Mehmet Ali Talat

Ocak 13, 2008 by admin  
Filed under cumhurbaşkanı

Mehmet Ali Talat ( 1952)

1952 yılında Girne’de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Girne ve Lefkoşa’da tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliğinden M. Sc. derecesi ile 1977 yılında mezun oldu.

Türkiye’de yüksek öğrenim gördüğü sürece Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu derneklerde yönetici ve başkanlık görevlerinde bulundu. Kıbrıslılar Öğrenim ve Gençlik Federasyonu (KÖGEF) Kurucu Başkanlığını yaptı.

1 Ocak 1994 tarihinde kurulan 1′inci Demokrat Parti - Cumhuriyetçi Türk Partisi Koalisyon Hükümetinde Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev aldı. 2′inci DP - CTP Hükümetinde de Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nı sürdüren Talat, 3′üncü DP - CTP Hükümetinde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevini yürüttü.
X

HAKKINDA YAZILANLAR

Buzdolabı tamirciliğinden başkanlığa
Hürriyet 18.04.2005

KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1952 yılında Girne’de doğdu. Ortaöğrenimini KKTC’de tamamladıktan sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun oldu.

1977’de yine ODTÜ’de yüksek lisans eğitimi alan Talat uzun yıllar Girne’de buzdolabı tamirciliği yaptı. Talat siyasi hayatına Türkiye’de başladı ve adaya döndükten sonra sol görüşlü Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) içinde hızla yükseldi. 1993’te DP-CTP koalisyon hükümetinin Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nı yaptı. 1996’da CTP Genel Başkanı seçilen Talat, 2003 seçimlerinde partisini iktidara taşıdı. Talat, 20 Şubat 2004 tarihindeki seçimlerden CTP’yi daha da güçlü çıkardı. Seçimden sonra başbakan olan Talat, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak Denktaş’tan sonra KKTC’nin ikinci cumhurbaşkanı seçildi.

Yeni dava dönemi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Hürriyet 18.04.2005

KKTC’de dün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandıktan, oyların yüzde 55.6’sını alan CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat çıktı. Sonuçların ardından, ‘Sessiz bir devrim gerçekleştirdik’ diyen Talat, hedeflerini Hürriyet’e açıkladı. Talat, ‘Eski dava çöktü, yenisi başlıyor’ dedi.

CTP lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dün yapılan seçimlerde oyların yüzde 55.6’ini alarak, en yakın rakibi UBP lideri Derviş Eroğlu’na yüzde 33 fark attı ve Cumhurbaşkanı oldu. Talat, sonuçların ardından düzenlediği basın toplantısında, ‘Sessiz bir devrim gerçekleştirdik. Kıbrıslı Rumlar’a da barış elimizi uzatıyoruz. Onlar tutuncaya kadar elimiz uzatılmış kalacak’ dedi.

Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğu 1975’ten bu yana Kıbrıs Türkleri’nin altı dönem üst üste seçtiği Rauf Denktaş’ın ardından ikinci Cumhurbaşkanı olan Talat, Hürriyet’e şu mesajları verdi:

AYRI DEVLET DAVASI ÇÖKTÜ

Ben de Denktaş gibi ‘dava’ sözünü kullanıyorum. Denktaş’ın davası Kıbrıslı Türklerin ayrı bir devlet sahibi olması ve bu devletin dünya tarafından tanınması, bu olmazsa Türkiye’ye entegre olmasıdır. Davasını günün koşullarına uyarlamayı başaramadı. Kıbrıs davası çöktü. Davayı kaybetmişken, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’nda koyduğu güçlü irade dünyayı şoke etti. Yeni dava bizim hükümete gelmemizle başladı. Bu yeni bir politika ve yeni bir hedeftir. Bu hedef geçmişte olduğu gibi Kıbrıs’ta ayrılığı sonsuza kadar pekiştirecek değil, ayrılığı ortadan kaldırarak Kıbrıs’ın bütünlüğünde eşitliği sağlayarak varılacak bir hedeftir. AB hedefidir.

Bütün dünyaya onların (Rumların) gerçek niyetlerini göstereceğiz. Papadopulos’un 2005’i EOKA yılı ilan etmesi ve bunun dışında her türlü fanatizmi desteklemesini teşhir edeceğiz. Bunların Avrupai yaklaşımlar olmadığını ortaya koyacağız. Onu izole ederek çözüm yoluna zorlayacağız.

Geçmişte Rum tarafının hataları veya art niyetli politikaları kamufle ediliyordu. Rumların reddedeceği durumlar ortaya çıkınca Rumlara fırsat vermeden Denktaş reddederdi. Bundan sonra Denktaş engeli yok. Türk halkının çıkarları için meydanlara çıkılacak artık.

DENKTAŞ’A DANIŞIRIM AMA

Denktaş Bey eğer hakikaten tavsiye ve görüş ortaya koyma eğiliminde olursa onunla işbirliği yapmak elbette söz konusu. Ancak şu anda ortaya koyduğu gibi marjinal durursa o zaman olmaz. Annan Planı’na ‘hayır’ demesiyle ilgisi yok. Şimdi ‘Ulusal Konsey kuracağım, TMT ruhu, filan’ diyor. Bu halka isyandır. Kıbrıs Türk halkının iradesine saldırıdır, marjinal çıkıştır.

Öte yandan Türkiye ile ilişkilerin iyi olması dışında bir şansımız yok. Türkiye ile iyi ilişkilerin olmadığı tanınmamış bir KKTC’nin yaşama şansı yok. Türkiye’nin müdahaleci tutumlarına karşı geçmişte hep karşı çıktık. Ama özellikle son zamanlarda Türkiye’nin bu tavırlarında çok değişiklik var. Son genel seçimler ve bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk kez Türkiye müdahale etmedi. AB ve ABD’nin beni desteklediği belli. Müdahale demek fiili olarak işin içine girmek demektir.

Cumhurbaşkanı Talat’tan dört mesaj

Bütün Kıbrıs Türk halkını kucaklayacağım

Şimdi yeni dava var: Birleşik Kıbrıs ve AB

Papadopulos’u teşhir ve izole edeceğim

Türkiye ile ilişkilerin iyi olması şart

FARK ATTI

9 adayın yarıştığı seçimlerde, CTP lideri Mehmet Ali Talat sandıktan açık farkla lider çıktı. UBP lideri Derviş Eroğlu ve DP’nin adayı Mustafa Arabacıoğlu yüzde 10 oranını aşarken, geriye kalan 6 aday arasında yüzde 5’i aşan olmadı.

Talat’ın ilk turda kazandığı seçimin sonuçları şöyle:

M. Ali Talat: % 55.6

Derviş Eroğlu: % 22.8

M. Arabacıoğlu: % 13.1

Nuri Çevikel: % 4.79

Zeki Beşiktepeli: % 1.72

Hüseyin Angolemli: % 1.05

Zehra Cengiz: % 0.44

Arif Salih Kırdağ: % 0.30

Ayhan Kaymak: % 0.17

En düşük katılım

Seçimlere katılım beklenenin çok altında gerçekleşerek yüzde 64’te kaldı. Düşük katılım, KKTC halkının son iki yıldır kısa aralıklarla sandığa gitmesine bağlandı. Kıbrıslı Türkler, bugüne kadar gerçekleşen 6 cumhurbaşkanlığı ve 10’dan fazla parlamento seçimine yüzde 81’lik bir ortalama ile katılmıştı. Dünkü seçimde 147 bin 823 seçmen, 577 sandıkta oy kullanarak 9 Cumhurbaşkanı adayı arasından tercihini belirledi. Rauf Denktaş’ın oy kullandığı Lefkoşa’daki 130 no’lu sandıktan da Talat’ın çıktığı seçimde, CTP-BG adayı Başbakan Mehmet Ali Talat, UBP adayı Dr. Derviş Eroğlu, KSPartisi adayı Zehra Cengiz, DP adayı Dr. Mustafa Ş. Arabacıoğlu, YP adayı Nuri Çevikel, TKP adayı Hüseyin Angolemli ve bağımsız adaylar Ayhan Kaymak, Arif Salih Kırdağ ve Zeki Beşiktepeli yarıştı.

Cumhurbaşkanı seçilebilmek için geçerli oyların yarısından bir fazlasını almak gerekiyor. Salt çoğunluğa ulaşılamaz ise, en yüksek oy alan iki aday bir hafta sonra yapılacak ikinci tura kalıyor.

Zeytin fidanını saray bahçesine dikecek

Başbakan Talat ve eşine, Talat’ın kazanması durumunda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bahçesine dikmeleri için 2 adet zeytin fidanı hediye edildi. Talat zeytinin Kıbrıs’ın simgesi olduğunu ve ilk fırsatta zeytin fidanlarını kendi elleri ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bahçesine dikeceğini belirtti.

kaynak:biyografi.net

Ali Alkanov

Ocak 13, 2008 by admin  
Filed under cumhurbaşkanı

Ali Alkanov

Çeçenistan’da haftasonu yapılan devlet başkanlığı seçimlerini, yarışa katılan 7 adaydan Kremlin’in favorisi olarak gösterilen Ali Alkanov kazandı. Resmi rakamlara göre alkanov ilk turda zaferini garantiledi. Rus haber ajansları, seçimlere katılım oranının yaklaşık yüzde 80 olduğunu duyurdu.İlk sonuçların belli olmasının ardından bir açıklama yapan 47 yaşındaki Ali Alkanov, omuzlarında büyük bir sorumluluk taşıdığını, yapılacak çok iş olduğunu söyledi.

Devlet başkanlığı seçimlerine katılan diğer adaylarsa hile yapıldığını savundu ve ilgili kurumlara şikayette bulundu. Çeçen ayrılıkçılarsa, Alkanov’un akibetinin Ahmed Kadirov’dan farklı olmayacağını bildirdi. Rusya yanlısı Çeçen Devlet Başkanı Kadirov, geçen Mayıs’ta düzenlenen saldırıda öldürülmüştü.

kaynak:biyografi.net

Ali Kuşçu

Aralık 31, 2007 by admin  
Filed under bilim adamı

Ali Kuşçu asıl adı ALİ BİN MUHAMMET (d. 1403, Semerkant - ö. 16 Aralık 1474, İstanbul), ünlü Türk Gökbilimci, Matematikçi ve Dilbilimci.

Gerçek adı, Ali Bin Muhammed’tir. Türk-İslam dünyasının büyük astronomi ve kelam alimi olan Ali Kuşçu, 15. yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için, ailesi “Kuşçu” lakabıyla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşçu, devrin en büyük alimleri olan Bursalı Kadızâde Rumî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî’den matematik ve astronomi dersi aldı. Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti. Burada Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Ali Kuşçu, Semerkant ve Kirman’da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’e yardımcı ve rasathanesine müdür oldu. 1449′da hacca gitmek istedi. Tebriz’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi ve Fatih’le barış görüşmelerinde yardımını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’ın sözcülüğünü yaptıktan sonra Fatih’in davetiyle İstanbul’a geldi. Osmanlı - Akkoyunlu sınırında II. Mehmed’in emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. Ali Kuşçu, 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Eserleri

Ali Kuşçu'nun çalışmalarından bir nüsha

Ali Kuşçu’nun çalışmalarından bir nüsha

Matematik Eserleri

  • Risâletu’l-Muhammediyye fî’l-Hisâb
  • Risâle der İlm-i Hisâb: Süleymaniye

Kelâm ve Usûl-i Fıkıh Eserleri

  • Eş-Şerhu’l-Cedîd ale’t-Tecrîd
  • Hâşiye ale’t-Telvîh
  • Unkud-üz-Zevahir fi Nazm-ül-Cevahir

Mekanik Aletleri Hakkındaki Eseri

  • Tezkire fî Âlâti’r-Ruhâniyye (Kültür Bakanlığı, Ankara 2001)

Dil ve Belagat Eserleri

  • Şerhu’r-Risâleti’l-Vadiyye
  • El-İfsâh
  • El-Unkûdu’z-Zevâhir fî Nazmi’l-Cevâhir
  • Şerhu’ş-Şâfiye
  • Risâle fî Beyâni Vadi’l-Mufredât
  • Fâ’ide li-Tahkîki Lâmi’t-Ta’rîf
  • Risâle mâ Ene Kultu
  • Risâle fî’l-Hamd
  • Risâle fî İlmi’l-Me’ânî
  • Risâle fî Bahsi’l-Mufred
  • Risâle fî’l-Fenni’s-Sânî min İlmihal-Beyân
  • Tefsîru’l-Bakara ve Âli İmrân
  • Risâle fî’l-İstişâre
  • Mahbub-ül-Hamail fi keşif-il-mesail
  • Tecrid-ül-Kelam

kaynak: wikipedia.org

Ariel Şaron

Aralık 21, 2007 by admin  
Filed under Asker

Likud Genel Başkanı Ariel Şaron, 1928’de doğdu. Rakibi Barak gibi asker kökenli olan Şaron, orduya 14 yaşında girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Şaron, askerliğinin yanında Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. Ehud Barak’ın da katıldığı 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer alan Şaron, 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu.& Şubat 2001 tarihinde yapılan Başbakanlık seçimini rakibi Ehud Barak’a karşı yüzde 60′ı aşkın oyla kazandı.Ancak oranın bu seviyede olmasında katılım oranın düşüklüğü de önemli bir etken.İsral seçimlerine seçmenlerin yüzde 40′ı katılmadı.HAKKINDA YAZILANLAR

Kasap İşgalin kitabını yazmış
Şaron kitabına uydurdu
Sabah 20 Nisan 2001

“Lübnan Kasabı” lakaplı İsrail Başbakanı Şaron, 12 yıllık hayalini gerçekleştirmek istiyor. Gazze Şeridi’ni işgal edeceğinin ilk sinyallerini 1989′da yazdığı kitapta verdi
İsrail’in Gazze Şeridi’ni 24 saatliğine işgal etmesinin yankıları sürüyor. Dün sabah sona eren işgalin ardından İsrail’in Gazze Şeridi’nde bir güvenlik hattı oluşturma ihtimali belirdi. Çünkü bugün İsrail Başbakanı olan Ariel Şaron, 1982′de dönemin Savunma Bakanı’yken Güney Lübnan’a girip güvenlik hattı oluşturmuştu.

PERES: CEVAP VERDİK
Amerikalı gazeteciler de dün bu konuyu Gazze Şeridi’ni işgal eden ordu generaline sordu. General, ülke güvenliği için bölgede “geçici” bir hattın kurulduğunu kabul etti, hattın sürekli olmadığına dikkat çekti. Aynı konu hakkında soru İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres’e yöneltildi. Peres, İsrail halkına yapılan saldırılara cevap verildiğini belirtti, güvenlik hattı iddialarını yalanladı. Diplomatik çevreler ise Şaron’un Gazze’de güvenlik hattını oluşturmayı kafasına koyduğuna inanıyor. Delil olarak da Şaron’un 1989 yılında kaleme aldığı “Savaşçı” adlı biyografisi gösteriliyor.
Şaron kitapta Sderot (Gazze’deki Yahudi yerleşim merkezi) kentine saldırı olması durumunda bölgede bir güvenlik hattı oluşturulması gerektiğini anlatıyor. Siyasi gözlemciler, “Şaron 12 yıllık hayalini gerçekleştirmek istiyor. Güney Lübnan’da yaptığını bu kez Gazze’de yapmak istiyor” diye yorumladı. Şaron, 1982′de Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarını bombaladığı için “Lübnan Kasabı” olarak isim yaptı.

Ali Sait Akbaytugan

Aralık 21, 2007 by admin  
Filed under Asker

Büyük Kafkas sürgününde Anadolu’ya göç ederek Manyas yöresine yerleşen bir Vubıh ailesindendir. 1872 yılında Hacıosman (Hunce Hable) Köyü’nde doğdu. 1877-1778 Osmanlı-Rus Savaşı’na Çerkes Gönüllü Kuvvetleri ile katılmış olan Hunc Kasbolet Bey’in oğludur. Harbokulu’nu 1896′da ve Harp Akademisi’ni 1898′de bitirdi. Osmanlı-İtalyan Savaşı’na 1911 ve Balkan Savaşları’na 1912-13 yıllarında katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda yemen cephesinde İngilizlere karşı gösterdiği üstün başarılar nedeniyle tümgeneralliğe yükseltildi. 1918′de Mondros Silah Bırakışması’nın imzalanması üzerine Osmanlı Hükümeti’nin emriyle, Aden’de kuşatmış olduğu İngiliz birliklerine teslim olmak zorunda kaldı.Esaretten döndüğünde 25. Kolordu Komutanlığı’na getirildi ve 1919′da İstanbul Muhafızı oldu. Bu görevi sırasında Kuvay-ı Milliye’yi destekledi. 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa (kayınbiraderidir), Mareşal Fuat Paşa, Mareşal Berzeg Zeki Paşa, Big Ahmet Fevzi Paşa, Karzeg Salih Paşa gibi ileri gelen hemşehrileriyle işbirliği içinde, Anadolu’daki Kafkas göçmenlerinin karşı ihtilal hareketlerine katılmalarını engellemeye çalıştı. İstanbul’daki birçok kişinin Ahmet Anzavur’un güçlerine katılmak üzere Anadolu’ya göçmelerini önledi. Anadolu ihtilalini destekleyen tutumu nedeniyle 16 Mart 1920′de İstanbul’u işgal eden İngilizler tarafından tutuklanarak Malta Adası’na sürgün edildi. TBMM adına Bekir Sami Bey tarafından imzalanan Londra Anlaşması uyarınca serbest bırakıldığında Rauf (Orbay), Hatko İsmail Canbulat, Mürsel Baku (Paşa) gibi arkadaşları ile birlikte Ankara’ya giderek TBMM Ordusu’na katıldı. Komutanlık görevi yanında Elviye-i Selase Soruşturma Kurulu Başkanlığı yaptı. Abhazca, Almanca, İngilizce, Fransızca ve Arapça’yı biliyordu.

“Çester Projesi Hakkında Bazı Tenkidat ve Mütealaat (1923)” adlı bir kitabı da vardır. Çerkeslerin ilk kitap yazarlarından Hayriye Melek Hunc’un ağabeyidir. 1950 yılında İstanbul’da vefat etti.

Ali Metin

Aralık 21, 2007 by admin  
Filed under Asker

Atatürk’ün Emir eri Ali Metin İçin Yazdıkları
Günümüz Yazısıyla:TÜRKİYE
Büyük Millet Meclisi Riyaseti / ANKARA
18.8.339
Mihallıçık Kazasının çukur viran karyesinden Hacı İsmail oğlu Ali Efendi ta Erzurum’dan üç yüz otuz beş senesinden beri hizmetimde bulunmuş
ve hiç bir suretle fedakarlıktan ayrılmamış akıllı ve namuslu bir efendidir.
Hakkında - icabı takdirinde - hüsnü muamele ve muavenet edilmek üzere iş bu vesika kendisine verilmiştir.Başkumandan
Gazi Mustafa Kemal
Xxxx
ATATÜRK VE CÂMİLERTürk İstiklâl Harbi’nde bozguna uğrayan Yunan ordusu kaçarken Anadolu’yu da yıkıp geçmişti. Mihalıççık ilçesindeki Aşağı Camîi de bunlardan biriydi. Olay, Atatürk’e, Mihalıççık’lı emireri Ali Metin aracılığı ile iletildi… Atatürk ise hiç düşünmeden o zamanın parasıyla 5000 lira gönderdi. Tarihe önemli bir ışık tutan araştırmayı Şener Yılmaz yazdı. Erzurum Kongresi’nden itibaren Atatürk’ün yanında bulunmuş, hizmetini yapmış…

Ali Çavuş, bilahare soyadı da Atatürk tarafından verilen Ali Metin, Eskişehir’le ilgili bir anıyı anlatıyordu. 1930 yılında, Mihalıççıklı asker arkadaşları, Ankara’ya kendisini ziyarete gelirler. Milhalıççık’ta harap bir câmiden bahsedip yapımı için Atatürk’ten yardım alıp alamayacaklarını sorarlar. Ali Metin, birkaç gün sonra Yaver Muzaffer Kılıç’la birlikte konuyu Atatürk’e iletirler. Onun anlatımıyla, Atatürk, Türk İstiklâl Savaşı’nda Eskişehir yöresinin durumunu çok iyi bildiği için, hemen Milhalıççık’a 5. 000 lira gönderir. Bu parayla câmi yapılır.

Ali Metin kimdir? Atatürk’ün yaptırdığı câmi hangisidir? Hiçbir bilgi ve işaret yok. Lâkin olay, Eskişehir için çok önemli, düşünülmesi aydınlığa çıkarılması gerekiyor. Ayrıca, Atatürk gibi düşünenler için de, Atatürk ve silâh arkadaşlarına dil uzatan yobaz, örümcek kafalı, cahil güruhuna da vurulacak bir şamar olacak!… Sayın Ahmet Haşim Yurdakul gibi, Çalcı Köyü’nden “Çavuş Dede” lâkaplı Mehmet Ali Tuncer gibi… Bize câminin hangisi olduğunu ilk söyleyen Ahmet Haşim Yurdakul oldu. Kendisi 96-97 yaşlarında. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde öğretmenlik yapmış, bilahare sorgu hâkimliği ve noterlik görevlerinde bulunmuş bir kimse hiç tereddüt etmeden Milhalıççık’taki “Aşağı Câmii” dedi. Bu câminin Atatürk’ün gönderdiği para ile yapıldığını gayet net biliyordu… Hiçbir zaman tek kanattan gelen bilgiyle yetinmedik. Muhtelif kişilerden ve tarihî kaynaklardan her şeyi teyit ettirmeye, belgelere bağlamaya çalıştık. Bunu da başardık.

Sayın Müftümüzün dediği gibi, “kulaktan kulağa dolaşan bir bilgi” olmadığını ispatladık. Tarihî bir câmiyi ortaya çıkararak ona da yardımcı olduk. Câmii, Milhalıççık’ta Kabir Mahallesi’ndeki, “Aşağı Câmii” idi. Bu kat’i belge ve bilgilerle ispatlanmıştır.

http://72.14.221.104/search?q=cache:JWyoWlLPOgIJ:forum.xturk.net/atatuerk-ozel-boeluemue/63121-atatuerk-ve-din-adamlary.html+%22Ali+Metin%22&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=12

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Zübeyde Hanım, elinden su içtiği gelin adayını pek beğenmemişti
Murat BARDAKÇI
Hürriyet 06.02.2005

‘Látife Hanım’ın evrakı’ tartışması nihayet sona erdi. Tartışmalar sırasında önceden kaleme alınmış olan birçok hatıranın tekrar gündeme getirilmesi üzerine, Paşa’nın eşini çok yakından tanımış olan bir kişinin, Ali Çavuş’un bu konuda yazdıklarının hatırlanmadığını farkettim ve sözkonusu hatıraların bir bölümünü nakledeyim dedim.
İşte, Ali Çavuş’un Hürriyet’in Brüksel Temsilcisi olan torunu Zeynel Lüle’den aldığım hatıralarının Látife Hanım ile ilgili bazı bölümleri…

HAFTALARDAN buyana devam eden ‘Látife Hanım’ın evrakı açıklanmalı mı, açıklanmamalı mı?’ tartışması nihayet sona erdi. Várislerin, Türk Tarih Kurumu’na noter vasıtasıyla bir ihtarname göndererek evrakın açıklanmasını istemediklerini ve belgelerin kurumda yine aynı şekilde saklanmalarını arzu ettiklerini bildirmeleri üzerine, evrak konusu şimdilik kapandı.

Önce, Látife Hanım’ın evrakıyla ilgili olarak kendi kanaatimi söyleyeyim: Sebebini yazmayacağım ama ben, bu belgelerin ‘açıklanmamaları’, açıklanmaları halinde bile ciddi bir kontrolden geçirilmeleri taraftarıyım.

Gazetelerimizde günlerdir süregelen tartışmalar sırasında Látife Hanım hakkında kaleme alınmış olan birçok hatıranın tekrar gündeme getirilmesi üzerine, Paşa’nın eşini çok yakından tanımış olan bir kişinin, Ali Çavuş’un bu konuda yazdıklarının hatırlanmadığını farkettim ve sözkonusu hatıraların bir bölümünü nakledeyim dedim.

Atatürk’ün hayatında iki hanımın önemli yeri vardı: Üvey amcazádesi Fikriye ile eşi Látife Hanımlar… Mustafa Kemal Paşa’nın ‘emir çavuşu’ olan ve 1919 ile 1925 yılları arasında Paşa’nın her an yanında bulunan Ali Çavuş, tam adıyla Ali Metin, ‘Fikriyeci’ idi ve Látife Hanım’lı bir Çankaya’da kalmaya tahammül edemeyerek, 1925 ilkbaharında çok sevdiği Paşa’sından kendisini bir başka yere tayin etmesini istemişti.

Ali Çavuş, hatıralarının bir kısmını 1960’lı yıllarda bir risále halinde çıkardı, daha sonra Hürriyet’in şimdi Brüksel temsilcisi olan torunu olan Zeynel Lüle 2003 Mayıs’ında Hürriyet Tarih Dergisi’nde büyükbabası hakkında bir yayın yaptı. Ali Çavuş, her iki yayında da Paşa’nın Látife Hanım ile evliliği sırasında yaşananlar konusunda önemli bilgiler veriyor, özellikle de Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın, müstakbel geliniyle ilgili düşüncelerini naklediyordu.

Bu sayfada, Ali Çavuş’un 1960’lı yıllarda çıkan hatıralarından ve Zeynel Lüle’nin Hürriyet Tarih’te yayınladığı büyükbabasıyla ilgili araştırmasından yaptığım bir derleme yeralıyor. Metinde üslup birliği sağlamak maksadıyla, Ali Çavuş’un yazdıklarıyla ailesine anlattıklarının bazı kısımlarını bizzat onun ağzından nakletmeye çalıştım.

Ali Metin’in Çankaya hatıralarını okuduktan sonra, ‘Látife Hanım’ın evrakının yayınlanmaması gerekir’ diye düşünmemin sebebini anlayacağınıza eminim.

Bu hanım Mustafa’mı mesut edebilir mi, bilmiyorum!

‘…Paşa’nın emriyle, Zübeyde Hanım’ı hem havası iyi gelir, hem de Látife Hanım’ı görür diye İzmir’e götürdüm. Zübeyde Hanım dizlerinden rahatsızdı ve yürümekte zorlandığı için hasır bir koltukla taşınıyordu. İzmir halkı Zübeyde Hanım’ı çok iyi karşıladı ve çok yakınlık gösterdi fakat ziyaretçilerin çokluğu yüzünden yoruldu. Etrafı göremez haldeydi. Bu arada Látife Hanım’ın da gelenlerin hangisi olduğunu anlamamış ve yanına getirmemi istemişti.

Látife Hanım’ın Zübeyde Hanım’a su götürmesini temin ettim. Suyu içip gelin adayını yukarıdan aşağıya iyice süzdükten sonra teşekkür ederek bardağı geri verdi ve Látife Hanım dışarıya çıktı. Zübeyde Hanım bana döndü, ‘Ali, bu hanım Mustafa’mı mesut edebilir mi acaba?’ diye endişesini dile getirdi!

Zaten rahatsız olan Zübeyde Hanım, İzmir’de daha da rahatsızlandı. Durumu Ankara’ya bildirdim. Paşa doktor göndereceğini söyleyip benim Ankara’ya dönmemi emretti. Neden çağırıldığımı anlamıştım. Paşa, İzmir’e gelecekti ve her seyahatinin hazırlıklarını ben yapardım.

Ankara’ya gidceğimi Zübeyde Hanım’a söylediğim zaman önce razı olmadı. Hastalığı her saat artıyordu. Bana acil olarak, İzmir Valisi Kázım Bey ile müftüyü çağırmamı emretti ve vasiyette bulunacağını söyledi. Vali ile müftü geldiler. Zübeyde Hanım vasiyetini yaptı, sonra bir elmas yüzüğünü ayırarak ‘Bu da Mustafa’mın olsun’ dedi. Bu sözler üzerine başta ben olmak üzere hepimiz hıçkırıklarla ağladık.

Zübeyde Hanım, iki nüsha hazırlanan vasiyetnamesinin bir nüshasını çekmecesine kilitledikten sonra diğer nüshasını Paşa’ya vermem için bana teslim etti ve Látife Hanım’ın da verdiği bir mektubu alarak hemen Ankara’ya hareket ettim.

Paşa’yı Meclis’te çalışırken buldum. İlk sözü, ‘Annem nasıl?’ oldu. Gördüklerimi, işittiklerimi anlattım; Látife Hanım’ın mektubunu da verdim fakat Zübeyde Hanım’ın müstakbel gelini hakkındaki fikrini söylemeye çekindim’

‘Paşa’nın hanımı’ denince aklımıza Fikriye gelirdi

‘…Ankara İstasyonu’ndan Çankaya köşküne taşınmıştık. Çankaya günleri, bu talihsiz kadının en mesut zamanlarıydı. Gece gündüz çalışmak suretiyle köşkü imrenilecek bir hale getirmişti.

Taşınmamızdan altı ay sonra, Zübeyde Hanım da Çankaya’ya geldi. Fikriye Hanım, Zübeyde Hanım’a olağanüstü bir hürmet ve sevgi gösteriyordu. Paşa’nın cephede bulunduğu zamanlarda, üzüntülerine müşterek bir teselli bulmaya çalışıyorlardı. Büyük Taarruz sırasında cephede bulunduğumuz sırada, Çankaya’ya Paşa’nın esir düştüğüne dair haberler gelmiş ve her ikisi de günlerce ağlamışlar.

Paşa’nın Ankara’ya sağ salim dönmesinden sonra, Zübeyde Hanım ‘Mustafa’m evlen artık!’ diye devamlı ısrarlara başlamıştı ama nedense Fikriye Hanım’dan hiç bahsedilmez olmuştu.

Fikriye Hanım bütün bu olanları görüyor, göremediklerini de hissediyordu ve ne kadar belli etmemeye çalışsa da üzüntüsünün hergün biraz daha arttığını farkediyorduk. Köşkün üzerinde, Fikriye Hanım’ın saadetini gölgeleyecek kara bulutlar toplanmaya başlamıştı. Paşa’nın ona kayıtsız olduğunu zannetmiyorduk ama sonu gelmeyecek olan bu karşılıklı sevginin hüznü her iki tarafa da çökmüştü.

Paşa, Látife Hanım’ın İzmir’de gösterdiği yakın alákayı ve ikramı Zübeyde Hanım’a defalarca anlatmıştı. Zübeyde Hanım da, ‘Mustafa’m, o kızla evlen! Gözlerimi kapamadan mürüvvetini göreyim’ diye ısrar ediyordu.

Bir gün annesinin odasına giren Paşa kendisine kahve, Zübeyde Hanım’a da süt getirmemi emretti. Kahve ile sütü götürdüğüm sırada Zübeyde Hanım, Paşa’nın saçlarını okşuyor ve ve ‘Mustafa’m, sözümü tut artık ne olursun!’ diyordu. Paşa bana dönerek, ‘Ali sen ne dersin?’ diye sordu, ben ‘Paşam, bütün memleket bunu bekliyor’ deyince Zübeyde Hanım, ‘Bak, Ali bile ne söylüyor?’ dedi.

Evlenme bahsinin her açılışında, aklıma Fikriye Hanım’dan başkasını getiremiyordum. Zübeyde Hanım ile Fikriye Hanım’ın odaları yanyana idi. Arada bir kapı vardı ve Fikriye Hanım’ın içeride söylenenleri duymamasına imkán yoktu.

Paşa, o günkü konuşmadan sonra bana ‘Fikriye’ye git bak bakalım, ne yapıyor?’ deyince hemen yandaki odaya koştum. Karyolasının üzerine uzanmış, elindeki gazeteyi okumaya çalışıyordu. Hakkında verilecek kararı hissetmiş olduğu endişeli gözlerinden belliydi. Geri dönüp durumu Paşa’ya anlattığım zaman çok üzüldü.

Fikriye Hanım o günlerde bronşit olmuş ve biraz zayıflamıştı. Bunda, muhakkak ki hissettiklerinin de tesiri vardı. Doktorlar, kısa bir tedaviden sonra, hava değişimi için İsviçre’ye gitmesini tavsiye ettiler. Paşa derhal muvafakat etti ve hatırladığıma göre Mudanya’ya kadar bizzat götürdü.

Paşa, evlenmeye Fikriye Hanım’ın gidişinden sonra ve annesinin ısrarına dayanamayarak razı oldu. Köşkte böylece Fikriye Hanım’dan fotoğraf subayı Esat Bey’in çektiği resimlerden başka hiçbir şey kalmadı…’

Paşa, Látife Hanım’a ‘Fikriye’ diye seslenince kıyamet koptu

‘…Ankara’nın sakin bir günüydü, Fikriye Hanım köşke geldi. Paşa’yı ve Látife Hanım’ı misafirden haberdar ettim. Látife Hanım derhal ayağa kalkarak ‘Paşam, size bu kadar hizmeti olan hanımı bekletmeyelim’ dedi. Fikriye Hanım’ı o gece misafir ettiler fakat ertesi gün akşam üzeri Fikriye Hanım’da gitme hazırlığı görmeyen Látife Hanım, ‘Ali, bu hanım ne zaman gidecek?’ diye bağırarak söylendi.

Bana, Fikriye Hanım’ı İstanbul’a yerleşmesi konusunda ikna etmem talimatı verilmişti. Fikriye Hanım beni ağabeyi gibi seviyor fakat ısrarlarıma kulak asmıyor, buğulu gözlerle uzaklara bakıyor ve öylece kalıyordu. Son derece rahatsızdım; iki arada kalmıştım, ne Fikriye Hanım’ı üzmek, ne de verilen emrin dışına çıkmak istiyordum.

Fikriye Hanım gelişinin ikinci gecesi yine köşkte kalınca, Látife Hanım’ın neşesi büsbütün kaçtı. Misafirde üçüncü gece de gitme hazırlığı göremeyince beni salona çağırdı ve Fikriye Hanım’ın da duyabileceği bir sesle ‘Ali, bu hanım ne zaman gidecek?’ diye bağırarak salondan ayrıldı. Fakat yüksek sesle söylediklerini Fikriye Hanım gibi Paşa da duymuştu.

Paşa, yatma zamanı geldiği halde bir türlü yatmamış, bir başka odada geceyarısına kadar oturmuştu. Çok üzüldüğü belliydi. Ertesi gün erken saatlerde Fikriye Hanım’ı köşkten bir otele götürdüm.

Misafirin gitmesinden üç-dört gün sonraydı, Paşa ile Látife Hanım salonda otururlarken, onlara borulu gramofon çalıyordum. Vaktiyle cephede bulduğumuz köpek yavrulamıştı ve iki yavrusuyla beraber ortada oynuyordu. Paşa rakısını ağır ağır yudumladığı sırada köpeklerin sevimli şekilde oynaşmalarını görüp Látife Hanım’a dönerek, ‘Bak Fikriye, ne güzel oynuyorlar!’ deyiverince, Látife Hanım baygınlıklar geçirdi.

Paşa, çok üzülmüştü. Hadiseden iki gün sonra Látife Hanım’ın babası Muammer Bey’den, Ankara’ya geleceklerine dair bir telgraf aldık. Telgrafı Paşa’ya götürdüm. Bir müddet düşündükten sonra, ‘Látife onlara muhakkak tel çekmiş olmalı’ dedi. Nitekim daha sonra, Látife Hanım’ın baygınlık geçirdiği o günün ertesi günü kendi eliyle bir yazdığı telgrafı devriyelere vermek suretiyle Çankaya Postahanesi’ne gönderdiğini öğrendik…’

mbardakci@hurriyet.com.tr

Classement des sites Francophones pagerank Sitemap Generator TopOfBlogs
kral oyun, kraloyun kraloyun kral oyun, çocuk oyunları, free wow server