CEVAT ÇAPAN

Aralık 30, 2007 by admin  
Filed under edebiyatçılar

CEVAT ÇAPAN

18 Ocak 1933’te İstanbul Darıca’da doğdu. 1953’te Robert Kolej’i bitirdi. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünü 1956’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi’nde 1968’de doçent, 1975’te profesör oldu. Çeşitli üniversitelerde görev yaptı. 1981-1982’de Amerika’da bulundu. Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanlığı, ansiklopediler ve yayınevlerinde danışmanlık yaptı. İlk şiiri 1952′de Varlık dergisinde yayınlandı. Daha sonra Yeditepe, Seçilmiş Hikayeler, Yücel Dergileri şiirlerine yer verdi. Şiirlerinde yaşam sevincini, umut ve geleceğe dönük bir güven duygusunu işledi. Pazar Postası’nda tiyatro eleştirileri yazdı. Dönem, Şiir Sanatı, Papirüs, Yeni Dergi, Milliyet Sanat ve Adam Sanat dergilerindeki şiir ve şiir çevirileriyle üretken bir yazın adamı olarak tanındı. 1980 sonrasında akademik çalışmaların yanısıra şiire daha çok zaman ayırdı. İlk şiir kitabı “Dön Güvercin Dön” 1986′da basıldı. Bu kitapla aynı yıl Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı.


ESERLERİ

ŞİİR:
Dön Güvercin Dön (1985)
Doğal Tarih (1989)
Sevda Yaratan (1994)
L’biver est fini (1996)

İNCELEME:
İrlanda Tiyatrosunda Gerçekçilik (1966)
Değişen Tiyatro (1972)
Çağdaş Bir Oyun Yazarı: John Whiting (1975)

ANTOLOJİ:
Çin’den Peru’ya (1966)
Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi (1982)
Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi (1985)
Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi (1988)
Dünya Yazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri (1993)
Şiir Atlası I (1994)
Şiir Atlası II (1995)
Şiir Atlası III (1996)

ÖDÜLLERİ
1986 Behçet Necatigil Şiir Ödülü Dön Güvercin Dön ile

kaynak:wikipedia

Abdülhaluk Mehmet Çay

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Abdülhaluk Mehmet Çay ( 1945)


İSKİLİP - 1945, İsmail, Nuriye - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Aynı Fakültede Doktora - Fransızca, Farsça - Prof. Dr., Öğretim Üyesi - Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Üyesi, Türk Tarih Kurumu Asli Üyesi, TÜDEV Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı - Devlet Bakanı- Evli, 2

Abdülhak Hamit Tarhan

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Abdülhak Hamit Tarhan ( 05.02.1851)- (12.04.1937)


Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.

Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.

İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem’le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.

ESERLERİ

Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).
Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).

MAKBER’den

Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede, gelip ezelden,
Ben gittim, o hak-sar kaldı.
Bir guşede tarumar kaldı.
Baki o enis-i dilden eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.

Abdurrahman Şeref

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Abdurrahman Şeref ( 1853)- (1925)


Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak’anüvisti. 1853′te İstanbul’da doğdu. 1925′te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873’te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A’yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak’anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A’yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.

Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul’a gelip A’yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref’in a’yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923’te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara’ya gidip Kızılay’a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul’a döndü. 1925’te öldü. Mezarı Edirnekapı’dadır.
Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.

ESERLERİ

Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi’nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.

Abdurrahman Küçük ( 1945 )

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Abdurrahman Küçük ( 1945)


Ankara Milletvekili-MHP
ERZİNCAN-TERCAN - 1945, Rasim, Leyla - Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi - Fransızca, Arapça - Prof.Dr., Öğretim Üyesi - MEB Öğretmeni, MEB Yaykur Planlama Prog. ve Değ. Başuzmanı, Kredi ve Yurtlar Kurumu Kredi Müdür Yardımcısı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dekan Yardımcısı, Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi - TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı - Evli, 4 Çocuk.

Abdullah Baştürk

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Abdullah Baştürk ( 1929)


1929′da Yalova’da doğan Baştürk gençlik yıllarından itibaren değişik işkollarında ça1ıştıktan sonra İstanbul Belediyesi’ne sıhhi tesisatçı olarak girdi. Sendikacılığa 1962′de İstanbu1 Belediyesi Fen İşleri Sendikası’nın genel sekreterliğine seçilerek başlayan Baştürk bir süre sonra Türk-İş’e bağlı Genel-İş sendikasının başkanı oldu. Dönemin siyasİ ortamı içinde Türk-İş’in mücadele tarzını yetersiz bulan Baştürk, “partiler üstü politikaya hayır” sloganıyla Türk-İş içinde muhalefet bayrağı açtı. 140.000 üyesiyle Türkiye’nin en büyük sendikası olan Genel-İş’in bu dönemde Türk-İş’ten kopmasına ve 1976’da DİSK’e katılmasına öncülük etti; 1977 yılında da DİSK genel başkanlığına seçildi. 12 Eylül 1980’den sonra tutuklanarak 4 yıl cezaevinde kaldı. DİSK davasından önce 10. yıl mahkumiyet alan Baştürk, daha sonra Askeri Yargıtay’ın DİSK’in kapatılma kararını kaldırmasıyla konfederasyonu tekrar örgütlemeye çalıştı.

Sendikacılığının yanı sıra politikayla da uğraşan Baştürk 1963′te kısa bir süre TİP üyeliği yaptıktan sonra, 1967′ de CHP’ye girdi ve bu partiden 1969 ve 1973 yıllarında iki kez milletvekili seçildi. 1987′de de SHP’den milletvekili seçilen Baştürk bu partiden kopan bir grup milletvekiliyle beraber HEP’in kurucuları arasında yer aldı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfedarasyonu (DİSK) Genel Başkanı Abdullah Baştürk 21 Aralık………..…’ta İstanbul’da öldü.

Refik Durbaş

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under edebiyatçılar

10 Şubat 1944′te Erzurum Pasinler’de doğdu. Liseyi İzmir’de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Gazeteciliğe 1967′de Yeni İstanbul’da başladı, yirmi yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştıktan sonra 1992′de emekli oldu . Ardından Sabah’ta kitap ve sanat sayfaları hazırladı. Yeni Yüzyıl’ın kültür-sanat bölümünü yönetti. Yeni Yüzyıl ve Ateş gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Şimdi Sabah gazetesinde yazıyor. İlk şiiri İzmir’de Ege Ekspres gazetesinde çıktı. İzmir’de Evrim dergisinin yönetiminde bulundu. Alan’67 dergisini dört sayı çıkardı, Yeni a dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.
1989 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Kapıkule’nin Vatansızları” dizi yazısıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce röportaj dalında yılın gazetecisi seçilen Durbaş şiir dalında da sırasıyla 1979 yılında Çırak Aranıyor adlı kitabıyla Yeditepe Şiir Armağanı, 1983 yılında Nereye Uçar Gökyüzü adlı eseriyle Behçet Necatigil Şiir Ödülü ve 1993 yılında Menzil adlı eseriyle Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü aldı.

Gazi Giray Han

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under edebiyatçılar

Devlet Giray Han’ın oğlu olan Gazi Giray Han 1554 yılında Bahçesaray’da doğdu. Düzenli bir öğrenim görerek cesur bir asker ve kumandan olarak yetiştirildi;1588-1596 ile 1596-1607 yılları arasında iki kez Kırım hanı oldu.
Daha delikanlılığında 1578 yılında Osmanlı-İran savaşında Osmanlı Devleti’ne yardımcı kuvvet komutanı olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği yiğitlik, Özdemiroğlu Osman Paşa’nın dikkatini çekti. 1481 yılında diğer bir İran seferinde üç yüz kişilik bir kuvvetle koca bir orduya saldırarak İranlılar’a esir düştü. “İranlılar’ın kendisini bazı kayıt ve şartlar altında serbest bırakma tekliflerini kahramanlık şanına yedirememiş ve reddetmiştir. “Bunun üzerine Alamut kalesinde dört yıl süreyle hapsedildi. Bir yolunu bularak buradan kaçtı ve 1585 yılında Erzurum’a geldi. Bu sıralarda Osman Paşa öldüğü için ülkesine, Yanbolu’ya döndü. Bütün bu hareketlerinden dolayı onu çok beğenen padişah 1588 yılında bir gemi ile Kırım’a gönderdi. Kardeşi Selim Giray Han’ın ölümü üzerine Kırım Hanı oldu. Hükümdarlığının ilk yıllarında Rus Çarı ile yapmış olduğu savaşlarda Rusları ağır yenilgilere uğratarak vergiye bağladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Macaristan seferine katılarak , Eflâk beyinin 1594 yılındaki ayaklanmasını bastırdı. Önemsiz nedenlerle bir ara Osmanlı İmparatorluğu ile arası açıldığı için bazı seferlere katılmadı. Gazi Kirman Kalesi’ni bu sıralarda yaptırmıştır.

Padişahın isteği üzerine 1598′de Avusturya seferinde Türk ordusunun yanında yer aldı. Aynı yılın kışını Zambor’da geçirdi;Silistre’yi”arpalık”olarak istedi ise de verilmedi. Buna çok kırılmış olmasına rağmen Habsburg’ların on bin altın karşılığında kendi saflarında çalışması teklifini geri çevirerek 1599′da Kırım’a döndü. Macaristan’da bulunduğu bir kış boyunca avlanmak ve edebiyatla uğraşmakla vakit geçirdi. 1593-1606 yılları arasında hemen hemen bütün savaşlara katıldı;Celalî isyanlarında Osmanlı İmparatorluğu’na yardımcı oldu. Son olarak İran üzerine yürüdü ise de Bahçesaray’da veba hastalığından öldü. (1607)

Osmanlı İmparatorluğu ile anlaşarak bağımsız bir Türk Devleti olmayı arzulayan bir hükümdardı. Yabancılarla anlaşmaktan çok Türk birliğine inanıyordu. Düzenli bir ordu kurmuş, eğitime önem vermiş, onun zamanında bu devletin Osmanlı kültürü ile ilişkisi artmıştır.

“Savaş meydanlarında yaman bir cengâver olan Gazi Giray, husûsi hayatında şiir ve mûsikî ile meşgul olurmuş, kendisinin en yakın dostu devrin müderris ve âlimlerinden Kefeli Hüseyin Efendi’dir. Bu zâtın da iyi bir bestekâr olduğunu tarihi kaynaklar bize bildirmektedir. Gazi Giray Han mûsikîde olduğu kadar klâsik Türk şiirinde de önemli bir şahsiyettir. (Gazayî) mahlası ile bir çok şiir yazmıştır. Bilhassa devrinin diğer şairlerinden (Epik) mahiyetteki şiirleriyle ayrılır. Ayrıca mesnevi tarzında yazdığı (Gül ve Bülbül) isimli eseri, mektupları, Kefeli Hüseyin Efendi’ye yazmış olduğu manzum ve mensur münşeatı(mektupları) zikre değerdir.

“Gazi Giray Han, mûsikî alanında yalnız bestekârlıkla değil, iyi bir icrakâr olarak da tanınmıştı.
Edebiyat ve mûsikîden başka pozitif ilimlerle güzel sanatların diğer kollarında da kalem oynatmış, dinî bilgisini ilerletmiştir. Hat sanatında ustaydı.

Hâzâ Mecmua-i Saz ü Söz, Kantemiroğlu, Hamparsum ve Mandoli mecmualarında kayıtlı ve günümüze gelen eserleri arasında 11 peşrev ve saz semaisi bulunuyor. Divanından başka Arabça, Farsça, Çağatay ve Kırım Türkçesiyle yazılmış çeşitli yerlerde şiirleri vardır. Düz yazıdaki ustalığı da elimizde bulunan mektuplarından anlaşılmaktadır.
Kaynak:Türk Mûsikîsi Tarihi/Dr. Nazmi ÖZALP

Ahmed-i Dai

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under edebiyatçılar

Ahmed-i Dâî (öl.1421′den sonra) aslen Germiyanlı olup, bir süre Germiyan’da kadılık yapmıştır. Yıldırım Bayezid zamanında Germiyan (Aydın, Saruhan ve Menteşe) topraklarının Osmanlıların eline geçmesinden sonra, muhtemelen Kütahya’da tanıştığı Emir Süleyman’ın yanına gitmiş ve Çengnâme adlı mesnevisini ona ithaf etmiştir. Emir Süleyman’ın öldürülmesinden sonra, Çelebi Mehmed’in himayesi altına giren Ahmed-i Dâî, onun oğlu olan Murad’a hocalık yapmak için sarayda görevlendirilmiş ve bazı eserlerini de onun adına hazırlamıştır. Doğum tarihi gibi ölüm tarihi de bilinmemektedir.

Ahmed-i Dâî dinî ve edebî eserlerin yanı sıra birkaç önemli ilmî eseri de Türkçe’ye tercüme etmiştir. Bunlardan birisi, Nasîrüddin-i Tûsî’nin (1201-1274) astronomi ve astroloji hakkında kısa ve özlü bilgiler veren ve Risâle-i Sî Fasıl (Otuz Bölümlük Risale) adıyla meşhur olan el-Muhtasar fî İlmi’t-Tencîm ve Marifeti’t-Takvîm (Astronomi ve Takvim Bilgisi Hakkında Özet Kitap) adlı eseridir. Farsça’dan tercüme edilen bu eserde, ebced rakamları (yani harf rakamları), Hicrî, Rûmî, İranî ve Celâlî takvimleri, gezegenler, burçlar ve saat türleri gibi astronomi konularıyla bazı astroloji konularının oldukça yalın bir Türkçe ile aktarıldığı görülmektedir.

Ahmed-i Dâî’nin diğer bir tercümesi ise, Tercüme-i Tıbb-ı Nebevî (Peygamber Tıbbı Tercümesi) adını taşımaktadır. Timurtaş Paşaoğlu Umur Bey’in isteği üzerine, Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Tıbb-ı Nebevî (Peygamber Tıbbı) adlı eserinin Ahmed ibn Yûsuf el-Tifâşî tarafından yapılan bir özetinin tercümesi olan bu eser, Hazret-i Muhammed’in sağlık konusundaki deyişlerini içermektedir.

Ahmed-i Dâî gibi mütercimlerin ve bilginlerin, Arapça ve Farsça gibi diğer İslâm dillerinden yapmış oldukları bu tercümeler, kısa bir süre içinde Anadolu’da da bilimin yeşermesinde etkili olacaktır.

Abdülkadir Hurşit

Kasım 23, 2007 by admin  
Filed under Irak-Türkmen-Kazak

Abdülkadir Hurşit ( 25.11.1951)


Prof. Dr. Abdülkadir HURŞİT, 25 Kasım 1951 yılında Kerkük ilinde Dünyaya geldi. 1970′te girdiği Süleymaniye Üniversitesi Ziraat Fakültesi Hayvansal Ürünler Bölümünden 1974 yılında mezun oldu.1976 ‘da başladığı Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümünde 1980 ‘de Doktora tahsilini tamamladı.1981′de Süleymaniye Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Teknolojisi Bölümünde Asistan Dr. olarak göreve başladı. 1982-1987 yılları arasında Erbil - Salahaddin Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Teknolojisi Bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştı.1989′ da Musul Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Teknolojisi Bölümünden Doçentlik ünvanını aldı ve 1992′ ye kadar Musul Üniversitesinde çalıştı.1993 - 1998 süresince 19 Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümünde Doç. Dr. Ünvanıyla sözleşmeli olarak görev yaptı. 2000 ‘de Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümüne Profesör olarak atandı.1999′dan itibaren 19 Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümünde Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktadır.

Sonraki Sayfa »

Classement des sites Francophones pagerank Sitemap Generator TopOfBlogs
kral oyun, kraloyun kraloyun kral oyun, çocuk oyunları, free wow server