 u glukoz ve glukoz oligosakkaridlerinden,%1.8 , yağ ve %9.2 si kristaloid aminoasitlerden  sağlanır. Bu çerçevede geceleri nişasta verilmesiyle iyi sonuçlar alınmaktadır. Uzun dönemde Karaciğer transplantasyonu yapılması radikal tedavi seçeneğidir

kaynak:hemsirelersitesi.com

Siroz

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Siroz

Siroz karaciğerin kronik (süregen) bir hastalığıdır. Çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir,ama hücre temelindeki oluşum süreci hep aynıdır. Sirozda yineleyen hücre ölümü, halka biçiminde bağdoku artışı ve yumrular biçiminde doku yenilenmesi görülür. Belirtileri ise (Vena porta) toplardamar sisteminde portal kan basıncı yükselmesi ve ilerleyici karaciğer yetmezliğidir.

Karaciğer sirozunun kalıtsal yatkınlık dışındaki en önemli nedenleri, geçirilmiş viral hepatit hastalığı ve alkolizmdir. Bir takım siroz olgusunda ise hastanın öyküsünde alkolizme ya da sarılığa rastlanmaz. Kriptogenetik (nedeni bilinmeyen) siroz adı verilen bu olguların bazısında hastanın sanlıksız bir viral hepatit geçirmiş olabileceği düşünülür. (Ömeğin karaciğer iltihabı sonrasında gelişen siroza özgü büyük yumrıılar görülebilir.) Karaciğerde demir birikmesi (hemokromatoz) ve kronik konjestif kalp yetmezliği de siroza neden olabilir.

Karaciğer sirozu birçok nedene bağlı olabilirse de oluşum süreci değişmez. Bir dış etken yapısal bir işlev azalmasının ya da henüz tam aydınlatılmamış olan kalıtsal bir yatkınlığın bulunduğu karaciğerde (belki de antikor yapısındaki) bir mekanizmayı harekete geçirir. Daha sonra kendi kendine işlemeyi sürdürebilen bu mekanizma sirozu başlatan bir tetik gibi işlev görür. Bir başka bir deyişle karaciğer, hastalığın nedeni kendi hücreleriymiş gibi davranmaya başlar. Karaciğer hücresine zarar veren herhangi bir etken karşısında bağdoku yalnızca ölen hücrelerin yerini almakla kalmaz; karaciğer hücreleri de işlevsel bir lobcuk oluşturacak katmanlar biçiminde yenilenmez. Tam tersine, karaciğer dokusunun araları aşırı bağdokuyla dolar ve bunun sonucunda lobcuğu parçalara ayıran yalancı lobcuklar oluşur. Böylece hücre yenilenmesi amaçsız ve yaygın bir yangı oluşumuna dönüşür. Aşırı çoğalan bağdoku daha sonra büzülerek yakınındaki hücre ve damarları sıkıştınr ve organda oksijen yetersizliğine neden olur. Karaciğer sirozunda görülen sinüzoit ağ (ince damar işlevi gören boncuklar) azalması hastalığın ileri evrelerinde şiddetlenerek dolaşımı durdurabilir. Böylece başka hücrelerin de ölmesiyle tamamlanan döngü, bir kez daha başlayıp yayılmaya hazır hale gelir. Bazı uzmanlann iyi huylu bir tümör hastalığı olarak nitelemesine yol açacak kadar aşırı bir üreme gösteren siroz hücreleri organdaki besleyici maddeleri tüketir. Asalak gibi öteki karaciğer hücrelerinden beslenen siroz hücreleri artık hastalığın ve hücre ölümünün nedeni olmuştur.

Sirozun en az bilinen yanı aşın bağdoku üretimidir. Bu olay zehirlenme ya da bağışıklık tepkisine bağlı olarak retiküloendotelyal sistem etkinliğinin artmasından kaynaklanabilir. Herhangi bir nedenle zedelenen ya da ölen karaciğer hücresi bağışıklık sistemi tarafından “yabancı” olarak tanınır ve sistemin antikor oluşturarak yanıt vermesine yol açar (kandaki belirgin gammaglobulin artışı buna bağlıdır). Karaciğer hücrelerindeki antijen-antikor tepkisi hücre ölümüyle sonuçlanır ve böylece retiküloendotelyal sistemin uyarılmasıyla aşırı miktarda üretilen bağdoku karaciğer hücrelerinin yerini alır.

Viral hepatit, alkol gibi bir dış etkenin neden yalnızca bazı insanlarda karaciğer hücrelerini vücuda “yabancı” kıldığı sorusuna henüz doyurucu bir yanıt getirilememiştir. Ama yanıtın allerji ya da immun (özbağışıklık) süreçlerinde olmadığı söylenebilir.

 

SİROZLU KARACİĞERİN DURUMU

Yukarıda sözü edilen siroz tiplerinin (alkolik, doku ölümü sonrası, safra sistemi kökenli) her birine özgü belirli anatomik ve patolojik değişildikler vardır. Ama bazı temel özellilder bunlann hepsinde, özellikle de karaciğer kökenli siroz olgulannda görülür. Alkole bağlı sirozda karaciğer önce büyür, hastalığın son evresindeyse küçülür. Yüzeyi ince pürtüklü yapıdadır. Doku ölümü sonrasında gelişen sirozda ise karaciğer büyüyebilir ya da büyümeyebilir; yüzeyi her zaman düzensiz ve kaba pürtüklüdür.

Biyopsiyle alınan ömeğin mikroskopla incelenmesi tipik siroz bulgularını ortaya koyar. Karaciğer tam bir yapısal düzensizlik içindedir. Sağlıklı organdaki düzenli karaciğer lobcukları artık tümüyle ya da hemen hemen yok olmuştur. Asıl işlevi karaciğerin destek sistemini oluşturmak olan bağdoku bölmeleri (septum) tam bir dağınıklık içinde her yana doğru gelişmiştir. Damarlar daha da düzensizdir. Her yerde eşmerkezli olarak yerleşmiş hücre kümeleıi görülür. Bunlar sağlıklı lobculdara benzemekle birlikte merkezlerinde bir toplardamar yoktur ve dağılımlan düzensizdir. Yumru biçimindeki bu oluşumlara yalancı lobcuk denir.

Gerek bağdoku oluşumu, gerekse yalancı lobcuk oluşumu yıkıma uğrayan karaciğer hücrelerinin yeni hücre üretme ve çoğalma yoluyla giriştiği onarım çabasını temsil eder. Ama yeni hücre üretimi aşırı miktardadır ve dağılımı düzensizdir.

 

SİROZ NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Yapılan ilk muayenede doktor hastanın geçmişiyle ilgili bilgi alır. Alkol kullanıp kullanmadığı, hepatit hastalığı geçirmiş mi diye öğrenir. Bu hastalığın bulaşmış olabileceği ihtimalini gözönüne alır ve ailede eşinin ya da birlikte olduğu kişide hepatit olup olmadığını öğrenmek ister.

Daha sonra elle yapılan muayeneyle karaciğerin nasıl olduğuna bakılır. Siroz hastalarının karaciğeri serttir. Kenarları ise çok belirgindir. Sirozluların çoğunun dalağı büyüktür. Doktor hastanın görünümünü de inceler. Hasta sararmış, yanaklar ve eller kırmızılaşmıştır. Bacakalar zayıf ve karın da su topladığından elle muayene ile karında su birikip birikmediğini anlayabilir.

Kesin tanı koymak için ise kan tahlilleri ve gerekirse karaciğerden parça alımı yapılır. Kanda albumin düzeyi düşük, bilirubin seviyesi yüksek ise karaciğerde sorun olduğu anlaşılır. Karaciğer hücrelerinin kanda ne durumda olduğu incelenir. Bunun dışında ultrason görüntüleme ile karaciğer görüntülenir. Karaciğerin yüzeyi ve yapısının bozukluğu hakkında bilgi alınır. Siroz teşhisi konmasında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.

SİROZ TEDAVİSİ

Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Yine de hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir.

Bunlar dışında şunların mutlaka yapılması gerekir ki hastalık kısmen de olsa kontrol altına alınabilsin:

  • İlk başta kesinlikle alkolü bırakmak gerekir,

  • Vücuttaki eksikliklerin giderilmesi için vitamin alımı gerekebilir,

  • Sirozlu hastaların tansiyonu yüksek olur. Bunu kontrol etmek için tansiyon ilaçları önerilir,

  • İdrar söktürücü ilaçlarla karında biriken su miktarı azaltılmaya çalışılır,

  • Doktorun önermediği takdirde ilaç alınmamalı,

  • Aşırı yağlı yemekler yenmemeli.

    Bunların dışında en son yapılacak tedavi organ naklidir. Hastalığın iyileşmesi mümkün olabilir fakat bu nakil sonucu karaciğerin vücuda uyumu gerekir. Kullanılan bazı ilaçlar da bu yönde etkili olmaktadır.

SİROZA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER

1. Alkolü bırakmak,
2. Hepatit hastalığına yakalanmamak için aşı yaptırmak,
3. Bazı karaciğer hastalıkları siroza yol açar. Bu yüzden mutlaka tedavisi yapılmalıdır,
4. Beslenmeye dikkat edilmeli, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak gerekir,
5. Erken teşhis önemli olduğundan kontrol amaçlı muayene yaptırılabilir

SORULAR

Siroz kanama ile komplike olur mu?
Evet. İlerlemiş bir sirozda yutağın içerisindeki varisli damarlar çok kez kanamaya neden olur. Bunun sebebi normal olarak karaciğerden geçmesi gereken kanın siroz nedeniyle buradan geçmek zorunda kalması ve bu damarların şişmesidir.

Siroz halinde karaciğer her zaman büyür mü?
Hayır. Hastalık ilerleyince büzülerek normalden de daha küçük kalabilmektedir.

Karaciğer sirozunda dalak çok kez büyür mü?
Evet.

Siroz; karaciğer fonksiyonlarının kaybıyla sonuçlanan, normalde karaciğerde bulunan lobül işlevsel birimlerinin sertleşme ve nebdeleşme ile yerini geridönüşümsüz fibrozis dokusunun aldığı patolojik duruma verilen addır. Ancak bu terim hemen her zaman kronik karaciğer iltihabı için kullanılır.

Siroz sözcüğü Antik Yunanca’da portakal sarısı ya da koyu sarı renk anlamına gelen “scirrhus” sözcüğünden kaynaklanmakla birlikte ilk defa 1826 yılında Laennec tarafından kullanılmıştır.

Türkiye’de sirozun en sık nedenlerinden ikisi viral hepatit enfeksiyonları ve alkol kullanımıdır.Ayrıca biliyer siroz gibi bazı otoimmun hastalıklar ve hemokromatozis, alfa 1 antitripsin eksikliği gibi metabolik hastalıklar da siroza neden olabilir. Ülkemizde en sık siroza neden olan etken hepatit B virusleridır. Atatürk’ün ölüm nedeni de bu hastalık olmuştur.

KLİNİK [değiştir]

  • Pulmoner hipertansiyon
  • Asit ve buna bağlı karında şişme
  • Karında venöz kollaterallerin gözlenmesi
  • Amonere,jinekomasti,hipogonadizm
  • İkter
  • Palmar eritem,çomak parmak,tenar ve hipotenar kaslarda atrofi
  • İştahsızlık
  • Kaşıntı
  • Kaşıntıyla beliren 30 dakikayı aşkın normal dışı ağrılar
  • Devamlı veya 5 dakika aralıklarla gelen mide bulantıları
  • Nefes darlığı aşrı şişkinlik hissi
  • Karaciğer içinde batma hissi
  • Çok aşırı terleme ve bayılma krizleri
  • Sürekli uyuma isteği
  • Karaciğerin yavaş veya normal dışı çalışması
  • Tuvalette çıkan kanlı dışkı ile birlikte gelen deri parçaları
  • Karaciğerin eğrileşmesi ya da omurgaya batması.
  • Omurilikteki kemiklerin çok aşırı büzüşmesi.
  • Sindirim zorluğu veya karaciğerde iç tıkanıklığı

kaynak:hemsirelersitesi.com/wikipedia.com

Hepatit C

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Hepatit CHepatit C, aynı adla anılan (Hepatit C virüsü) virüse bağlı gelişen bir hastalıktır. Hastalık uzun vadede karaciğer hasarı ve karaciğer sirozu gelişimine neden olur. Virüs 1989 yılında keşfedilmiştir. Bilinmediği dönemlerde, olaylar hepatit A ve hepatit B ye benzediğinden bu hastalık non A- non B hepatiti (A ve B ye bağlı olmayan) adı ile anılmaktaydı.

Hastalık nasıl bulaşır?

Virüs genellikle karaciğerde ve kanda bulunur. Esas bulaşma yolu kandan-kanadır. Örneğin, iki kişi aynı iğneyi kullanırlarsa bulaşma olabilir. Bunun en yaygın şekli uyuşturucu kullanımıdır. Diğer bir bulaşma yolu kan naklidir. Bir kişiye, Hepatit C virüsü taşıyan bir kişinin kanının verilmesi gibi. Günümüzde yapılan testler ile bu artık hemen hemen imkansız gibidir. Ancak, 1990 öncesi hastalık bilinmediğinden, ve tarama testleri bulunmadığından, bu dönemde yapılan kan nakilleri risk taşıyabilir. Virüs tükürük, idrar, semen gibi vücut sıvılarında bulunmaz. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında bulaşma nadirdir. Vücut sıvılarında virüs olması için bu sıvılara bir şekilde kan bulaşması gerekir (Örneğin: diş etinde kanama…). Virüs adet kanında bulunur. Bu dönemde bulunulan cinsel ilişki bulaşma açısından riskli olabilir (kanın açık bir yaraya bulaşması ile) Aynı iğne kullanılarak yapılan aşılar, dövme v.s. gibi işlemler bulaştırıcı olabilir. Aynı tıraş bıçağı ve diş fırçasını kullanmak, bunların kan ile temas etmesi olasılığı nedeni ile bulaştırıcı olabilir.

Hepatit C belirtileri genelde bulantı, düşük düzeyde ateş, karın bölgesi ve karaciğerin bulunduğu kısmın zayıflığı ve hassasiyeti, zaman zaman görülen sarılık, kusma ve halsizlik şeklindedir. Bu belirtiler atipik olduğu kadar, önce de değinildiği üzere hastalık etkeninin alınmasından çok uzun zaman sonra da ortaya çıkabilmektedir

Hepatit C’de hazırlayıcı etkenler yani bizim Hepatit C enfeksiyonuna yatkın hale gelmemize neden olan etkenler aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

* Fazla ve sürekli hayvansal kökenli protein ve yağ alımı,
* Alkol kullanımı,
* Sigara kullanımı,
* Yetersiz sebze ve meyve tüketimi,
* Gıda ve bireysel hijyene(temizliğe)dikkat edilmemesi.
Hepatit C eğer tedavi edilmez ise siroz , karaciğer kanseri ve ölüme neden olur.
 

KRONİK HEPATİT C DE SİROZ OLUŞUYOR. PEKİ SİROZUN ŞİDDETİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VARMIDIR?

20-30 yıl gibi bir ortalama sürede ortaya çıkan siroz bazı durumlarda şiddetlidir;

Yaş (ileri yaşlarda siroz daha şiddetlidir)

Erkek hastalarda siroz daha şiddetlidir

Alkol kullananlarda siroz daha şiddetlidir

Sigara ve tütün siroz daha şiddetlidir

Aids (AIDS - HİV ) siroz daha şiddetlidir

KRONİK HEPATİT C DE KANSER OLUŞUMUNU ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

EVET…Bazı faktörler karaciğer kanseri riskini provoke eder, bunlar;

Alkol kullanımı

Siroz gelişimi

İleri yaş

Erkek hasta olmak

HEPATİT C KARACİĞERDEN BAŞKA HANGİ SİSTEMLERE ZARAR VERİR?

Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.

HEPATİT C VE DÖVME AKAPUNKTUR PİERCİNG

Bu gibi uygulamalarda hastalığın geçme riski eğer steril ortamlarda olmaz ise her zaman söz konusudur. Bu gibi yerlerde hijyen ve sterilizasyon  çok önemlidir

HEPATİT C ANNEDEN BEBEĞE DOĞUM SIRASINDA GEÇERMİ?

EVET…%6 olasılıkla hepatit C anneden bebeğe geçer. İlaveten annnede aids var ise hepatit C nin bulaşma olasığı dahada yükselir.

AYNI EVDE YAŞAYAN KİŞİLERDE HEPATİT C VAR İSE BULAŞIR MI?

Bu çok sık görülen bir durum değildir. ancak aynı kaşık, çatal ve bardağı paylaşmak bulaşma açısından riski son derece artırır. Önemli olan bu saydığımız eşyaları paylaşmamaktır. Bunların dışında aynı evde yaşamak bulaşma açısından yüksek risk taşımaz.

ANNEDEN ÇOCUĞA EMZİRME İLE GEÇER Mİ?

HAYIR…ancak annenin meme başında kanama ve enfeksiyon olmaması gerekir.

 

ÖNEMLİ NOT: HEPATİT C Lİ HASTALARIN % 10 UNDA  BULAŞMA SEBEBİ BİLİNMEMEKTEDİR.

HASTAIĞIN KULUÇKA SÜRESİ:

Hepatit C nin kuluçka süresi 2 hafta ile 6 ay arasıdan değişen bir süreçtir. Ancak bugün tıp yayınlarında hastalığın hangi döneminde ve ne kadar süre ile bulaşıcı olduğu bilinmediğinden hastalık tespit edildiğinde diğer insanlara bulaşmaması için kişinin uyarılmasında büyük fayda vardır.

HEPATİT C VE TESTLER

Hepatit C yi saptamak için çeşitli testler vardır. Daha öncede belirtildiği gibi hasta eğer bir takım belirtilerle hekime başvurduğunda hekiminiz çeşitli testler ister;

Karaciğer enzimleri

Anti-HCV       :hepatit C  antikor (vücut tarafından üretilen koruyucu serum) testi

İlave antikor testleri:3 jenerasyon antikor tespit edici testler ilaveten istenebilir. Ancak bu testler 3-5 ay sonra opzitif sonuç verir. (enzim immuno assay yöntemi)

HCV RNA testi : en duyarlı test hepatit C virüsünün genetik yapısını tespit etmeye yönelik bir testtir. Bu virüsün çoğaldığını ve enfeksiyonun akut (yeni) olduğunu gösterir. Hatta bu testlerle hepatit C virüsünün miktarı dahi saptanabilmektedir. Tedaviden önce bu miktarın saptanması, tedavinin yaralı olup olmadığı konusunda daha hekime testlerin tekrarındaki miktarla bir değerlendirme imkanı verir.

Karaciğer biyopsisi (karaciğerden parça alma)

 

HEPATİT C GENETİK TESTLERİNDE VİRÜSÜN ÇEŞİTLİ GENETİK YAPILARI SAPTANMAKTA. PEKİ BU GENETİK FARKLILIK BİR ÖNEM TAŞIR MI?

EVET….testlerde farklı genetik yapıların önemi vardır. Genotip 2 ve genotip 3 denilen virüs tipleri, genotip 1 denilen virüs tiplerine göre tedaviye daha iyi cevap verir.

 

PEKİ KARACİĞER BİYOPSİSİ SONUCU TEDAVİ STRATEJİLER VAR MIDIR VE ÖNEMLİ MİDİR?

EVET…eğer düşük derecede karaciğer iltihabı ve fibrozu sonucu biyopsi ile ortaya çıkmış ve beraberinde karaciğer enzimleri hafif derecede artmış hastalar anti-viral (virüse karşı tedavi)tedaviye ihtiyaç duymaz . Ancak  fazla miktarda fibroz olan hastalarda ise anti-viral tedaviye alınır. Bu hastalarda enzimler orta derecede artmıştır. Unutmayın elbette bu karaı hekiminiz verecektir. Ayrıca karaciğer biyopsisi yapılan tedavinin sonuçlarını görmek için yapılabilir. Buda son derce önemlidir.

KİMLER HEPATİT C TARAMA TESTİ YAPTIRMALIDIR?

Anormal karaciğer enzim testleri olanlar

Geçmişte size kan nakli yapılmış ise (bu yaklaşık olarak 5-10 yıl önce yapılmış ise yahut size kan veren bir kişinin hepatit C olduğunu öğrendiniz ise)

Size organ nakli yapıldıysa (özellikle 5-10 yıl önce…)

Tüm sağlık çalışanları

Korumasız cinsel ilişkileriniz olduysa (özellikle çok partnerli)

Hemodiyaliz hastası iseniz

Hemofili veya benzeri kan ürünleri gerektiren bir hastalığınız varsa

Hepatit C hastası iseniz ve çocuk sahibi olduysanız 1 yıl içinde hepatit C testi yaptırmalısınız (baynalar)

UNUTMAYIN !!!  HEPATİT C , HEPATİT B VE AIDS KAN VE CİNSEL YOLLA BULAŞIR…

HEPATİT C TEDAVİ:

Hepatit C de tedavi hastalığın derecesine göre belirlenir.

İnterferon (haftada 3 kez enjekte edilir)

Uzun etkili interferon (haftada 1 kez enjekte edilir)

Ribavirin

Bu ilaçlar tek veya kombine halde hekiminiz tarafından kullanılır.

AKUT HEPATİT C DE TEDAVİ:

Genel olarak farkında olmadan geçirilmesi sebebi ile hepatit C akut (yeni) dönemde tedavi edilmeden atlanır. Ve çoğu hastada virüs kronikleşmiş (müzmin) bir enfeksiyon halinde iken tespit edilir. Ancak bu hastalıkta bir çok bilim adamı akut dönemde yakalanan hastalığıa anti-viral tedavi uygulandığında hastalığın kronikleşmeyeceği inancındadır. Yapılan çalışmalarda akut dönemde yakalana ve 6 ay boyunca interferon tedavisine alınan hastaların % 98 de hastalığın kandan tamamen kaybolduğu, ve karaciğer enzimlerinin normale döndüğü saptanmıştır.

KRONİK HEPATİT C DE TEDAVİ:

Kronik hepatit C tedavisinde 2 ilaç kullanılır. Bunlar ribavirin ve interferon. Ancak her hasta için bu iki ilaç uygulanamaz. Buna en güzel kararı hekiminiz verecektir. Ancak interfeon ve ribavirin tedavisine aday hastalarda uzun süreli tedavide kür sağlanmaktadır. Yapılan yeni çalışmalarda daha uzun etkili olan bir interferon çeşidi peginterferon ile ribavirinin bir arada kullanılmasının çok iyi sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Ve bu tedavi artık standart tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan çalışmalarda bu tedavi ile ortalama % 50 lerde bir başarı sağlanmış ve kanda hepatit C saptanmamıştır.

PEKİ TEDAVİNİN SÜRESİ NE KADARDIR?

6 ay –ile 1 yıl arasında değişir.

Genotip 2 ve genotip3 olanlarda tedavi 6 ay

Genotip 1 olanlarda 1 yıl devam eder.

 

ANTİ-VİRAL TEDAVİ KİMLERDE İDEAL OLARAK UYGULANIR?

HCV genotip 2 ve genotip3 olanlar

Hafif ve orta derecede karaciğer fibrozu olan kişiler (karaciğer biyopsisi en iyi fikir verir.

KİMLER İÇİN ANTİ VİRAL TEDAVİ İYİ BİR SEÇENEK DEĞİLDİR ?

HCV  Genotip 1 grubu hastalar

Yoğun depresyonu olan hastalar

Kalp rahatsızlığı olan hastalar

HEPATİT C TEDAVİSİNDE YARDIMCI FAKTÖRLER VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN UNSURLAR NELERDİR ?

Alkol kullanmayınız

Sigara kullanmayınız

Karaciğerden atılan ilaçlara dikkat edin ve doktorunuzla bu konuyu tartışın. Bu tür ilaçlar kullanmayınız

Hepatit B aşınız yoksa yaptırınız

Hepatit A aşısı yaptırınız

HEPATİT C DE KİMLER İZLENMELİDİR ?

Karaciğer enzimleri hafif yükselen ve karaciğer biyopsisinde fibroz ve ağır hasar olmayan hastalar, hekimleri tarafından izlenmesi tavsiye edilmektedir. Bu hastalara düzenli olarak karaciğer enzim testleri ve her 3-5 yılda bir karaciğer biyopsisi yaptırmaları önerilmektedir.

ANTİ VİRAL TEDAVİYE CEVAP NEGATİF OLSA BİLE BAZI OLUMSUZ SONUÇLARA GİDİŞ DURABİLİR Mİ?

Evet…! bazı hastalar anti viral tedaviye olumlu yanıt vermez ve kanda virüs oranı düşmez. Ancak bu hastalarda siroz oluşumu ve karaciğer kanseri riskini anti-viral tedavinin azalttığı göstermiştir. En azından bu durum bile teselli vericidir.

ARAŞTIRMA HALİNDE BAŞKA İLAÇLAR VARMI ?

EVET…

İnterlökin 10

İnterferon ve ribavirinle kombine amantadin tedavisi

Gen Terapi

CİNSEL İLİŞKİ SIRASINDA NASIL KORUNABİLİRİM ?

TEK EŞLİLİK VE LATEX KONDOM(PREZERVATİF KULLANMAK) MUTLAKA KULLANINIZ

EŞYALARINIZI KİMSE İLE PAYLAŞMAYINIZ.

ELLERİNİZ TEMİZ YIKAYINIZ

HEPATİT C VE EVDE TEDAVİ:

Ev tedavisinde ; aktivitelerinizi yavaşlatın, yorucu hareketlerden kaçının, yorulduğunuzda hareketleriniz yavaşlatarak dinlenin.

AKUT HEPATİT C ENFEKSİYONUNDA DİYET:

Hepatit ve diyet. Ne tür bir hepatit diyeti uygulamalıyım en çok sorulan sorulardan biridir. En önemli unsurlardan biri akut hepatit diyetinde (hepatit C diyeti) sıvı alımıdır. Bulantı ve kusmanın yaratacağı sıvı kaybı yerine konulmalıdır. Protein oranı düşük, kalori oranı yüksek bir hepatit diyeti hekimler tarafından önerilmektedir. Eğer içtiğinizde rahatsızlık vermiyorsa doğal meyve suları alınabilir. Ayrıca çorba içilebilir. BU DÖNEMDE EN ÖNEMLİSİ ALKOL VE KARACİĞERİ RAHATSIZ EDECEK İLAÇLAR KULLANMAMAKTIR. BU DURUM KARACİĞER İLTİHABI VE KARACİĞER ZARARINI ARTIRACAKTIR. Burada en önemli unsur ilaç alınımınızı hekiminizle konuşarak ayarlamanızdır.

ANTİ VİRAL TEDAVİDE EN ÖNEMLİ YAN ETKİ NEDİR ?

Depresyondur. Hekiminizle bu konuyu tartışmaktan çekinmeyiniz.

HEPATİT C VE KARACİĞER NAKLİ ( TRANSPLANTASYON)

Önlenemeyen ve tedaviye cevap vermeyen yaygın bir fibrozla giden hepatit C vakalarından sonra karaciğer fonksiyonlarını icra edemez bir hale gelirse artık bu hastalar karaciğer nakline aday hastalardır ve transplantasyon gerekir.

kaynak:hemsirelersitesi.com

Hepatit B

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Hepatit-B enfeksiyonu nedir ?
Hepatit-B virüsünün neden olduğu, birincil olarak karaciğerde iltihap ve karaciğer hücre hasarıyla seyreden bir hastalıktır. Hepatit-B virüsü; karaciğere yerleşir. Yalnız insanlarda hastalık yapabilen bir DNA virüsüdür. Virüsler dışında metabolik hastalıklar, toksik ve karaciğerde kanlanmayı bozan, ilaçlar, bazı bakteriler, parazitler ve bazı diğer virüslerle gelişen hastalık ya da enfeksiyonlar sırasında da akut viral hepatit gelişebilir.

HBV enfeksiyonunun dünyada  ve Türkiye’deki durumu nedir ?
HBV enfeksiyonu tüm dünyada oldukça yaygındır. Dünyada her yıl 50 milyon kişi HBV ile enfekte olmakta ve bugünkü sayılarla  dünya nüfusunun 2/5′i (2 milyar) bu virüsle enfekte olmuş durumdadır. Her yıl HBV’ye bağlı nedenlerle 1-2 milyon insan ölmekte ve dünyada 350 milyon insan bu virüsün taşıyıcısıdır.
Ülkemizde her yıl 200 bin kişi bu virüsle enfekte olmaktadır  ve her üç kişiden birisi bu enfeksiyonu geçirmiştir. Ülkemizde 3-3.5 milyon kişi bu virüsün taşıyıcısıdır.

HBV enfeksiyonuna yakalanma riski kimlerde daha fazladır?
HBV enfeksiyonu için herkes eşit derecede risk taşımaz. Bazı insanlarda, hastalarda ve gruplarda enfeksiyon daha sık görülür. HBV enfeksiyonu için risk taşıyan gruplar şunlardır:
a) Sağlık personeli,
b) Çok sayıda kan transfüzyonu yapılan hastalar,
c) Hemofili ve hemodiyaliz hastaları,
d) HBV taşıyan kişi ile aynı evi paylaşanlar,
e) Birden fazla cinsel partneri olan heteroseksüeller,
f) Homoseksüel ve biseksüel erkekler,
g) Damar içi uyuşturucu kullananlar,
h) Kişisel hijyenin iyi olmadığı bakım evi, yurt ve hapishane gibi yerlerde yaşayanlar,
ı)  HBsAg pozitif anneden doğan bebekler.

HBV nasıl bulaşır?
HBV dört yolla bulaşır:
a) Kan veya kan içeren sıvıların zedelenmiş deri veya mukoza ile teması sonucu (perkütan ya da parenteral bulaşma),
b) İnsandan insana zedelenmiş deri ya da mukoza aracılığıyla (horizontal bulaşma),
c) Cinsel yolla,
d) Annenin kanının ya da kanlı sıvılarının bebeğe zedelenmiş derisi ya da mukozası aracılığıyla ya da göbek kordonu aracılığıyla geçmesi ile (doğum sırasında) bulaşı.
HBV enfeksiyonunun kuluçka peryodu alınan virüs miktarına ve kişinin immün sisteminin direncine bağlı olarak 45-180 gün (ortalama 60-90 gün) arasında değişir.

HBV enfeksiyonunda hastalık belirtileri nelerdir ?
HBV enfeksiyonunda; enfeksiyon sık ancak hastalık enderdir. Virüsü alanların yaklaşık %50-65′in de hiç bir hastalık belirtisi gelişmeden enfeksiyonu geçirir. Virüsle enfekte olanların yaklaşık %30-50′inde kırıklık, yorgunluk, hafif ateş, mide bulantısı, karın ağrısı, eklem ve kas ağrıları gibi yakınma ve bulgular gelişir. Çocukların %10′undan azında, erişkinlerin %30-50′inde sarılık görülebilir. Virüsle enfekte olanların %1′inden daha azında enfeksiyon akut karaciğer yetmezliği ile ilerleyici ve şiddetli bir gidiş gösterir. Akut enfeksiyonun yaklaşık 1-6 haftalık klinik seyri vardır. Bu sırada hastalarda değişen derecelerde karaciğer enzimleri ve kan hücrelerinin yıkım ürününde yükselme gözlenir.

HBV enfeksiyonunun çocuk ve erişkinlerde seyri nasıldır?
Akut enfeksiyon çocuklarda erişkinlere göre daha hafif ve bulgu vermeden seyreder. Ancak bebeklerin immün sistemi nedeniyle enfeksiyon erişkinlere göre daha fazla oranda kronikleşmeye eğilimlidir. Yenidoğanların %5-10′unda, 1-5 yaş grubundaki çocukların %70′inde, erişkinlerin ise %90-95′inde virüs 6 ay içinde vücuttan temizlenerek bağışıklık gelişir. Akut enfeksiyon erişkinlerin yalnızca
%5-10′unda kronikleşirken, yenidoğanların
%90-95′inde, çocuk ve ergenlerin
%30′unda kronikleşir ve virüs taşıyıcısı olur.
Bu hastaların kronik karaciğer hastalıkları yönünden uzman doktorlar tarafından izlenmesi gerekir. Kronik karaciğer hastalıkları geliştiğinde µ-interferon tedavisi kullanılabilir, ancak başarısı sınırlıdır.

HBV taşıyıcısı kimlere denir ?
Akut enfeksiyondan sonra 6 ay içinde virüse karşı bağışıklık geliştirmeyen, virüsü veya virüs proteinlerini kanlarında taşıyan kişilere taşıyıcı denir. Öncelikle, bu kişiler virüsün sağlıklı bireylere bulaşmasında kaynaktırlar. Ayrıca bu kişilerde kronik aktif hepatit, siroz ve karaciğer kanseri gibi kronik karaciğer hastalıklarının gelişme riski yüksektir. Kronik hepatit-B ile karaciğer kanseri (primer hepatosellüler karsinoma) gelişmesi arasında sıkı bir ilişki vardır. Kronik virüs taşıyıcılarında primer hepatosellüler karsinoma gelişme riski taşıyıcı olmayanlara göre 200 kat fazladır. Kronik HBV taşıyıcıları ile virüsün bulaşma yollarından birisi ile temas edenlere yalnızca aşı yapmak yeterli koruyuculuğu sağlar.

HBV enfeksiyonundan nasıl korunuruz ?
Enfeksiyondan korunmanın en emin ve güvenilir yolu hepatit-B aşısı yaptırmaktır. Hepatit-B aşısı gen teknolojisi ile maya ya da memeli hücrelerinde üretildiklerinden son derece güvenilirdir ve bu tür enfeksiyonların bulaşmasına neden olmaz. Hepatit-B aşının kanser yaptığı söylentisi  yanlıştır. Tam tersine aşı ile hepatit-B enfeksiyonundan korunulmazsa, HBV alınması ile böyle bir riske girmek söz konusudur. Hepatit-B aşısı virüsle karşılaşmadan önce ya da karşılaştıktan sonra kullanılabilir. Her iki durumda da koruyucudur.

Hepatit B virüsü, halk arasında sarılık olarak bilinen Hepatite yani “Karaciğer iltihaplanması”na neden olan bir virüstür. HBV olarak kısaltılmaktadır.

Virüs vücuda çeşitli yollardan girebilir ve Karaciğerde hücreler içine yerleşir. Virüsün, vücuda girişinden sonra;

  • İltihap ve buna bağlı bulgular oluşturmak ve kronikleşmek
  • Sessizce vücutta kalmak
  • Vücut savunması tarafından tamamen ortadan kaldırılmak gibi sonuçlar ortaya çıkar.

Bu üç gidişatın hangisinin olacağı kişiye, kişinin sosyoekonomik, sağlık, beslenme düzeni vb. gibi birçok durumuna bağlı olarak değişiklik gösterir.

Kronikleşen olgularda hastalık zaman içerisinde kişiyi ölüme götürebilir, hastalık iyileşip sessiz forma geçebilir ya da vücut tarafından tamamen ortadan kaldırılabilir.

Sessiz olgular ise bir dönem sonra hastalık yapıp kronikleşebilir, ömür boyu sessiz olarak devam edebilir ya da vücut tarafından olarak tamamen ortadan kaldırılabilir.

Hepatit oluşan kişilerde bulgular kişiden kişiye değişiklik göstermekle beraber virüs vücuda girdikten belli bir dönem sonra kişide hafif ateş, ağrı, kusma, halsizlik, uykuya meyil, göz akı ve deride sararma yapabilir.

Virüs oldukça bulaşıcıdır.

Bulaşma yolları kan yolu ve cinsel yoldur. En sık kan yoluyla bulaşır. Kan yoluyla bulaşıcılığı AIDS etkeni olan HIV’den 100 kat daha fazladır.

Ciltte açık yaralardan da bulaşabilir fakat normal cilt yoluyla, solunum yoluyla ve ağız yoluyla bulaştığı gösterilememiştir. Ülkemizde HBV taşıyıcılığı %7-8 civarındadır. Her 12-13 kişiden biri bu virüsü taşımaktadır.

Bazı kişilerde HBV’ye karşı doğal bağışık yanıt mevcuttur. Bunun olup olmadığına kan testleriyle bakılmaktadır. Doğal bağışıklık olmayan kişilerde ise aşıyla koruma kesin olmamakla birlikte sağlanabilir.

Hepatit B Aşısı ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından yeni doğan bebeklerde rutin olarak uygulanan aşı takvimine dahil edilmiştir. Hepatit B Aşısı her yaşta uygulanabilir.

Özellikle;

  • HBV taşıyıcıları ile birlikte yaşayanlara,
  • Sürekli kan veya kan ürünleriyle yakın temas halindeki sağlık personeli, berberler vb. gibi meslek gruplarına
  • Yurtlar, askeri birlikler vb. gibi ortak kullanım alanlarının ve eşyalarının çok olduğu toplu yerlerde yaşayanlara

HBV aşısı mutlaka tavsiye edilmektedir.

Aşı uygulanacak kişilere önce kan testi yapılır. Kan testi sonuçları aşı yapılmasına uygun olarak gelirse kişiye aşı yapılır. HBV aşısı ilk aşının yapıldığı zaman 0′ıncı ay kabul edilerek;

  • ilki 0′ıncı ayda
  • ikincisi 1′inci ayda
  • üçüncüsü 6′ıncı ayda olmak üzere 3 ayrı doz şeklinde kas içerisine uygulanır.

Ve son dozdan bir kaç ay sonra bağışıklık gelişip gelişmediğini kontrol etmek amacıyla tekrar kan testi yapılır. Bağışıklık gelişmemişse ya da az gelişmişse doz tekrarı yapılır. Bağışıklık gelişmişse bu bağışıklık kesin olmamakla birlikte kişiyi 5 yıl korumaktadır. 5 yıl sonra ise aşılar aynı şekilde tekrarlanmaktadır.

HBV Virüsü; 40-45 nm boyutlarındadır. Genetik materyali çift RNA içerir.

kaynak:wikipedia.org,hemsirelersitesi.com

Hepatit A sarılık

Şubat 5, 2008 by admin  
Filed under Karaciğer Hastalıkları

Hepatit AHepatit A oldukça bulaşıdır ve halk arasında sarılık adıyla bilinir.Hepatit A genellikle bu hastalığı taşıyan bir insanla gıda veya su paylaşımı nedeni ile bulaşır.Ayrıca cinsel ilişki veya hasta bir insanın kan, idrar gibi vücut sıvılarına temasla bulaşmaktadır.Genellikle hastalaın büyük bir çoğunluğu iyileşir ama hastalık oldukça ağır geçer.Diğer hepatit türleri gibi hepatit A ‘da karaciğerin iltihaplanmasına neden olur
 

Hepatit A’ nın belirtileri

 

 Tüm viral hepatitlerde sarılık başlamadan önce genellikle; 

* Bulantı, kusma, ishal, 

* Şiddetli iştahsızlık,    

* Mide - barsak şikayetleri, 

* Karın üst bölgesinde ağrı ve     

* Yorgunluk görülür.Yalnız Hepatit - A’da 38 C den yüksek ateş (enfluenza’daki gibi) ve eklem ağrıları da görülür. Ateş varsa, genellikle sarılığın ilk birkaç gününde normale döner.

  Viral Hepatitlerdeki en tipik belirtiler ise;         

* Göz aklarının, cilt ve mukoz membranların sararması,      

* İdrarın renginin koyulaşması ve            

* Dışkının renginin açılması’dır.  Hastalığın başlangıcından 2 - 3 hafta sonra dışkı rengi normale döner. Bir veya iki hafta sonra karaciğer büyüyebilir ve sarılık görülebilir.

Hepatit A’ lı olgular sarılığın ortaya çıkışından iki hafta öncesi ve sarılığın ortaya çıkışından bir hafta sonrasına kadar her dışkılama ile çok miktarda Hepatit - A virusu salgılar ve hastalığı bulaştırırlar. Belirti göstermeden hastalığı geçiren fertler de, hastalığın yayılmasında sessiz birer kaynak oluştururlar.

Hepatit A virüsü genellikle oral-fekal (ağız-dışkı) yolla, kontamine olmuş (virüs bulaşmış) su veya besinlerin alınmasıyla, kişiler arası temasla, ya da cinsel temasla bulaşır. Memleketimizde büyük kentlerde dahi kanalizasyon sistemlerinin yeterince düzenli olmaması ve içme ve kullanma sularının temininin uygun koşullarda yapılamaması (özellikle su baskınlarından ve tabii afetlerden sonra) Hepatit-A enfeksiyonunun yayılmasında büyük rol oynar.

Virüs vücuda genelde ağız yoluyla, özellikle yiyecek ve içeceklerle girer. Bu durum, kişilerin tuvalete gittikten sonra ellerini yıkamaması ve bulaşlı elleriyle sağlıklı kişilerin yiyeceklerini ellemesiyle de oluşur. Hepatit A virusuyla bulaşlı suların içilmesi, bu sulardan üretilen buzların kullanılması en büyük bulaş kaynağıdır. Ülkemizde köylerde helalar genelde dışardadır ve sebzelerin yetiştirildiği yerlere yakındır. Gübre olarak toprağa akıtılan Hepatit-A virusu ile kontamine lağım suları, çiğ yenen marul, maydonoz, taze soğan, roka v.b. gibi yeşilliklere ve sebzelere bulaşmakta ve bu bulaşlı yeşilliklerin yeterince temizlenememesi de büyük bulaşlara neden olmaktadır. Gözlemlerime göre hemen hemen tüm lokanta ve lüks restoranlarda hazırlanan salataların malzemeleri ve (güya) yıkanmış olarak getirilen söğüş marul-maydonoz v.b. yeşillikler (maalesef) bir leğen veya kovadaki suya batırılıp çıkarılmakta ve temiz (!) olarak sofralarımızda servise sunulmaktadır. Lağımla kirlenen sulardan  toplanan midye, istiridye ve kabuklu deniz ürünlerinin yenmesi, özellikle sonbahar ve kış aylarında salgınlara neden olmaktadır. Hepatit A hastalığı geçiren kişi ile yakın temas ve cinsel ilişki de hastalığın yayılmasına neden olur.

Hastalıktan Korunma Önlemleri

 

 Halkın kişisel hijyen, ellerin sık sık yıkanması, ve atıkların sağlıklı uzaklaştırılması konusunda eğitilmesiyle,

* Sağlıklı içme ve kullanma suyunun temini ile,   

* Yeterli kanalizasyon sistemlerinin kurulmasıyla,

* Kontamine olma olasılığı bulunan besinlerin yeterince yıkanması ve pişirilmesiyle,

* Bakteriyolojik kontrolu yapılmayan içme sularının kaynatılmasıyla ve 

* Çocuk ve yaşlı bakımevlerinde çalışan personele ve yaşayanlara gerekli eğitimin verilmesiyle hastalık önlenebilir.

Hijyen ve sağlık kurallarına uyulması, bulaşma riskini azaltabilir ancak tamamen engelleyemez.

Bugün Hepatit A hastalığından tam korunmanın en etkili yolu aşılanmadır. Aşının koruyuculuğu % 94 - 100 olup koruyuculuğu yaklaşık 20 yıl devam etmektedir. Bu nedenle; kamuda, restoranlarda, askeri birliklerde, hastanelerde, fabrikalarda, yatılı okullarda, kreşlerde, bakımevlerinde v.b kurumlarda çalışan tüm mutfak personelinin Hepatit A enfeksiyonunu daha önce geçirip geçirmediği saptanılmalı ve aşılanması uygun görülenlerin aşılanması sağlanmalıdır.

 

Sarılık (hepatit), kandaki bilirubin düzeyinin artması sonucu deri, göz ve mukozaların sarı renk alması durumudur. Bir belirti (semptom) olup çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir; tek bir hastalığa işaret etmez. Hepatit bir anlamda karaciğerin iltihabıdır. Hepatitlerin çoğu virüslere bağlı olmakla beraber ilaçlar, toksik maddeler, radyasyon, bağışıklık sistemindeki bozukluklar gibi farklı nedenlere de bağlı olabilir.

Halk arasında, viral hepatitle, sarılık karıştırılır ve her sarılık “viral hepatit” zannedilir. Halbuki sarılık bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık, sarılık belirtilerine neden olabilir. Örneğin, ana safra kanallarında taş olması sarılığa neden olabilir. Ancak