Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Ocak 3, 2008 by admin
Filed under Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden biridir. Bölgede yaşyan vatandaşlarımızın konuşma dilleri ise şöyledir: Anadil kapsamında Kürtçe: %54,4,Türkçe: %45,6 - Günlük konuşmada en çok kullanılan dil:Türkçe: %63, Kürtçe: %37 (Kaynak:Türkiye’nin Etnik Yapısı-Ali Tayyar Önder). Güneydoğu Torosların güneyinden Suriye sınırına kadar olan yerleri kaplar. Yüzölçümü ve nüfusuyla Türkiye’nin en küçük bölgesidir. Bölgede etli ve baharatlı yiyeceklere sahip olan zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.
İlleri
![]()
![]()
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi sınırları içerisinde kalan iller şunlardır:
- Adıyaman
- Batman
- Diyarbakır
- Gaziantep
- Kilis
- Mardin
- Şanlıurfa
- Siirt
- Şırnak
Yeryüzü şekilleri
En küçük coğrafi bölge olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi iki bölüme ayrılmıştır. Bunlar, Orta Fırat Bölümü ve Dicle Bölümü’dür. Bölgeyi bölümlere ayıran sınır Karacadağ volkan konisinden geçer. Bölgede yükseltisi fazla olmayan ova ve platolar geniş yer kaplarlar.
Bölgenin kuzey kesiminde Toros dağ sırasının güney yamaçları ile birlikte ikinci bir kıvrımlı dağ kuşağı uzanır. Bölgenin ortasında 1938 m yükseltiye sahip sönmüş Karacadağ Volkanı yer alır. Bölgenin batısında ise Gaziantep Platosu üzerinde yükselen “Kartal Dağları önemli yükseklik yapar.
Karadağ’ın batısında Harran, Ceylanpınar ve Birecik ovaları yer alır. Dicle nehri ve kollarının toplandığı Diyarbakır Havzası geniş olmayan ancak çok verimli bir ovaya sahiptir.
Karacadağ’ın batısındaki Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman platoları Fırat ve kolları tarafından derin bir şekilde yarılmıştır. Karacadağ’ın doğusu ise daha engebeli bir yapı gösterir. Bu bölümün güneyinde Mardin-Midyat Eşiği yer alır.
Bölgenin iki önemli akarsuyundan biri olan Fırat, kaynağını Doğu Anadolu Bölgesi’nden alır. Bölgede ise Toroslar’dan gelen Kahta ve Karadağ’dan gelen küçük akarsularla beslenir. Güneydoğu Toroslar’ın güneye bakan yamaçlarından birçok kol halinde çıkan Dicle Nehri ise bölgenin diğer önemli akarsuyudur. Her iki akarsu da Basra Körfezi’ne sularını boşaltırlar.
Bölgede doğal oluşumlu göl yoktur. Ancak Fırat ve Dicle üzerinde kurulmuş baraj gölleri bulunmaktadır. Bölgenin ve ülkenin en büyük baraj gölü olan Atatürk Barajı bu bölge sınırları içindedir.
İklim ve bitki örtüsü
İklim
Orta Fırat Bölümü
Bu bölümde Akdeniz iklimi görülür. Bölgenin içlerine doğru iklim karasallaşır. Kış sıcaklık ortalaması, Dicle Bölümü’ne göre daha yüksektir. Bölümün kış sıcaklık ortalaması 0 °C’nin altına pek düşmez. Yağış en fazla kış mevsiminde görülür. Yıllık yağış tutarı 700 mm dir. Yaz aylarında yağışların azalması ve sıcaklığın yüksek olması kuraklığı arttırmıştır.
Dicle Bölümü
Bu bölümde karasal iklim etkilidir. Bölümde yazlar çok sıcak ve kurak,kışlar ise soğuktur. Bölümün yüksek kesimlerinde kar yağışları görülür. Kış mevsiminde sıcaklık 0 °C’nin altına düşer. Bölümdeki yıllık yağış miktarı 500-600 mm dir.
Bitki örtüsü
Orta Fırat Bölümü
Bölümde yaygın olarak görülen bitki örtüsü bozkırdır. Bölümün yüksek kesimlerinde yağışın artmasına bağlı olarak meşe ormanları görülür.
Dicle Bölümü
Bölümün karakteristik bitki örtüsü bozkırdır. Bölgenin batısında bozulmuş Akdeniz iklimi görülürken, iç kesimlerde karasal iklim özellikleri görülür. En çok yağış kış aylarında düşerken yazlar sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış miktaro 500 - 600 mm civarındadır.
Enlem, deniz etkisine kapanıklık ve güneyden gelen sıcak hava kütlelerine açık olduğu için yaz sıcaklığı en yüksek olan bölgedir. Buharlaşma şiddetinin fazlalığı kuraklığın çok fazla olmasına sebep olmuştur. Bu yüzden tarımda da en fazla sulamaya ihtiyaç duyulan bölgedir.
Ekonomi
Tarım ve hayvancılık
Bölge ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Geniş düzlüklerin olması bölgede tarım için büyük bir avantaj iken, yaz kuraklığının şiddetli olması üretimi olumsuz etkiler. Tarımda sulamaya en çok ihtiyaç duyan bölge lös adı verilen çok verimli topraklar bulunur ve sulama iyi yapılıp arttıkça ürün çeşidi de artmaktadır.
Türkiye’de en çok kırmızı mercimek ve antep fıstığı bu bölgede yetişir. Ayrıca buğday, pamuk, keten, susam, nohut, üzüm, batısında zeytin, incir, sulanabilen alanlarda yaz sebzeleri ile vadilerde pirinç yetiştirilmektedir.
Bölgede ağırlıklı olarak küçükbaş hayvancılık yapılır. Çok az miktarda sığır da vardır. Canlı hayvan ticaretinin gelişmiş olduğu bölgede hayvansal ürünler önemli gelir kaynağıdır.
Yeraltı zenginlikleri
Bölge yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin sayılabilir. fosfat ve linyitin yanında bölgede petrol de çıkarılır. Batman, Diyarbakır ve Adıyaman’da Türkiye’nin önemli petrol yatakları bulunur ve Batman rafinerisinin işlediği petrol bölgeden sağlanır.
Endüstri
Sanayi en çok batı bölümde gelişmiştir. Gaziantep en büyük sanayi merkezidir. Dokuma, iplik, giyim, halı, kilim, battaniye, un, unlu gıdalar, tarım makineleri, içki, zeytinyağı, sabun, deterjan, çimento ve rafineri başlıca sanayi kollarıdır. Bölgede madenî eşya yapımı da gelişmiştir.
Turizm
Bölge,Anadolu’nun en eski kültürel yerleşim merkezidir.Kısıtlı oranda yapılan turizm faaliyetleri daha çok tarihî kalıntılar ve inanç turizmi ile olmaktadır. Adıyaman ilinde Nemrut Dağı Millî Parkı, Diyarbakır kent surları ve özellikle de Peygamberler Şehri olarak adlandırılan Şanlıurfa başlıca turizm merkezleridir.
Nüfus ve yerleşme
Nüfusu en az olan bölgemizdir. Ancak doğum oranının yüksek, yüzölçümünün küçük olması nüfus yoğunluğunun fazla olmasına sebep olmuştur. Dicle bölümü ve özellikle Diyarbakır Yöresi yoğun nüfuslanmıştır. Yağışın azaldığı düzlüklerde nüfus azalır. Bölge diğer bölgelere göç veren bir bölgedir. Ayrıca mevsimlik işçi göçleri de olmaktadır.
kaynak: wikipedia.org
Doğu Anadolu Bölgesi
Ocak 3, 2008 by admin
Filed under Doğu Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden biridir. Anadolu topraklarındaki konumunda doğuda yer alması nedeniyle Birinci Coğrafya Kongresi tarafından 1941 yılında böyle isimlendirilmiştir.
KONUMU VE SINIRLARI
Bölgenin en belirgin özelliği ortalama yükseltisinin fazla ve engebeli olmasıdır.
Türkiye’nin Coğrafi Bölgeleri içerisinde en büyük alana sahip olanıdır. Nüfus yoğunluğu bakımından en az olan ve ortalama yüksekliği ise en fazla olan bölgedir. Maden zenginlikleri yönünden en fazla kaynağa sahip olan Doğu Anadolu Bölgesi ayrıca volkanizmanın en etkin olduğu coğrafi bölgedir.
İlleri
![]()
![]()
Doğu Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alan iller şunlardır:
|
|
Anadolu topraklarında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Irak’ın kuzeyinde, İç Anadolu Bölgesinin doğusunda, Karadeniz Bölgesinin güneyinde; İran’ın, Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın batısında yer alır.
Türkiye’nin kapladığı alanın (814.578 km²) %21′ini (171.061 km²) Doğu Anadolu Bölgesi oluşturur.
Yeryüzü şekilleri
Ortalama yükseltisi yaklaşık 2200 m olan Doğu Anadolu Bölgesinin dünyamıza yaygınlaşmıştır Bölgede dağlardan sonra en fazla yer kaplayan yeryüzü şekli platolardır. Bölgedeki en büyük plato Erzurum-Kars Platosudur. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü bu bölgededir. Bölgedeki diğer büyük göller Hazar, Balık, Bulanık, Nazik, Çıldır ve Erçek gölleridir. Bölgenin başlıca akarsuları Fırat, Dicle, Aras, Kura ve Zap akarsularıdır.
Bitki örtüsü
Bölgenin havzalarında ve ovalarında bozkırlar yaygındır. Dağ çayırları, meşe ve sarıçam ormanları dağların genel bitki örtüsüdür. Türkiye ormanlarının %11′ine sahip olan bölge, orman alanları bakımından 5. sıradadır.Ayrıca doğu anadolu bölgesi çok dağlık bir alan olduğu için buralarda fazla ot yeşermez.Bunun içinde fazla büyükbaş hayvancılığı yaygın değildir.
Nüfus ve yerleşme
Türkiye’nin nüfus yoğunluğu en az olan bölgesidir. Bunda bölgenin yüz ölçümünün büyük olması başlıca etkendir. 2000 yılındaki nüfus sayımına göre bölgenin nüfusu 6 milyon 100 bin kişi civarındadır.
Diğer bölgelere göçün fazla yaşandığı bölge olan Doğu Anadolu Bölgesinde kırsal nüfus kent nüfusundan fazladır.
Bazı İllerin KÖY NÜFUS ARTIŞI
AĞRI -% 0,68
BİNGÖL -% 0,11
KARS -% 20,92
ARTVİN -% 30,89
ERZİNCAN -% 0,99
ARDAHAN -% 32,15
BAYBURT -% 16,48
ERZURUM -% 17,12
Türkiye’deki coğrafi bölgeler arasında nüfus miktarı ve yoğunluğu yönünden önemli farklar bulunmaktadır. Bu farklarin oluşmasında fiziki faktörler (iklim özellikleri, yerşekilleri, toprak özellikleri) ve beşeri faktörler (sanayileşme, tarım, yeraltı kaynakları, turizm, ulaşım) önemli rol oynarlar.
kaynak: wikipedia.org
İç Anadolu Bölgesi
Ocak 3, 2008 by admin
Filed under bölgeler, İç Anadolu Bölgesi
İç Anadolu Bölgesi, Anadolu’nun orta kısmında yer alan Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden biridir. Bu konumu sebebiyle bu bölgeye “Orta Anadolu” da denir. İç Anadolu Bölgesi’nin yüz ölçümü 151.000 km² olup bu alan Türkiye topraklarının %21′ini kaplar. Doğu Anadolu’dan sonra ikinci büyük bölgemizdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında diğer bölgelerin hepsiyle komşudur.Aynı zamanda ülkemizde “tahıl ambarı” olarak da anımsanır.
İlleri
![]()
![]()
İç Anadolu Bölgesi
İl merkezleri baz alındığında İç Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alan iller şunlardır:
- Aksaray
- Ankara
- Çankırı
- Eskişehir
- Karaman
- Kayseri
- Kırıkkale
- Kırşehir
- Konya
- Nevşehir
- Niğde
- Sivas
- Yozgat
Bölümleri
İç Anadolu Bölgesi dört bölüme ayrılır:
Bölgenin ortasında geniş ve kapalı havzadadır. Burada büyük ovalar, plato düzlükleri, Tuz Gölü, Akşehir ve Eber gölleri ile Karacadağ ve Karadağ volkanik dağları bulunur. Türkiye’nin en kurak bölümüdür. Nüfus bakımından bölgenin en tenha bölümüdür. Halk tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Ülkenin en önemli tahıl alanlarından birisidir. Konya, Aksaray ve Karaman bölümde yer alan illerdir. Tuz gölü burada bulunmaktadır. Derinliği az olup yazları kurak olduğu için daha da azalmaktadır. Ülkenin tuz ihtiyacının önemli kısmı buradan karşılanır.
Yukarı Sakarya Bölümü
Bölgenin kuzeybatı kısmını meydana getirir. Orta Kızılırmak boylarından İçbatı Anadolu’ya kadar uzanır. Yer şekilleri daha engebeli, iklimi biraz daha nemlidir.
Yıllık yağışlar 400 mm civarındadır. İklim ve ulaşım koşullarının elverişli olması nedeniyle, bölgenin en yoğun nüfuslu bölümüdür. Bölge nüfusunun yarıya yakını bu bölümdedir.
Batı Anadolu’yu iç bölgelere bağlayan yolların geçtiği önemli bir yerdedir. Bölümde Eskişehir ve Ankara illeri yer alır. Bölümde Köroğlu, Sivrihisar, Elmadağ, Sündiken ve İdris dağı yer alır. Ankara yakınlarında Eymir ve Mogan gölleri vardır.
Bölümde karasal iklim görülür. Kışları çok soğuk yazları ise sıcak ve kurak geçer. Bölümde yetiştirilen ürünler, şeker pancarı, arpa, buğday, baklagiller, sebze ve meyvedir. Yeraltı zenginliği ise linyit ve bor mineralleridir. Bölümde küçükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılır. Bölümün turzim değerleri, Çankaya köşkü, Yunus Emre türbesi, eski TBMM binası, Anıtkabir, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), Anadolu Medeniyetleri Müzesi,Gordion
Orta Kızılırmak Bölümü
İç Anadolu’nun, Çankırı’dan Toroslar’a kadar uzanan, içine Kızılırmak yayını alan kısmıdır. Alan bakımından bölgenin en büyük bölümüdür. Kuzey kesimi daha engebelidir. Güney kesiminde plato ve ova düzlükleri yaygındır. Ortada ise geniş Kızılırmak platosu bulunur. Erciyes volkanik dağı bu bölümde yer alır.
Tarım alanlarının oranı verimli volkanik topraklarla kaplı güney kesimden daha yüksektir. İç Anadolu’da kırsal nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölümdür. Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kırıkkale bölüm içinde yer alan illerdir.
Bölüm İç Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alır. Güneyinde Hasan, Erciyes, Merlendiz sönmüş volkanlar bulunur. Bölümde kuzey daha engebelidir. Bölümde Bozok platosu geniş yer tutar. Bu bölümde nüfus yoğundur. Orta Kızılırmak Bölümünde karasal iklim etkilidir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlıdır. Genellikle bu bölüm bozkırlarla kaplıdır. Kızılırmak bölümün en önemli akarsuyudur. Bu bölümde Kayseri en büyük yerleşim birimidir. Ayrıca bu bölümde halı, seker, meyve suyu, sucuk ve pastırma fabrikaları bulunur. En önemli ekonomik gelir tarımdır. Tiftik keçisi ve koyun besiciliği de yaygındır.
Yukarı Kızılırmak Bölümü
Bu bölüm Kızılırmak’ın, Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu arasına sokulan yukarı çığırını kaplar. İç Anadolu’nun en küçük, en engebeli bölümüdür.Ortalama yükselti 1300-1650 metre arasındadır. İç Anadolu Bölgesinin en delikanlı insanları bu bölümdedir.
Dağlarla kuşatılmış bir havza görünümündedir. Engebeli olduğu için tarım alanlarının oranı daha düşüktür. Nüfusu sık, kentleşme oranı yüksektir. Bölgenin kışın en soğuk bölümü burasıdır. Bölümde Sivas ili bulunmaktadır
Bölge, yeryüzü şekilleri bakımından sade bir görünüme sahiptir. Yer şekilleri çeşitlilik göstermez. Engebeli araziler fazla olmadığı için, kara ve demiryolu ulaşımına oldukça elverişlidir. Bölgenin çoğu yerinde genellikle 1000 m yükseltiye sahip düzlükler bulunur. En alçak yerleri olan Sakarya ve Kızılırmak vadilerindeki yükselti 700 m civarındadır.
Bölgenin güneyinde Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan dağlar volkanik kökenli dir. Başlıcaları; Hasandağı, Karacadağ, Karadağ, Erciyes Dağı ve Melendiz Dağları’dır. Bölgedeki kıvrım dağları ise doğuda geniş bir alan kaplar. En önemlileri, Ak dağlar, Hınzır Dağı, Tecer Dağı ve Yıldız Dağları’dır.
Platolar en fazla bu bölgemizde yer alır. Batıda Haymana ve Cihanbeyli, güneyde Obruk, doğuda da Bozok (Kızılırmak) plâtolarıyla, Ege Bölgesi sınırı boyunca Yazılıkaya (Bayat) ve Doğu Anadolu Bölgesi sınırı boyunca da Uzunyayla gibi platolara sahiptir. Tuz Gölü çevresi Türkiye’nin en büyük kapalı havzasıdır.
İç Anadolu’nun bazı ovaları oldukça geniştir. Konya ovası, Türkiye’nin en büyük ovasıdır. Eski bir göl tabanıdır. Geniş ovalardan diğeri Tuz Gölü’nün güneyindeki Aksaray Ovası’dır. Haymana platosunun batısındaki Yukarı Sakarya Ovası da geniş alan kaplar. Küçük ovalar olan Eskişehir, Ankara, Kayseri ve Develi ovaları, platolar arasındaki çukurluklarda yer almaktadır.
İç Anadalu Bölgesi’nin Orta Kızılırmak bölümü geniş çaplıdır. Bu bölgedeki dağlar sönmüş yanar dağlardandır. Kışın yağışlı yazın ise sıcaktır. Doğal bitki örtüsü bozkırdır. Buğday, arpa, ayçiçeği ve çavdar yetiştirilir.
Kırıkkale’de Orta Doğu Petrol Rafinerisi bulunmaktadır.
Akarsu ve gölleri
İç Anadolu Bölgesi’nin en önemli akarsuları Kızılırmak, Sakarya Nehri, Porsuk ve Delice çaylarıdır. Bu bölge akarsuları kapalı havzada akan sel rejimli akarsulardır. İlkbahar yağışlarıyla taşar, yazın kuruyacak hale gelir.
İç Anadolu Bölgesi’nin güney kesimleri sularını denizlere gönderemez. Bu nedenle kapalı havzalar geniş bir alan kaplar. Kapalı havzaların geniş olanları, Konya Ovası, Tuz Gölü ve Akşehir - Eber gölleri çevresinde yer alır. Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı (Yaygölü) gibi küçük kapalı havzalar da bulunmaktadır. İç Anadolu Bölgesi’nin büyük bir bölümü sularını Kızılırmak, Sakarya ve Yeşilırmak’ın kolu olan Çekerek suyu sayesinde Karadeniz’e gönderir. Güneydoğusundaki Uzunyayla yöresi, sularını Seyhan’ın kolu olan Zamantı suyu sayesinde Akdeniz’e gönderir. Sel rejimli akarsuların en fazla bulunduğu bölgedir.
Bölgenin en büyük gölü Tuz Gölü’dür. Bu göl buharlaşmanın etkisiyle yazın büyük ölçüde kurumaktadır. Tuz Gölü, tektonik oluşumludur. Derinliği fazla değildir. Gölün alanı kışın ve ilkbaharda fazla alan kapladığı halde, yazın buharlaşma ve beslenme yetersizliğinden dolayı kapladığı alan azalır. Tuz ihtiyacımızın %30′unu karşılar. Diğer önemli gölleri ise Akşehir, Eber, Ilgın (Çavuşçu), Tuzla, Seyfe, Mogan ve Sultanısalak-i mekip gölleridir. Sakarya nehri üzerinde ise Sarıyar ve Gökçekaya barajları bulunur.
İklim ve bitki örtüsü
Bölgenin çevresi yüksek dağlarla çevrili olduğundan, denizlerin nemli ılıman havası bölgeye sokulamaz. Bu nedenle bölgede, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı karasal iklim hakimdir. Bölgede, doğuya doğru gidildikçe yüksekliğin artmasına bağlı olarak karasallık derecesi artar ve kış sıcaklıkları çok düşük değerlere ulaşır.
İç Anadolu, ülkemizin en az yağış alan bölgesidir. Ortalama yağış 400 mm civarındadır. Bölge, en fazla yağışı ilkbahar aylarında sağanak halinde alır. En kurak mevsim yazdır. Yazların kurak olması ve yaz kuraklığının erken başlaması sebze türü bitkiler üzerinde olumsuz etki yapar. Bölgenin ve ülkemizin en az yağışlı yeri Tuz Gölü çevresidir (320 mm).
Yağışların azlığı bölgenin deniz etkisine kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Denizden gelen nemli hava kütlesi, nemini, dağların denize bakan yamaçlarında yağış halinde bırakır. İç Anadolu Bölgesi’ne doğru eserken artık kurudur.
Bölgede görülen yağışlar konveksiyonel ve cephesel kökenlidir. Kırkikindi adı da verilen konveksiyonel yağışlar İlkbaharda yaygındır.
Bölgenin tabii bitki örtüsü bozkırdır. Bozkır, ilkbahar yağmurlarıyla yeşeren, birkaç ay yeşil kalan, yaz sıcaklığı ile sararan ot topluluğudur.
İç Anadolu Bölgesi ülkemiz ormanlarının %7 sini kaplayarak bölgeler arasında 6. sırada yer alır. Ovaları şunlardır: Kayseri, Konya, Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Develi, Nevşehir, Kırşehir, Sivas. en büyük ovası Konya ovasıdır.
Tarım ve hayvancılık
Bölge ekonomisinin temeli tarıma dayanır. Ekili - dikili alanların oranı bakımından Marmara Bölgesi’nden sonra ikinci sırada yer alır. Çalışan nüfusun büyük bir kısmı tarımla uğraşır.
İklimin yarı kurak karakterine rağmen, çok geniş alanlar tarıma ayrılır. Bölgenin tarımı iklim şartlarına bağlıdır. Özellikle ilkbahar yağışlarının yetersizliği veya gecikmesi, tahıl üretiminde önemli dalgalanmalar meydana getirir, iklim yarı kurak olduğu için nadas ihtiyacı duyulur. Tarımın en önemli problemi sulamadır. Bu amaçla büyük sulama kanallarının (barajların) yapılması ve yeraltı suyundan yararlanılması gerekir. Ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayanır. Türkiye’de ulusal gelirin %20’sini bu bölge sağlamaktadır.
Tarım ürünleri içinde tahıllar başta gelir. Türkiye genelinde tahıla ayrılan toprakların yarıya yakını bu bölgededir. Yer şekilleri ve iklim koşulları tahıl tarımını öne çıkarır. Düzlüklerin geniş yer kaplaması makineli tarımı kolaylaştırmıştır.
Bölgenin sulanabilen bölümlerinde şeker pancarı tarımı yapılır. Buğday, şeker pancarı ve elmanın en fazla üretildiği bölgedir. Şeker pancarının özellikle Konya, Ankara, Eskişehir, Kayseri ve Niğde gibi şeker fabrikalarının bulunduğu yerlerde ekimi yapılır.
İlkbahar yağışı ve yaz kuraklığı tahıla uygun ortamı oluşturmuştur. Türkiye’nin tahıl ambarıdır. Sulanabilen arazinin azlığı buğday ekim alanlarının geniş olmasına yol açmıştır. Bölgede buğday nadas]] yöntemiyle yetiştirilir. Alan bakımından nadasa bırakılan toprakların en fazla olduğu bölgemizdir. Bu bölgemiz en büyük 2. bölgemizdir.
Yeraltı zenginlikleri
Bölgenin önemli yeraltı zenginlikleri, linyit, krom, lületaşı, tuz ve bor mineralleridir.
- Krom : Sivas, Eskişehir ve Kayseri’de çıkarılır.
- Kayatuzu : Kırşehir ve Çankırı dolaylarında çıkarılır.
- Linyit: Sivas’ta çıkarılır.
- Çinko ve Demir: Sivas ve Ereğli’de çıkartılır.
- Civa: Konya Sarayönü’nde çıkartılır.
- Tuz:Tuz Gölü’nden elde edilir.Ayrıca: Sivas ve Tunceli dolaylarında çıkartılır.
- Lületaşı:Eskişehir’de çıkarılmaktadır. Hediyelik eşya yapımında kullanılır.
- Bor mineralleri:Neredeyse bütün bölgede çıkartılmaktadır.
ayrıca tütünde kullanılır
Sanayi
- Sivas’ta: Lokomotif, besin, motor, çimento ve inşaat malzemeleri sanayii ile devlet demir yollarının tren, vagon imalatı yapan TÜDEMŞAŞ fabrikası vardır.
- Uşak’ta: şeker fabrikası bulunur.
- Ankara’da : Dokuma, besin, tarım araçları, çimento ve mobilya sanayii,
- Konya’da : Tarım araçları, besin, motor, çimento, süt ürünleri ve inşaat malzemeleri sanayi, Çumra Şeker Fabrikası (tam teşekküllü)
- Kayseri’de : Halıcılık, meyve suyu, pamuklu dokuma, pastırma ve sucuk üretim merkezleri,
- Kırıkkale’de : Orta Anadolu petrol rafinerisi, silah fabrikası, demir -çelik endüstrisi
- Eskişehir’de : Besin, yem, çimento endüstrisi ile devlet demir yollarının bakım tesisleri bulunur
Nüfus ve yerleşme
İç Anadolu Bölgesi, 1997 nüfus sayımına göre yaklaşık 10,5 milyon kişilik nüfus büyüklüğüyle Marmara Bölgesi’nden sonra ikinci sırayı alır. Bu bölgenin nüfus yoğunluğu 64 kişi/km² dir. (1997 yılına göre, Türkiye’nin ortalama nüfus yoğunluğu 81 kişi/km² İç üfusu, bölgenin doğal koşullarının etkisine bağlı olarak, daha çok komşu bölgelere yakın yerlerdeki dağ eteklerinde yoğunlaşır. Bunun nedeni, sözü edilen kesimlerin daha yağışlı olması ve su kaynaklarının bol olmasıdır.
Bölgedeki ovaların aldığı yağışın az olması, nüfuslanma ve yerleşmeyi engellemiştir. Düz ovalık kesimde nüfus yoğunluğu dağ eteklerine göre azdır. Toplu köy niteliğindeki kırsal yerleşme birimleri ile kentler dağ etekleri boyunca dizilidir. Bölge nüfusunun %62’si, nüfusu 10.000′den fazla olan ve kent sayılan yerleşme birimlerinde yaşamaktadır. Tarım alanları geniş olmasına karşın nüfusun %38,44′ü kırsal kesimde yaşar. Tarım alanlarının geniş olması, tarımsal nüfus yoğunluğunun düşük olmasına yol açar. Nüfusun dağılışı, yağış dağılışına benzerlik gösterir.
Bölgede en fazla nüfuslanmış bölüm, Yukarı Sakarya’dır. Bu bölümün yoğun nüfuslanmasında, endüstri faaliyetleri ile Ankara’nın başkent olması önemli rol oynar. Konya ve Tuz Gölü civarları nüfus yoğunluğunun az olduğu yerlerdir.
kaynak: wikipedia.org
UŞAK
UŞAK
Uşak Uşak ilinin merkezi olan şehirdir.
Ege bölgesindedir. İzmir’e 210 km uzaklıktadır. Merkezde 2 adet (Uşak Organize Sanayi Bölgesi ve Karma Organize Sanayi Bölgesi), Karahallı ilçesinde 1 adet Organize Sanayi bölgesi bulunmaktadır. İstanbul’a direkt uçak seferleri vardır. Türkiye’de elektriği ilk kullanan şehirdir. Türkiye’de ilk şeker fabrikası Uşak’ta Mehmet Hacım öncülüğünde halk tarafından Uşak Şeker Fabrikası adı ile kurulmuştur. Tarhanası ve battaniyesi meşhurdur. İl 5 ilçeden oluşmaktadır ve en büyük ilçesi Banaz ilçesidir. Dünya’nın en meşhur el dokuma kilimleri Eşme ilçesindedir. Şam’da bulunan Camii Ümmi’de 800 yıllık Konya Mevlana Camisinde 700 yıllık Uşak Halısı bulunmaktadır. Dünya’nın en büyük 7. anıtı Uşak ilindedir. Osmanlı Dönemi’nde ilk yazılı toplu anlaşma Uşak deri işçileri ile işverenleri arasında yapılmıştır. ABD’deki Grand Kanyon’dan sonra uzunluk bakımından dünyanın en büyük 2. kanyonu olduğu belirtilen Ulubey Kanyonları, Uşak’ın Ulubey ilçesinde bulunmaktadır. Yaklaşık olarak 2500 yıllık bir geçmişi olduğu varsayılan “KARUN HAZİNLERİ” Uşak Toptepe Tümülüsünden kaçak kazıyla 1965 yılında bulundu ve halen Uşak Müzesinde sergilenmektedir.
Uşak deyince akla ilk neler gelir?
Tarhana, Battaniye, Eşme Kilimi, Karun Hazineleri, Ulubey Kanyonu, Clandras Köprüsü, İlk Şeker Fabrikası
Uşak tarihi
Uşak ili milattan önce 5000 yıllarından itibaren bir yerleşim bölgesidir.
M.Ö. 2500 yıllarına kadar Hitit hakimiyeti altında olan bölge bu tarihte Luvi istilasına ugramıştır. Hitit krallığı dağıldıktan sonra burasını Ege göçleri sırasında boğazlardan gelen Frigyalılar mesken edinmiştir.
M.Ö. 7. yüzyılda bu bölge Frigyalılar ve Lidyalılar arasında paylaştırılmıştır. Lidyalılar Uşakın batısında yaşamışlardır. Lidyalılar tarafından yapılan ve Ege ile Yakındoğuyu birbirine bağlayan Kral Yolu Uşaktan geçiyordu.
M.Ö. 6. yüzyılda bütün Anadolu Pers İmparatorluğunun egemenliği altında idi.
Yine M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender Pers İmparatorluğunu yıkar ve Anadolunun yeni hakimi olur. Bölgemizin hakimiyetini Makedonya devletinden sonra Bergama Krallığı daha sonra da M.Ö. 2 yüzyılı civarlarında Roma imparatorluğu devralır.
Bölgemiz M.S. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğu hakimyeti altinda iken imparatorluğun ikiye ayrılması sonucu 700 yil boyunca Bizans hakimiyetinde kalır.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolunun fethi ile görevlendirilen 1. Süleyman Sah, Uşakı Selçuklu devletine katmıştı. Selçukluların dağılmasından sonraki beylikler döneminde Germiyanoğulları bölgede hakimiyet sürmüş, 1391 yılında yılında Yıldırım Beyazit tarafından Osmanoğullarına katılmıştır. Fetret Devri boyunca Karamanlılar elinde kalmiş, 1414 yılında tekrar Germiyanoğullarına geçmiş.
1429 yılında Osmanlı Devletine katılmıştır. Uşakın Istiklal savaşımızda önemli bir yeri vardır. Yunan Orduları Komutanı General Trikopis Merkez Göğem Köyünde esir alınmıştır. 1 Eylül 1922de Uşak isgalden kurtulmuş, 2 Eylül 1922de Atatürk ve Inönü şehre gelerek karargah kurmuşlar, Trikopolisin kılıcını bugün Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi olan evde teslim almışlardır.
Atatürk’ün eşi Latife Hanım Uşaklıdır.Atatürk ile Latife hanım 2 yıl evli kaldılar.
Kütahya iline bağli bir ilçeyken 15 Temmuz 1953 yilinda çikarilan 6129 sayili kanunla il olmuştur.
Osmanlı döneminde aşıklar diyarı anlamına gelen UŞŞAK sonraları oğul, evlat anlamına gelen UŞŞAK olarak anılmaya baslanmıs, söylenis kolaylıgı olarak S’nin biri düsmüstür. Il Kurulus yasasında da ilin adı UŞŞAK olarak geçmistir
kaynak:wikipedia.org
Yozgat
Yozgat
Yozgat ilinin merkezi olan şehirdir.
Yozgat’ın eski ismi Bozok’tur. Yozgat İç Anadolu’nun merkezinde bulunan başkent Ankara’ya 217 kilometre doğuda bulunan bir il’dir.
Coğrafya ve iklim
Yozgat il nüfusu 2005 itibari ile 74.000 olarak tesbit edilmiştir. Yozgat doğudan Sivas; güneyden Kayseri, Nevşehir, Kırşehir; batıdan Kırıkkale; kuzeyden ise Amasya, Çorum ve Tokat illeri ile çevrilidir.Çorum ve Tokat gibi Karadeniz bölgesinden şehirlerle komşudur.Deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikte olup, 1 412 300 Hektar toprağa sahiptir. 81 İl arasında toprak genişliği bakımından 15. sırayı alır. İlin doğudan batıya gidildikçe yüksekliği azalır. Yozgat, alan bakımından Türkiye’nin 15. İlidir. İlin; izdüşüm alanı ( km²) 13 597, gerçek alanı ise 14 123 km² dir. Yozgat İl’inde, İç Anadolu Bölgesi’nin yarı kurak karasal iklimi hakimdir. Deniz etkisine kapalı olduğu için, yazlar sıcak ve kurak; kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Yaz ile kış; gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkları yüksektir. Sert iklim koşulları, Yeşilırmak havzasına giren Çekerek Vadisi’nde biraz yumuşamakta, az da olsa Karadeniz ardı ikliminin etkileri görülmektedir.Bu şehirdeki tarımsal bitkiler;
- Soğan
- Karpuz
- Armut
- Sarımsak
- Arpa
- Yulaf
- Kavun
- Buğday
- Ayçiçeği
- Elma
- Şekerpancarı
- Armut isimli bitkilerdir.
- Yozgat’ta bulunan turistlik yerler
- Arkeolojik müze
- Çamlik (ilk millî park)
- Süleyman Bey Camisi
- Kerkenes Habareleri
- Yer alti Carşisi
- Capanoglu Camisi
- Saat kulesi
Tarihçe
Araştırmalar sonucunda, Yozgat’ın Hitit çağından kalma bir şehir olduğunu ortaya çıkmaktadır.
Orta Anadolu’da bulunan Yozgat, 1398 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldıktan sonra kısa süre Timur Lenk hegomanyasında kalmıştır. Şehir, 1408 yılında tekrar Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır. 1911 yılına kadar Ankara vilayetinin sancak merkezi olmuştur.
Hitit
Hititler, tarihte Anadolu’da devlet kurmuş bir halk. Hint-Avrupa dil ailesi’ne dahil bir dil konuştukları için Hint-Avrupa kökenli bir topluluk olduğu kabul edilmektedir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya göç ederek yerli Hatti Beylikleri üzerinde hakimiyet kurdukları bilinmektedir.
Tarihçe
Anadolu’ya geliş yönleri arasında, Kafkasya üzerinden, Çanakkale Boğazı’ndan ya da Karadeniz’den olmalıdır. En genel kabul gören görüş, Kafkasya üzerinden Anadolu’ya indikleri yönündedir.
Tarihteki ilk kralları Kuşşara kralı LeonUgur’dır. İlk yerleşim yerleri ise Hattuşaş’dır. Pithana’nın oğlu Anitta zamanında başkentleri Neşa (Kaniş) olmuştur. Anita, Hitit krallığının başkenti olan Hattuşaş’ı (Boğazköy), çok büyük hazineleri olduğunu tahmin ederek kuşatmış fakat şehirde herhangi bir şey bulamayınca kızarak şehri tamamen yakıp yıkmış ve ünlü lanetini savurmuştur “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün (Fırtına Tanrısı’nın) laneti üzerinde olsun.”
Daha sonra Anita’nın soyundan gelen torunu Hattuşaş’ı bu kez Hitit krallığının başkenti yapacak ve kendisine de “Hattuşili” adını verecektir. Hattuşaş Antik Kalıntıları bugün UNESCO’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde yer almaktadır. Hititler yerli halkın ekonomik ve kültürel etkilerinden etkilenerek dil ve dinlerini benimşemiş ve ırklarını hatti ırkının içinde eritmişlerdir.
Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşaş’ dır. (Boğazköy) Hitit tarihi M.Ö. 125450- M.Ö.1450 Eski Krallık Devri ve M.Ö. 1450 - M.Ö. 1200 İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devleti’nin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.
Aslında Hattiler’e ait olmasına rağmen Hitit Güneş Kursu olarak anılan törensel nesne, Hititlerin sembolü kabul edilir.
Hitit adı Esk Ahit’e göre uydurulmuş bir isimdir. Bugün Hitit diye anılan bu halkın kendilerine “Nesi dili konuşan” anlamında Nesili dediklerini biliyoruz. Hititler kendilerine “Neşalılar” diyorlardı.
Hitit Siyasi Tarihi
M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di.
Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya Kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
Hitit Beylikler Dönemi
Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.
Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Kralı Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır:
Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.
Eski Krallık
Hattuşaş M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
Ancak, I. Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.
Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.
Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.
Orta Krallık
Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler.
Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşkalarla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.
II. Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
Büyük Krallık Dönemi
Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen XXI. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, Tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1299)
Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II. Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşlik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.
Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III. Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.
Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.
Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı
Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Pankuş’tur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Pankuş Kral tarafından çağırılmaktaydı.
Yazı ve Dil
Ana madde: Hitit Dili
Hititlerin dili, Hint-Avrupa Dillerinin Anadolu’nun alt grubuna dâhildir. Muhtemelen bir Hint-Avrupa öncesi eski Anadolu dili konuşan Hattilerden Hatti ifâdesini ülkeleri için kullanmışlardır. Buna karşın dillerine Kaniş (Neşa) kentinden alınma Nesili (Nesçe) derlerdi.
Hititçe, bugüne kadar bilinen en eski Hint-Avrupa dilidir. Hitit İmparatorluğu’nda bunun dışında Luvi ve Pala dillerinde olduğu gibi Hititçe’yle az veyâ çok akrabâ olan başka diller de kullanılmaktaydı. Luvca’nın dinsel konularda önemi vardı.Hitit hiyeroglif yazısı ve Luvi dili Bu dillerle berâber Hititçe, diğer Hint-Avrupa dillerinden kelime hazînesi açısından kısmen farklı olan Hint-Avrupa dillerinin Anadolu kolunu oluşturmaktaydı.
Bunun yanında farklı yazılar da kullanımdaydı. Resmî diplomatik yazışmaları ve saray arşivleri Âsur (Akad) çivi yazısıyla yazılırken kayalardaki kabartmalar ve yazıtlar için Hiyeroglif denilen yazı kullanılırdı. Bugün, bu harflerle yazılan dilin bir Luvca lehçesi olduğu bilinmektedir. Hurrice de önemli bir diplomatik yazışma diliydi ve bilhassa Mittani İmparatorluğu’yla yapılan yazışmalarda kullanılırdı.Hitit çivi yazısının dili Friedrich Hrozny tarafından 1915′te çözülmüş, Hitit hiyeroglif yazısının 1940′lı yıllarda başlayan çözülmesinde ise Helmuth Theodor Bossert’in büyük katkısı olmuştur.
Hitit Dini
Hitit dîni çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.
Hititler’de tanrılar, tıpkı insanlar gibidir. Fiziksel şekilleri insan gibi olduğu kadar rûhen de onlarla aynı olup insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmâl edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezâlandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni, insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı-insan ilişkilerini bey-hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
Hitit devletinin panteonu, Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.
Hitit devletinin başlangıcından îtibâren baş tanrı, fırtına tanrısı Teşup’tur. Kozmik dönemi (kâinâtı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan O’dur. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin (tavananna) mührü de vardır.
Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
Boğazköy
MÖ II.bin başlarında, Yukarı Mezopotamya’daki Assur şehrinin zengin tüccarlarının Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girmiş olduklarını görüyoruz Orta Anadolu’nun geniş toprakları üzerinde kurulan küçük krallık veya beylikler, “Karum” adı verilen pazar yerleri ile son derece canlı birer ticaret merkezleriydiler. Assurlu tüccarlarla birlikte gelişen bir başka ve çok önemli olgu ise, M.Ö. II. bin de Anadolu’da bilinmeyen fakat Mezopotamya’da M.Ö. 3000 yılından beri kullanılan çivi yazısının Anadolu’ya gelişidir. Böylece Anadolu tarihi çağlara girmektedir. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan, Assurlu tüccarların Anadolu’ya kumaş, koku ve kalay madeni getirerek yerli krallara ve halka sattıklarını, karşılığında altın, gümüş ve bazı tunç malzeme aldıklarını öğreniyoruz.
Koloni Çağı’nı izleyen Eski Hitit ( M.Ö. 18.yy.) ve Büyük Hitit Krallığı dönemleri sonunda, takriben 1200 yıllarında batıdan gelen ve Deniz Kavimleri diye adlandırılan toplulukların istilası ile Hitit İmparatorluğu son bulmuş ve Hititler yaşamlarına şehir beylikleri halinde devam etmişlerdir.
Yönetim merkezi
Başkentleri: Hattuşaş
Anadolu’da ilk kez organize devlet kuran Hititleri’in başkenti olan Boğazköy (Hattuşa), dağlık-engebeli bir arazi kurulmuş olup Çorum’a uzaklığı 82 km’dir.
Boğazköy’ün gerçek tarihi M.Ö. 1900′den az sonra başlar. Geç Hitit ve Asur belgelerinden öğrendiğimize göre Boğazköy; Hattuştu ve Pijusti adlı krallarla son bulan bir hanedanlığın merkezi idi. M.Ö. 19. ve 18. yy.’da Hitit öncesi’deki dönemde Boğazköy’de, Hattiler ve Asurlu tüccarlar da konaklamaktaydılar. Şehirde Asurlu tüccarların ticaret yaptıkları “karum” denilen bir pazar yeri bulunmaktaydı.
Boğazköy, M.Ö. 1200 yıllarına kadar Hititler’in başkenti olma özelliğini korumuştur. İlk Hitit kralı olarak Hattuşa’lı anlamına gelen Hattuşili’yi görüyoruz.
Kentin asıl merkezini büyük kale teşkil eder. Büyük kalenin kuzeybatı yamacında Hitit İmparatorluk dönemine ait özel evler ile Büyük Mabed’in yer aldığı “aşağı şehir” bulunmaktadır. Şehrin güney kısmını teşkil eden “yukarı şehir”; M.Ö. 13. yy kralları tarafından yapılmış sandık şeklindeki surlarla çevrilmiştir. Bu surda Kral Kapısı, Potern, Sfenskli Kapı, Aslanlı Kapı yer almaktadır. Yukarı şehir içinde Yenice kale ve Sarıkale tahkim edilmiş olarak yapılmıştır.
Hitit Krallığı; M.Ö. 1200′deki Deniz Kavmi Göçleri sonunda Trak asıllı kavimlerin baskıları sonucu yıkılmış olup, dolayısıyla Boğazköy de başkent olma özelliğini kaybetmiştir. M.Ö. 750 yılında Friglerin yerleşimine sahne olmuştur. Hellenistik çağda ise Boğazköy; büyükçe bir yerleşim alanı olamaktan öte gidememiştir. Bizans çağında da iskan edildikten sonra Boğazköy’e 18. yy.’da bugünkü sakinleri yerleşmiştir.
Antik Hattuşa harabeleri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer açık hava müzesi olarak önem taşımakta olup, ayrıca; Milli Park projesi kapsamına alınmış ve Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir.
kaynak:wikipedia.org



