Recep İvedik

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Recep İvedik; komedyen Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı hayali bir karakterdir. TV8′deki Dikkat Şahan Çıkabilir programında ortaya çıkan Recep İvedik ilk kez Pencere Önünde Bira İçen Adam olarak tanındı. Üst kat komşusu olan Halime ile yaşadıklarını konu alan olaylarla, Dikkat Şahan Çıkabilir’deki haberlere konu olan Recep İvedik kendi deyimiyle agresif, kompleksli; ama özünde de kedi gibi uysal bir insandır. Bira içmeyi çok seven Recep İvedik, Kim 500 Bin İstemez Ki? adlı yarışma programına katılmış ve yarışma sonunda büyük ödül olan 500 Bin YTL’yi almaya hak kazanmış fakat paraya önem vermeyen biri olduğunu söyleyerek bu ödülü almaktan vazgeçmiş onun yerine yarışmanın sunucusuna Buradaki herkese benden bira ısmarla demiştir. Bu hareketiyle seyircilerin gönlünü fetheden Recep İvedik, en son NTV’deki Kime Diyorum Ben programında Asena’nın sevgilisi olduğu iddia edilen kişi olarak karşımıza çıkmıştır. 22 Şubat’ta vizyona girecek olan ve kendi ismini taşıyan filminde başrol oynamaktadır.

Mesleği ‘camın önünde oturmak’ olan Recep İvedik, dağınık siyah saçları, dört aydan fazla giymediği turuncu gömleği, ağzındaki sigara izmariti ve omzundaki sigara külleriyle dikkat çekici bir karakter olarak akıllarda kalmıştır. Ayrıca Şubat 2008′de ‘Recep İvedik’ olarak filmi çıkacaktır.

Sevdikleri/Arkadaşları

  • Salih Abi
  • Bira
  • Asena
  • Remzi ‘Pala’ Kermes
  • Küçük Oscar
  • Dikkat Şahan Çıkabilir! (TV8)

    Recep İvedik Camın Önünde

    Penceresinin önünde oturup bira içen Recep İvedik, üst kat komşusu Halime’nin aşağıdaki bakkala sepet uzattığını görür. Bu arada kendi biralarının da bittiğini farkeder. Komşuluk ilişkisi ve insanlık adına komşusu Halime’den kendisine de aşağıdaki bakkaldan bira çekmesini ister. Ancak Halime, Recep İvedik’e hiç beklemediği bir tepki verir; Gir içeri ayyaş!. Bu tepki üzerine Recep İvedik, Halime’nin uzattığı sepetin ipini çeker ve Halime’nin aşağıdaki kaldırıma düşüp boynunu kırmasına ve hastaneye kaldırılmasına neden olur.

    Kime Diyorum Ben! (NTV)

    3. Bölüm

    Bir yol kenarında, yüzü ceketler ve paltolarla kapalı bi şekilde öylece duran bir adam tesadüfen oradan geçen magazincilerin ilgisini çeker. Magazinciler bu adamın, Asena’nın Fafal adıyla bilinen ve herkesten kaçan yeni sevgilisi olduğundan şüphelenirler. Bir kaç soru sormak için yanına gittiklerindeyse adam kaçmaya başlar. Yüzü kapalı olduğu için kim olduğu anlaşılmayan bu adam magazincilerden kaçmaya başlar. Önünü göremediği halde uzunca bir süre magazincileri peşinden koşturmayı başaran Fafal nihayet yakalanır ve röportaj yapmayı kabul eder. Tabi ki bu adam Recep İvedik’ten başkası değildir. Magazincilerin Asena’yla ilişkisi hakkındaki sorularını yanıtlar.

    İşte Recep İvedik röportajından bazı detaylar:

    Gazeteci: -Bu söyledikleriniz gündeme bomba gibi düşecek!

    Recep İvedik: -Beni ilgilendirmez nerenize bomba gibi düşeceği!

    Recep İvedik: -Asena Türkiye’nin en iyi dansözüdür, hadi dansöz demeyelim oryantal diyelim, en iyi oryantalidir. Hatta Tan Sağtürk’ten bile daha iyi bir oryantaldir!

    Gazeteci: -Tan Sağtürk balettir ama…Recep İvedik: -Asena da Tan Sağtürk’ten iyi oryantaldir.                                                                                                                 Recep İvedik filminin resmi sitesi                                                                                                                                 kaynak: wikipedia.org

Ben Efsaneyim (2007) I Am Legend

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Ben Efsaneyim (2007) I Am Legend

Ben Efsaneyim, her yönüyle mükemmel bir gişe filmi. Hem her yaştan, her tür seyirciye hitap ediyor, hem de onlarca değişik film türünü ustaca bir araya getirmeyi başarıyor. Fakat en önemlisi, 150 milyon dolarlık bütçesine rağmen hikayesini ve mesajını seyirciye kaşıkla yedirmekten kaçınıp, şaşırtıcı biçimde içten ve yetişkin bir yalnızlık ve ümitsizlik hikayesini, pahalı özel efektleriyle yarıştırmaktan çekinmiyor.

Aksiyon ve korku gibi türlerin yanında, trajik bir insan dramını ve eski usul Alacakaranlık Kuşağı tarzı bilim kurgu türlerini eşit oranda başarıyla sunan dört dörtlük bir paket… Filmin bir araya getirdiği türlerin hepsi, kendi sınıflarında “pekiyi” notunu hak ediyor.

Aksiyon ile başlayalım. Ben Efsaneyim, mega bütçeli aksiyon sahnelerinin başarısını, içerdiği patlamaların devasallığı ile ölçmenin ötesinde, incelikle elden geçirilmiş bir dinamizm ve beklenti ile buluşturmayı biliyor (Transformers’ın kulakları çınlasın).

Küçük bir ara verip filmin basit olduğu kadar etkili kurgusunu özetleyelim: Kıyamet oranlarında yanlış giden bir kanser deneyi sonucu bütün dünya solgun derili, güneşe çıkamayan, insan kanına susayan “yaratık”lara dönüşür. Deneyin yarattığı kaosu durdurmakla sorumlu virolojist Robert Neville (Will Smith), New York’taki tek “sağlıklı” insandır. Neville’in yalnızlıkla dolu yeni yaşamının tek amacı, bu hastalığa bir çare bulmak ve gece dışarı çıkan yaratıklardan olabildiğince uzak durmaktır.

Filmin aksiyon sahnelerinin yaratıcı dinamizmine en iyi örnek, Neville’in güneş battığı sırada arabasına dönmeye çalıştığı sahne. Sahnenin seyircide yarattığı gerginlik, özel efektlerin başarısında değil, sahnenin kurgusuna bağlı iki adet yaratıcı elemente bağlı: Neville’in ayağı yaralı, bu yüzden arabasına sürünmek zorunda. En önemlisi, iki metre ötesindeki yaratıklarla arasında sınır görevi edinen güneş ışığı, yavaş yavaş yok olmakta. Işık yok olduğunda sonucun ne olabileceğini belirtmeme gerek yok sanıyorum.

Filmin korku sinemasına atıfta bulunan bölümleri de benzer bir dinamizm ile destekleniyor, belki de bu sefer daha ekonomik bir sebepten. Hali ile Ben Efsaneyim’in dağıtımcı stüdyosu Warner Brothers, film pazarının yüksek bir dilimini oluşturan 13-18 yaş arası seyirciyi salonlara çekebilmek için, Amerika’da filmi 17 yaş sınırı yerine 13 yaş sınırıyla vizyona sokuyor. Bu yüzden film, yüksek oranlarda kan ve bağırsak gösteremeyeceğine göre, korku bölümlerinde kandan çok gerilime odaklanmak zorunda. Çoğunlukla bu tür bir kısıtlama, “çöp tenekesindeki kedi” tarzı ucuz numaralara yol açar.

Fakat yönetmen Francis Lawrence, sadece bir kaç basit dekor kullanarak bu handikapı avantajına kullanmayı biliyor. Robert Neville’in köpeğinin peşinden yaratıklarla dolu karanlık binada dolaştığı on dakikalık sekans, sadece bir el feneri ve Neville’in hızlı nefes alıp veriş seslerinden oluşmasına rağmen, son yıllarda gördüğüm en ürkütücü sahnelerden biri. Lawrence, sanki filmin milyonlarca dolarlık bütçesine rağmen, sinema sanatının en basit ve ucuz yöntemlerle bile seyircisini etkileyebileceğini bir kez daha kanıtlıyor.

Filmin insan dramı, hikayeye duyduğumuz sempatiyi en çok güçlendiren tarafı. Ben Efsaneyim, Richard Matheson’un 52 yılında yazdığı korku/bilim-kurgu klasiğinin, Vincent Price’lı B-Filmi Dünyadaki Son Adam ve Charlton Heston’lı Omega Man’den sonra üçüncü sinema macerası. Zombi tarzı yaratıklar yerine daha klasik usül vampirlere yer veren orijinal roman, hikaye bakımından bu son versiyondan olabildiğince farklı. Sonuçta bu filmdeki Robert Neville, yaratıklar ile sarımsak ve kazıkla savaşmıyor. Ve kitaba ismini veren en önemli özellik, kendi aralarında bir sosyal yaşam kuran, konuşan yaratıklar filmde yok.

Fakat kitabın her köşesine yapışan derin bir yalnızlık ve izolasyon hissi, filme diğer versiyonlardan daha yakın oranda enjekte edilmiş. Kitaptaki alkolik ve kronik depresif Neville’e karşın, filmde uçak gemisi üzerinde golf oynayan, spor arabası ile boş şehirde gezinen Neville’in kendi varlığından birazcık daha haz aldığı ortada. Filmin ilk yarısı, çoğunlukla Neville’in yalnızlıkla dolu günlük yaşamını inceliyor. Neville, her ne kadar sert bir disipline sahip olsa da, köpeği ile uzun diyaloglara girmesi, şehrin etrafına yerleştirdiği mankenlerle konuşması, içindeki derin yanlızlığı ortaya koyuyor.

Neville’in acınası durumuna sempati duymamızı kolaylaştıran en önemli özellik, Will Smith’in olabildiğince içten ve gerçekçi performansı. Smith, Hollywood gişe filmi, cool aksiyon yıldızı parametrelerinin arkasına sığınmak yerine, role getirdiği ciddiyet ve gerçekçilik ile üç boyutlu bir insan yaratıyor. %80’i boyunca sadece bir karakteri izlediğimiz bir filmde, Smith’in kalibresinin altında bir oyuncu, projeye büyük zarar verebilirdi.

Ben Efsaneyim’e düşük beklentilerle gittiğimi itiraf etmeliyim. Kitabın büyük hayranlarından biri olarak, senaryo yazarı Akiva Goldsman’ın, bir önceki Will Smith aksiyon/bilim-kurgu projesi Ben Robot’u, Asimov’un efsanevi romanından uyarladığını (darmadağın ettiğini desem) biliyor olmam, Ben Efsaneyim’e duyabileceğim ilgiyi yükseltmedi tabii ki. Fakat bu sefer Goldman ve Smith, orijinal kitaba saygıyla göndermede bulunduğu kadar, kendi ayakları üzerinde bağımsızca durmayı başaran dört dörtlük bir gişe klasiğine imza atıyor. Size de bu haftasonu salonlara koşmak kalıyor.

kaynak:beyazperde.mynet.com

Arog

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Arog,

Cem Yılmaz’ın G.O.R.A ve Hokkabaz’dan sonraki üçüncü filmi A.R.O.G gösterime girmeden 3 dakikalık bölümü internette yayınlanmaya başladı. Filmde Cem Yılmaz’a Özge Özberk ve Zafer Algöz’ün de aralarında bulunduğu bir kadro eşlik ediyor. Filmin konusu ile ilgili olarak Eski bir karikatüründen etkinlendiğini söyleyen Yılmaz, ‘Vaktiyle bir karikatür çizmiştim: Birinci karede ‘250 bin yıl önce’ yazıyor ve bir çocuk mask yapıyor. Babası gelmiş, ‘Öküz’ diyor ‘burada bütün kabile çalışıyor, sen kendini verdin o maska, sığır gibi bir herif oldun’ diyor. İkinci kare kare: ‘250 bin yıl sonra o mask müzede, bir baba ile oğul o maska bakıyor, baba diyor ki ‘Bak, 250 bin yıl önce adam ne harika mask yapmış, sen sığır gibi gez hala.’ İşte ‘AROG’daki Arif karakterini de 250 bin yıl öncesine gönderip, oradakilere medeniyet sattıracağız’ dedi.

 A.R.O.G. bombası

G.O.R.A. ile beyaz perdeyi alt-üst eden Cem Yılmaz şimdi de 2 yeni projeyle geliyor.

Cem Yılmaz, TÜYAP’ta düzenlenen CeBIT Euroasia fuarında Türk Telekom standını ziyaret etti. Geçen gün giydiği derviş kıyafetiyle ‘tarikat üyesi oldu’ iddialarının ortaya atılmasına neden olan Yılmaz, fuara bu kez de şalvarı andıran bir kıyafetle geldi.

Burada film projeleri hakkında bilgi de veren Yılmaz şunları söyledi: İki film projemiz var. Biri GORA’nın devamı niteliğindeki ‘AROG’, diğeri ise ‘Süper Adam’. AROG’u yazmaya başladım. Ocak ayının sonunda bitirmeyi planlıyorum. İlkbaharda da çekimlerine başlarız. AROG ismi GORA’nın tersten okunuşu. Süper Adam’ı ise 2010’da çekeceğiz.

Bu aralar Cem Yılmaz yine hareketlendi, yeni bir film yazıyormuş ismide AROG. Peki konusu ne hemen söyleyelim Gora’nın tersten yazılmış hali AROG buda demek oluyor ki Gora’nın devamı. İlk filminden beklemen performansın daha fazlasını gösterecek gibi gözüküyor. 2010 Yılında da yeni bir proje Süper Adam geliyor. Şu aralar Arog filminin sernayosunu yazan Cem Yılmaz ocak sonuna kadar bitirmeyi planlıyormuş. Bu ama ne yarsa yapsın olay oluyor buda kesin…

Venedik Taciri (The Merchant of Venice)

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Venedik Taciri (The Merchant of Venice)

Konu : Shakespeare’nin aynı adlı ünlü oyunundan uyarlanan filmde Al Pacino romanın can alıcı karakteri Shylock karakterinde.

Venedik, 1596. Avrupa’daki en özgürlükçü şehir olmasına rağmen şehirde yahudilere karşı tepkiler devam etmektedir.

Toplumdan dışlanan yahudilere kanundışı yollardan faiz karşılığı para sağlayan Shylock, son olarak tüccar Antonio’ya para sağlamıştır.

Herşey yolunda giderken Antonio’nun geri gelmesini beklediği gemilerinin battığı haberi ulaşınca Shylock’a olan borcunu ödemesi imkansız hale gelir. Bunu öğrenen Shylock aralarındaki anlaşma şartlarını uygulayarak Antonio’nun canını almaya karar verir.

kaynak:sinemafanatik.com

Veda Vakti (Le Temps qui reste)

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Veda Vakti (Le Temps qui reste)

Konu : Paris’te yaşayan genç ve başarılı bir fotoğrafçı olan Romain dışardan bakınca herşeye sahip gözükmektedir. Şehrin en iyi bölgelerinden birinde güzel bir evi ve yükselişte olan bir kariyeri bulunmaktadır.

Bir fotoğraf çekimi sırasında baygınlık geçirince hastaneye kaldırılır ve kanser olduğunu öğrenir. Kemoterapinin de işe yaramayacağını söyleyen doktorlar kendisine sadece birkaç ay ömür biçerler.

Anne babasına ve kızkardeşine bile bu gerçeği söylemeyen Romain son günlerini yanlız başına geçirmeye karar verir. Fakat bir süre sonra suçluluk duygusuna kapılarak acı gerçeği büyükannesine açıklar.

kaynak:sinemafanatik.com

The World’s Fastest Indian efsane adam

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Konu : Gerçek bir olaydan uyarlanan filmde Anthony Hopkins başrolde. Yeni Zelenda’nın küçük bir kasabasında hayatını sürdüren Burt Munro adlı yaşlı adam, 1920′lerden kalma motorsikletine tutkuyla bağlıdır ve çeşitli yarışmalara katılmaktadır.

Munro’nun en büyük hayali ise geliştireceği motoru ile Amerika’nın Utah eyaletinde düzenlenen hız yarışmalarına katılmak ve kara hız rekorunu kırmaktır.

Finansal güçlükler açısından bu hayali gerçekleştirmesi imkansız gibi gözükse de, bir gemiye binerek Amerika’ya doğru yola çıkmaya karar verir. Yolculuğu sırasında tanıştığı insanlar onun bu amacını gerçekleştirmesi için kendisine yardımcı olacaklardır.

kaynak:sinemafanatik.com

Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes)

Ocak 27, 2008 by admin  
Filed under sinema

Tepenin Gözleri (The Hills Have Eyes)

Konu : 1977 Wes Craven yapımı aynı adlı fimin yeniden çevriminde Big Bob ve Ethel çifti evlilik yıldönümlerini kutlamak için ailecek bir yolculuğa çıkarlar. Küçük çocukları Bobby ve Brenda’nın yanısıra büyük kızları Lynn de kocası ve yenidoğan bebekleri ile yanlarındadır.

Yolculuk sırasında Bob, New Mexico çölünü daha yakından görmek isteyince anayoldan ayrılıp yan yollara saparlar. Bir benzin istasyonunda öğrendikleri tarife göre devam ettikleri yol giderek tamamen ıssız bir bölgeye ulaşır.

Arabanın lastikleri patlayıp kaza yaptıklarında ailedeki iki erkek yardım bulmak için gruptan bir süre ayrılırlar. Ancak Amerikan hükümetinin nükleer denemeler yaptığı bu alanda yaşayan ve insan etiyle beslenen bir grup mutant fırsattan istifade etmek için çoktan harekete geçmişlerdir.

kaynak:sinemafanatik.com

gazi fırat kalender

Ocak 15, 2008 by admin  
Filed under sinema, ünlüler

Konya Selçuk Üniversitesi Radyo Televizyon Bölümü mezunu olan Ahmet Kural, daha sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezi�nde oyunculuk eğitimi almış.

Ajitasyon yapmıyoruz!Ses getiren dizilerin kanalı atv, çok konuşulacak bir projeye imza attı. Bu akşam start alan ‘Gazi’nin iki starı Ahmet Kural ve Selin Demiratar, “Ajitasyon yapmayacağız, gerçekleri anlatacağız” dedi..

Bir askerin terhisinin üç gün öncesinden başlayıp, gazi olduktan sonraki travmalarını anlatacak olan ‘Gazi’ dizisi; sezona damgasını vurmaya hazırlanıyor. Başrollerde Ahmel Kural, Selin Demiratar, Perihan Savaş ve Altan Günbay’ın rol aldığı ‘Gazi’, bir Türkiye gerçeğine parmak basacak.

KADRO KALABALIK
Levent Demirkale’nin yönettiği dizinin senaryosu ise F Klavye Senaryo Grubu’na ait. İlk bölümleri Afyon’da çekilen ‘Gazi’nin yapımcılığını ise Adem Kılıç üstlendi. Kalabalık bir kadrosu olan dizide; Kemal Kocatürk, Sibel Topaloğlu, Bahtiyar Engin, Özgür Türkyılmaz, Ayşen İnci, Erden Alkan, Onur Öztürk, Volga Sorgu gibi tanınmış oyuncular yer aldı.

Onları el üstünde tutmalıyızGazilerimiz için ne gerekiyorsa yapmamız lazım. Toplum olarak saygı duymamız gerek. En üst düzey siyasetçilerin bile olaya böyle bakması lazım. Bunların hiçbir şekilde değerleri maddi olarak ölçülemez.

* Onların da planları vardı. Askere giderken nişanlısına, annesine babasına verdiği sözler vardı! Bir kahpe kurşunla vuruluyor, ya şehit oluyor ya da gazi olarak geri dönüyorlar. Bizim onlara bunun karşılığını vermemiz gerekiyor. Onlar canlarını ortaya koymuş insanlar ve bizim elimizin üstünde tutmamız lazım.

İLK BAŞROLÜ
* Dizinin ilk iki bölümü Güneydoğu’da geçiyor. Devamını İstanbul’da çekeceğiz. ‘Gazi’ benim ilk başrolüm ama bu konuda hiçbir korkum yok. Çünkü yıllardır başrol oynuyor gibiyim. Polis çocuğu olduğum için de konuya pek yabancı değilim. Senaryoyu okuduğumda ‘Bunu oynarım’ dedim.

* lk projem ‘Fikrimin İnce Gülü’ dizisiydi. Orada Aydan Şener’in yeğeni Savaş karakterini canlandırdım. Daha sonra TRT’de ‘Evin Erkeği’ diye bir dizide oynadım. Levent Kırca, Oya Başar Tiyatrosu’nda da bir yıl çalıştım. Ama dizilerden dolayı tiyatroyu bırakmak zorunda kaldım.

Gerçeklerden yola çıkıyoruzSelin Demiratar, ‘Gazi’de ‘Tuna’ isimli zengin bir ailenin kızını canlandırıyor. “Tuna zengin ama şımarık değil. Haksızlıklara tahammül edemeyen güçlü bir yapısı var” diyen Demiratar, ‘Gazi’nin izleyiciyi etkileyeceğine inanıyor. Genç oyuncu, “30 yıldır böyle bir problem var. Ben de asker çocuğu olduğum için bu projedeyim” diyerek, ‘Gazi’yle ilgili görüşlerini anlattı.

* Yıllardan beri terör olaylarını, şehit ve gazi haberlerini izliyoruz. Ben asker çocuğuyum. Televizyonda şehit ve gazi ailelerini gördüğüm zaman çok duygulanıyorum. Evlatları, eşi ya da babaları ölmüş olmasına rağmen son derece güçlü ve ayakta durmaya çalışıyorlar…

GEÇ KALMIŞ BİR HİKAYE
* Bu insanlar gerçekten bir şeylerin mücadelesini veriyor. Sonuçta siz vatanınız için canınızı feda ediyorsunuz ama üzerinden zaman geçiyor ve ortalık durulmaya başlıyor. Olanlar unutuluyor. Onların aileleri en büyük acıyı yaşıyor.

* Bingöl olaylarından kalan gazilerimizin hikayelerini dinledim ve çok etkilendim. Bir şeyleri artık görmemiz gerekiyor. Diziyi kabul etmemin tek nedeni; yıllardır işlenmesi gereken bir konu olması.

* Benim için bir projenin kanalı ya da oyuncuları önemli değil. Hikayenin doğruluğu gerçekten çok daha önemli. Bu hikaye çekilmesi gereken, belki de geç kalınmış bir hikaye. Bir anlamda yıllardır cesaret edilemeyen ama üzerine gidilmesi gereken bir konu. Bu anlamda bu projenin içerisinde yer aldığım için çok mutluyum.

HERKES BİLİNÇLENMELİ
* Bu konuda herkesin bilinçlenmesi gerekir. İnsanlara bu bilinci vermeye çalışacağız. Gazi aileleri ve şehit ailelerinin sorunlarını, biraz da olsa ekrana taşımaya çalışacağız. Hayattan kopan gazilerimize örnek olarak onlara motive sağlamayı planlıyoruz.

* Gazi olduktan sonra hayata daha farklı, daha sağlam bakan insanlar da gördüm. Biz bu kadar sağlıklı iken hayattan nefret ediyoruz. Yeri geliyor şikayet ediyoruz. Onları gördüğümüz zaman utanmamız gerekiyor bence.

* ‘Gazi’ birşeyleri kullanmak isteyen ve bu sayede tutulmaya çalışan bir dizi değil. Ajitasyon yapan bir dizi değil. Yaşanmış acılar tabii ki var ama insanları yıpratacak, için için kanırtan bir durum yok.

* Gaziler ve aileleri çok üzgünler ama bir yandan da dimdik durmaya çalışıyorlar. Çok acayip bir milli duygu var burada! Bu yüzden gazi ve şehitlerimizin değerini bilmemiz lazım. Onlar bir hiç uğruna ölmüş insanlar değil. ‘Gazi’de onların neler yaşadığını halkımıza anlatacağız.

Gazileri hayata döndüreceğiz‘Gazi’nin baş kahramanı ‘Fırat Kalender’i canlandıran genç oyuncu Ahmet Kural, rolüne gazilerle görüşüp, onlarla ilgili kitaplar okuyarak hazırlanmış. Dizide, orta halli bir memur ailesinin çocuğu olan saygılı ve dürüst bir karakteri oynayan Kural, diziyi şöyle özetledi: “Bir çavuşun askerliğinin son üç gününden başlayarak, gazi olduktan sonraki hayatını anlatacağız. Yaptığımız, bir Güneydoğu veya terör örgütünden kaynaklanan çatışma hikayesi değil.”

* İnsanların gazi olduktan sonra hayatlarının nasıl etkilendiğini, psikolojisinin nasıl değiştiğini ve ailesinin yaşadıklarını anlatmaya çalıştık. Bir gazi ilk başlarda kendi içine kapanıyor ve hiçbir yere gitmiyor. Hayata küsüyor ve hiçbir şekilde mücadelesi kalmıyor. Tamamen hayal gücüyle ve geçmişte kalanlarla yaşıyor. Ailesi müthiş acılar yaşıyor. Aslında ilk yaşadıkları insanı acıtan bir hikaye.

BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ
* Askerler, siyasiler sorumluluk alıyor ama vatandaş olarak bizim de bir şeyler yapmamız lazım. Bu da; ülkemiz üzerinde oynanan oyunlara alet olmamaktır. Sorumluluğu üstlendiğimiz zaman, bunlar, içimizde yaşama fırsatı bulamayacaklardır. İşte biz ‘Gazi’de bu mesajı verebilmek istiyoruz. Ülkemiz dünya devleti olma yolunda hız aldığı zaman bunlar başımıza geliyor. Aklımızı başımıza toplamamız lazım! ‘Gazi’ işte bunu anlatacak.

* Hiçbir beklentisi olmadan tamamen vatan görevi için askere gitmiş bir insanın ailesini düşünün. Biz bu aileleri kendilerini izleterek nasıl olmaları gerektiğini anlatmaya çalışacağız. Hem onların hayatlarını izleyeceğiz hem de onlara hayat sevgisi vermeye çalışacağız.

HİKAYELERİNİ OKUDUM
* Gazileri koptukları hayatlarına geri döndürmeye çalışacağız. Güneydoğu gazisi Savaş Yücel’in ‘Kınalı Bacaksızlar’ kitabını okudum. Gazi olduktan sonra hayata küsüyor ilk başlarda. Ama ondan sonra öyle hayata asılıyor ki; milli takımda birkaç dalda dereceleri şampiyonlukları oluyor. Görüştüğümüz gaziler arasında hayata çok bağlı olanlar var. Olayın bu tarafı da var. Biz bunları anlatmaya çalışacağız.

* Gazilerin hayat hikayesini anlatan kitaplar okuyorum. Senaristlerimizle birlikte gazilerle konuşuyoruz. Gazilerin ruh hallerini ve iç dünyalarını anlayabilmek için psikologlarla görüşüyoruz. Yani her türlü gazilerin psikolojisiyle ilgili her şeyi anlamaya çalışıyoruz ama asla tam olarak anlamamız mümkün değil…

‘Gazi’nin ilk bölümünde olaylar şöyle gelişti: “Çukurca’da bir sınır karakolunda vatani görevini yapan Çavuş Fırat Kalender’in terhisine bir hafta vardır. Bütün terhisçiler gibi içi içine sığmaz. İstanbul’a dönecek, aylardır hasretini çektiği ailesine dahası büyük bir aşkla sevdiği Leyla’sına kavuşacaktır. Bu arada Leyla, evlilik hazırlıklarına devam etmektedir. Fırat’ın bulunduğu karakol, terhisçi askerler için düzenlenen veda gecesinde yaşanan beklenmedik şok bir olayla sarsılır. Bu olay, Fırat’ın hayatını altüst edecek gelişmelere gebe olacak.”

Gazi, bu vatan uğruna toprağa düşen, bu vatan için canlarını ve kanlarını seve seve veren Mehmetçiklerimizin hikayesi… Gazi, evlat yolu gözleyen annelerin, gururlu babaların ve yar özlemiyle tutuşan sevdalıların hikayesi… Çukurca’da bir sınır karakolunda vatani görevini yapan Çavuş Fırat Kalender’in terhisine bir hafta vardır. Bütün terhisçiler gibi içi içine sığmaz. İstanbul’a dönecek, aylardır hasretini çektiği ailesine dahası büyük bir aşkla sevdiği Leyla’sına kavuşacaktır. Ailesi ve bütün sevdikleri büyük bir coşkuyla Fırat’ın dönüşünü beklemektedir… Ancak Fırat’ın bulunduğu karakol, terhisçi askerler için düzenlenen veda gecesinde hain bir saldırıya uğrar. Girdiği çatışmada vurulan ve evine sakat olarak dönen Fırat hayata küser, ta ki düşmanın sadece dağlarda olmadığını anlayana dek…. Ailesi aşkı ve vatanı için yaralarına aldırmadan ayağa kalkmayı başaran Gazi; aşk, ihanet ve entrikalarla örülü bir macerada, hainlerin tuzaklarına meydan okuyarak şehrin tam göbeğinde yepyeni bir kahramanlık destanı yazmaya başlar… İhanetin koynunda büyüyen bir genç kız ile intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir delikanlının imkansız aşkını anlatan “GAZİ”, heyecan ve duygu yüklü öyküsü ile
çok yakında başlıyor!

BÖLÜM ÖZETİ:

Çukurca’da bir sınır karakolunda vatani görevini yapan Çavuş Fırat Kalender’in terhisine bir hafta vardır. Bütün terhisçiler gibi içi içine sığmaz. İstanbul’a dönecek, aylardır hasretini çektiği ailesine dahası büyük bir aşkla sevdiği Leyla’sına kavuşacaktır. Ailesi ve bütün sevdikleri büyük bir coşkuyla Fırat’ın dönüşünü beklemektedir… Bu arada Leyla, evlilik hazırlıklarına devam etmektedir. Öte yandan Türkiye’nin en esrarengiz işadamlarından Nusret Demirkan’ın kızı Tuna Demirkan, yakında açacağı fotoğraf sergisine hazırlanmaktadır. İstemediği bir evliliğe sürüklenen kardeşi Akın yüzünden canı fena halde sıkkın olan Tuna, babası Nusret’le karşı karşıya gelir. Fırat’ın bulunduğu karakol, terhisçi askerler için düzenlenen veda gecesinde yaşanan beklenmedik şok bir olayla sarsılır. Bu olay, Fırat Kalender’in bundan sonraki hayatını alt üst edecek gelişmelere gebedir.
“GAZİ” dizisi, Güneydoğu’da vatanî görevlerini yapan askerlerimizin yaşadığı zorlukları, üstün mücadele azmini, kışladaki kardeşten de öte arkadaşlığı, unutulmayacak anıları, terhisleri sonrasında yaşamlarındaki değişiklikleri yakın çevreleriyle birlikte anlatacak. Memleket sevgisi… Baba ocağı hasreti… Sorumluluklar… Askerlik sırasında yaşanan çatışmalar… Yaralanmalar… Hayatını kaybeden devre arkadaşları… Hepsi tüm gerçekliği ve duygusal yanlarıyla “GAZİ” dizisinde olacak.

Dizinin yapımcılığını televizyon dünyasının başarılı ismi Adem Kılıç, yönetmenliğini ise Levent Demirkale üstlenirken başrolleri Ahmet Kural ve Selin Demiratar paylaşıyor. “GAZİ” dizisinde rol alan diğer isimler Perihan Savaş, Altan Günbay, Sibel Topaloğlu, Bahtiyar Engin, Özgür Türkyılmaz, Kemal Kocatürk, Erden Alkan, Volga Sorgu, Sekvan Serinkaya, Hande Alpaslan,Yıldız Çağrı Atiksoy, İsmail Hakkı, İştar Gökseven, Esin Karakaya, Demet Bölükbaşı, Ozan Aker, Onur Öztürk, Serkan Kuru, Hümeyra Aydoğdu, Ayşen İnci, Ayşegül İssever..

Haber bültenlerinde hemen her gün ilk sırada yer alan konuyu bu kez duygusal boyutu, insanî gerçekliğiyle izleyiciye yansıtacak olan GAZİ dizisinin öyküsü kısaca şöyle : Çavuş Fırat Kalender, Hakkari’de sınır karakolunda askerliğini yapmakta olan bir komandodur. Fırat’ın tek hayali, vatanî görevini tamamlamak ve canından çok sevdiği nişanlısı Leyla ile evlenmektir. Fırat terhisi için gün sayarken İstanbul’daki ailesi ve sevdikleri de büyük bir coşkuyla onu beklemektedirler… Terhisine bir hafta kalan Fırat Kalender, bir çatışma sırasında hain kurşunlara hedef olur.

Acı haberin duyulmasının ardından, bütün sevdikleri ve bekleyenleri büyük bir acıyla sarsılır. GATA’da üst üste ameliyatlar geçiren Fırat Kalender, uzun süre komada kaldıktan sonra, tekerlekli sandalyeye mahkum olur. Fırat’ın “GAZİ” olması, kurduğu gelecek hayallerini suya düşürür. Onun yaşadığı drama ortak olan ailesi ve arkadaşları, tekrar hayata tutunması için ellerinden geleni yaparlar.

Fırat, artık bir “GAZİ”dir ve onu hayal ettiğinin dışında bambaşka bir hayat beklemektedir. “GAZİ”lik Fırat’ı sadece tekerlekli sandalyeye mahkum etmekle kalmamış, ruhundan da çok şeyler alıp götürmüştür. Yaşadığı fiziksel ve psikolojik kayıpların ardından Fırat’ın önünde iki seçenek vardır : Ya tekrar hayata tutunup mahkum olduğu tekerlekli sandalyeden kurtulacak ya da ümitsizliğe kapılıp hayattan kopacaktır…

Bütün yönleriyle ve her karesiyle “GAZİ”, Güneydoğu’da askerliğini yaparken hain bir kurşunla yaralanan, içimizden birinin hayata tutunma ve mücadele azmini anlatan bir aşk ve kahramanlık destanı olacak. Kimi zaman hüzünle kimi zaman gözyaşlarıyla kimi zaman da coşku ve neşeyle izleyeceğiniz “GAZİ” milyonları ekrana bağlayacak…

Frank Capra

Ocak 3, 2008 by admin  
Filed under sinema

Frank Capra İtalyan asıllı Amerikalı sinema yönetmeni (18 Mayıs 1897 – 3 Eylül 1991).

Genellikle sıradan Amerikan insanını konu alan duygusal ve ahlaki değerleri ön planda tutan filmlere imza atmakla birlikte II. Dünya Savaşı yıllarında çektiği savaş belgeselleri ve propaganda filmleri ile de ödüller almıştır.

Capra’nın filmleri; her insanın kendinde görmekten hoşlanacağı değerleri taşıyan sıradan kahramanları, bu insanların savundukları haklı davaları ve filmlerinin mutlu sonları ile uluslaşma sürecindeki Amerikan halkının ilgi ve beğenisini toplamıştır. Filmleri bu temelde diğer ülkelerde de yoğun ilgi çekmiştir.

Capra “Amerikan Rüyası”‘nın hararetli bir temsilcisi olmuştur. Meslektaşı John Ford, Capra’yı “Amerikan Rüyası’na inananların ilham kaynağı, büyük bir adam ve büyük bir Amerikalı” olarak nitelemiştir.

Özgeçmiş

Gerçek adı ile Francesco Rosario Capra, 18 Mayıs 1897 tarihinde İtalya’da Sicilya - Palermo’nun Bisacquino kasabasında doğdu. 1903 yılında ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne göçerek Los Angeles - Kaliforniya’ya yerleşti.

Çocukluk yılları fakirlik ve zorluklarla geçen Capra, o zamanki adı Throop Institute olan Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde Kimya Mühendisliği okudu. 1920 yılında hastalığı nedeni ile yarım kalan askerlik hizmeti sonrasında ABD vatandaşlığına kabul edildi.

Sinema hayatına dönemdaşı diğer yönetmenler gibi sessiz filmlerle başladı. Bu dönemde genellikle kısa metrajlı bazı komedi filmlerinde yazar ve yönetmen olarak görev aldı. Başrollerinde Harry Langdon ve “Bizim Takım - Our Gang” çocuklarının oynadığı toplam 220 kısa ve bir uzun metrajlı filmden oluşan, farklı adlar tasıyan sessiz komedi serisi bu dönemdeki kayda değer çalışmalarındandır.

Capra, 1930 yılında Columbia film şirketine girdi. Senaryo yazarları Robert Riskin, Sidney Buchman ve görüntü yönetmeni Joseph Walker ile birlikte çalıştı. Bu dönem filmlerinden; 1934 yapımı “Bir Gecede Oldu - It Happened One Night” en iyi yönetmen ve en iyi görüntü, 1936 yapımı “Şehre Dönüş - Mr. Deeds Goes to Town” en iyi yönetmen ve 1938 yapımı “Para Beraber Gitmez - You Can’t Take It with You” en iyi yönetmen ve en iyi görüntü Oscar ödüllerini almıştır.

II. Dünya Savaşı’nda ABD ordusuna katılan Capra 1942-1948 yılları arasında, birçok askeri belgesel ve propaganda filmleri yaptı.

Savaşa Giriş - Prelude to War” (1942), “Nazi’lere Darbe - The Nazis Strike” (1942), “Britanya Savaşı - The Battle of Britain” (1943), “Bölmek ve Fethetmek - Divide and Conquer” (1943), “Düşmanın Japon’u Tanı - Know Your Enemy Japan” (1945), “Tunus Zaferi - Tunisian Victory” (1945) , “Two Down and One to Go” (1945) adlı savaş belgeselleri ve “Neden Savaşıyoruz - Why We Fight” adlı Oscar ödüllü propaganda film serileri bu dönemdeki eserleridir.

Capra, kalp krizi sonucu 1991 yılında Kaliforniya’da öldü. 91 yaşında ölen Capra, Kaliforniya - Coachella Valley Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Filmleri

  • The Strong Man (1926)
  • For the Love of Mike (1927)
  • Long Pants (1927)
  • The Power of the Press (1928)
  • Say It with Sables (1928)
  • So This Is Love (1928)
  • Submarine (1928)
  • The Way of the Strong (1928)
  • That Certain Thing (1928)
  • The Matinee Idol (1928)
  • Flight (1929)
  • The Donovan Affair (1929)
  • The Younger Generation (1929)
  • Rain or Shine (1930)
  • Ladies of Leisure (1930)
  • Dirigible (1931)
  • The Miracle Woman (1931)
  • Platin Saçlı Sarışın - Platinum Blonde (1931)
  • Forbidden (1932)
  • American Madness (1932)
  • The Bitter Tea of General Yen (1932)
  • Lady for a Day (1933) - En iyi yönetmen Oscar adayı.
  • Bir Gecede Oldu - It Happened One Night (1934) - En iyi yönetmen ve en iyi görüntü Oscar’ları.
  • Broadway Bill (1934)
  • Opera Hat (1935)
  • Şehre Dönüş - Mr. Deeds Goes to Town (1936) - En iyi görüntü dalında Oscar adayı , en yönetmen Oscar’ı.
  • Kayıp Ufuklar - Lost Horizon (1937) - En iyi görüntü dalında Oscar adayı.
  • Para Beraber Gitmez - You Can’t Take It with You (1938) - En iyi yönetmen ve en iyi görüntü Oscar’ları.
  • Bay Smith Washington’a Gidiyor - Mr. Smith Goes to Washington (1939) - En iyi görüntü ve en iyi yönetmen dallarında Oscar adayı.
  • Cihan Hakimi - Meet John Doe (1941)
  • Arsenik Kurbanları - Arsenic and Old Lace (1944)
  • Şahane Hayat - It’s a Wonderful Life (1946) - En iyi görüntü ev yönetmenn dallarında Oscar adayı.
  • State of the Union (1948)
  • Riding High (1950)
  • Here Comes the Groom (1951)
  • A Hole in the Head (1959)
  • Pocketful of Miracles (1961)

kaynak: wikipedia.org

Julianne Moore

Ocak 3, 2008 by admin  
Filed under sinema

Julianne Moore (d. 3 Aralık 1960) dört kez Oscar’a aday gösterilmiş Amerikalı oyuncu

Biyografi

İlk yılları

Julie Anne Smith olarak 1960′da doğmuştur. Babası Peter Moore Smith isminde bir askeri yargıçtır. Bu nedenle çocukluğu sürekli yer değiştirerek geçmiştir. Annesi Anne Smith, bir psikiyatristtir.[1][2]Valerie isminde bir kız kardeşi, Peter Moore Smith III isminde yazar bir erkek kardeşi vardır.[3] Boston Üniversitesi’nin Gösteri Sanatları Bölümü’nden (School of the Performing Arts) mezun olmuştur.[4]

Oyunculuk kariyeri

Boston Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar okulundan oyunculuk dalında mezun olan Moore Manhattan’da, aralarında Caryl Churchill’in Money and Ice Cream with Hot Fudge adlı oyunun da bulunduğu birçok Broadway oyununda oyuncu olarak yer aldı. The Edge of Night gibi TV dizilerinde de görünen Moore, As the World Turns adlı dizideki rolüyle Emmy ödülünün sahibi oldu.

Film kariyerine 1990 yapımı Tales From the Darkside : The Movie ile başladı. 1992 yılında The Hand That Rocks the Cradle adlı filmde oynadıktan sonra, kendisi için dönüm noktası olan The Fugitive (Kaçak) filminde baş gösterdi. Bu filmde Harrison Ford ve Tommy Lee Jones gibi ünlü oyuncuların yanında oynama şansını elde etti. Daha sonra 1995 yılında Hugh Grant ile başrollerini paylaştığı, romantik komedi olan Nine Months’da (Dokuz Ay) yer aldı.Aynı yıl Sylvester Stallone ile Antonio Banderas’ın de rol aldığı Assassins filminde oynadı. 1996 yılında ünlü oyuncu Anthony Hopkins’in yer aldığı, ünlü ressam Pablo Picasso’nun hayatını konu alan Surviving Picasso adlı filmde yer aldı. Steven Spielberg’in Jurassic Park: The Lost World filminde paleontolojist bir kadını canlandırdı. Bunun dışında The Myth of Fingerprints filminde oynayan Moore, 1997 yılında Boogie Nights filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi.

Coen kardeşlerin 1998 yapımı The Big Lebowski filminde zengin bir adamın histerik kızını canlandıran Julianne Moore daha sonra Alfred Hitchcock’un unutulmaz filmi Psycho nun yeni versiyonunda, Marion Crane rolünde yer aldı. 1999 yılında bir Robert Altman filmi olan Cookie’s Fortune ve bir Oscar Wilde uyarlaması An Ideal Husband’da Rupert Everett ile oynayan Moore aynı yıl The End of the Affair filmi ile En İyi Aktris dalında Oscar’a aday gösterildi.

2000 yılında Ridley Scott’un yönettiği ve Kuzuların Sessizliği’nin devamı niteliğindeki Hannibal isimli filmde Anthony Hopkins’le başrolleri paylaştı.

2003 yılında The Hours ve Far from Heaven filmlerinde rol aldı. O yılın Oscar ödüllerinde En İyi Yardımcı Aktris ve En İyi Aktris dalında ödüle aday olarak aynı yılda iki kez ödüle aday gösterilme başarısını yakalayan 9 oyuncudan biri oldu.Far from Heaven filmi ile Venedik Film Festivali’nde En İyi Aktris ödülü (Volpi Cup) kazandı.

Kişisel hayatı

21 Kasım 1983 ile 12 Ekim 1985 tarihleri arasında Sundar Chakravarthy,3 Mayıs 1986 - 25 Ağustos 1995 tarihleri arasında John Gould Rubin ile evli kalmıştır. 23 Ağustos 2003′de Bart Freundlich ile evlenmiştir. Çiftin iki çocuğu vardır.

Ödülleri

Akademi Ödülü

Yıl Kategori Film Sonuç
1998 En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Boogie Nights Hayır
2000 En İyi Kadın Oyuncu The End of the Affair Hayır
2003 En İyi Kadın Oyuncu Far from Heaven Hayır
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu The Hours Hayır

BAFTA Ödülü

Yıl Kategori Film Sonuç
2000 En İyi Kadın Oyuncu The End of the Affair Hayır
2003 En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu The Hours Hayır

Filmografi

Yıl Yapım Rol Not
1982 Timerider Technician
1988 sLaughterhouse II Julie
1990 Tales from the Darkside: The Movie Susan
1992 The Hand That Rocks The Cradle Marlene Craven
The Gun in Betty Lou’s Handbag Elinor
1993 Body of Evidence Sharon Dulaney
Benny & Joon Ruthie
The Fugitive Dr. Anne Eastman
Short Cuts Marian Wyman
1994 Vanya on 42nd Street Yelena
1995 Roommates Beth Holzcek
Safe Carol White
Nine Months Rebecca Taylor
Assassins Electra
1996 Surviving Picasso Dora Maar
1997 The Lost World: Jurassic Park Dr. Sarah Harding
The Myth of Fingerprints Mia
Boogie Nights Amber Waves Akademi Ödülü Adayı: En İyi Yardımcı Aktris
1998 The Big Lebowski Maude Lebowski
Psycho Lila Crane
1999 Cookie’s Fortune Cora Duvall
An Ideal Husband Mrs. Laura Cheveley
A Map of the World Theresa Collins
The End of the Affair Sarah Miles Akademi Ödülü Adayı: En İyi Aktris
Magnolia Linda Partridge
2000 The Ladies Man Audrey
2001 Hannibal Ajan Clarice Starling
Evolution Dr. Allison Reed
The Shipping News Wavey Prowse
2002 Far from Heaven Cathy Whitaker Akademi Ödülü Adayı: En İyi Aktris
The Hours Laura Brown Akademi Ödülü Adayı: En İyi Yardımcı Aktris
2004 Marie and Bruce Marie
Laws of Attraction Audrey Woods
The Forgotten Telly Paretta
2005 The Prize Winner of Defiance, Ohio Evelyn Ryan
2006 Freedomland Brenda Martin
Trust the Man Rebecca
Children of Men Julian
2007 Next Callie Ferris
I’m Not There Alice
Savage Grace Barbara Daly Baekeland
2008 Blindness
Boone’s Lick Mary Margaret
Hateship, Friendship, Courtship

Kaynaklar

  1. ^ http://www.filmreference.com/film/1/Julianne-Moore.html
  2. ^ http://www.dunoon-observer.co.uk/archive/arcfeb223.html - At home in Dunoon
  3. ^ http://www.eonline.com/celebrities/profile/index.jsp?uuid=fdf3c4f7-289d-4cd7-850e-73c8af0dfc24
  4. ^ http://www.cnn.com/SPECIALS/1998/showbiz/oscars/actresses/
  5. wikipedia.org

Sonraki Sayfa »