Sakallı Nurettin Paşa

Ocak 6, 2008 by admin  
Filed under Asker

Sakallı Nurettin Paşa

Sakallı Nurettin Paşa (veya kısaca Nurettin Paşa) (1873, Bursa - 1932), Kurtuluş Savaşı’nın önemli komutanlarındandır. Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren kadro içinde sakallı tek kişi olduğundan bu lakapla anılagelmiştir.

Müşir (Mareşal) İbrahim Paşa’nın oğludur. 1893′de Harbiye’yi bitirmiştir. 1897 Türk-Yunan Savaşı’na gönüllü olarak katılmıştır. Daha sonra, Balkan Savaşı’nda 9. Piyade Alayı komutanlığı yapmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi komutanı olmuştur.

29 Ocak 1915′de vekaleten atandığı İzmir ve Aydın valiliklerinin yanısıra 17. ve 25. Kolordu komutanlıklarını da yürütmüştür. Vali Vekilliği sırasında İzmir’in Sevr Antlaşması uyarınca Yunanlılara verilmesine karşı çıkan “İzmir Müdafai Hukuki Osmaniye” cemiyetini desteklemiş, işgal devletlerinin taleplerini sert bir şekilde reddetmiştir. Nurettin Paşa’nın işgali kabul etmeyeceği, direneceği, hatta mani olacağı anlaşıldığı için İstanbul’daki Mütareke dönemi hükümeti tarafından, 15 Mayıs 1919′da gerçekleşen Yunan çıkartmasından kısa bir süre önce (22 Mart 1919) buradaki valilik görevinden alınmıştır.

TBMM’nin kurulmasıyla, önceleri çabalarını Ankara ve İstanbul hükümetleri arasında uzlaşma sağlamak üzerinde yoğunlaştıran Sakallı Nurettin Paşa, 1920′de Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu’ya geçmiş ve Yunan cephesinin güneyinde, Konya dolaylarına komutan olarak atanmıştır. 1920 yılının sonlarına doğru Pontus Rum çetelerine karşı Amasya’da kurulan Merkez Ordusu Komutanlığı’na tanmış,daha sonra bu görevden alınmıştır.1922′de Ali İhsan Sabis Paşa’nın görevden alınması sonrasında 1. Ordu komutanlığına atanmıştır. Bu görevinde Büyük Taarruz’a katılmış, İzmir’e Mustafa Kemal ile birlikte girmiştir. Zaferden sonra korgeneralliğe yükselen Nurettin Paşa Mudanya Mütarekesi’nin ardından 1. Ordu ile İzmit’te konuşlandırılmıştır. Lozan Anlaşması imzalandıktan sonra, 1. Ordu’nun lağvedilmesi üzerine 1924′de Yüksek Askerî Şura üyeliğine atandıysa da, TBMM 2. Dönem içindeki bir ara seçimde Bursa milletvekili seçilmesiyle üyelikten çekilmiştir. 1925′te askerlikten istifa etmiş, 1932′de vefat etmiştir.

Koçgiri İsyanı’nı bastırma şekline ve Kurtuluş Savaşı’nın son günlerinde İzmit’te yazılarıyla pek çok vatansever çevreyi iğrendirmiş gazeteci Ali Kemal’i linç ettirmesine ilişkin tartışmalar sürmektedir. Linç olayı İstanbul’daki işbirlikçi çevrelerin bir anda çözülmesi sonucunu vermiştir. Bazı kaynaklar, bu eski ekole mensup (Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren kadronun yaş ortalamasının yaklaşık on yaş üzerindedir), ancak dirayetli komutanı 1922 İzmir Yangını sorumluluğu ile de bağlantılandırmaktadır. Eylül 1922′de İzmir’deki karışık ortamda bütün olası sorumluluklar üzerinde durulmalıdır. Yunan ordusu Uşak’tan itibaren (sırasıyla, Alaşehir, özellikle Turgutlu ve Manisa) Türk şehirlerinin neredeyse tamamını yaka yaka kaçmıştır. İzmir’in geri alınmasından sonra ise, İzmir Körfezi’nde varlığını sürdüren yabancı donanmaların ayrılmaya ikna edilmesinin de büyük önem arzettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bazı kaynaklar yangında İzmir’in altıda beşinin yandığı gibi abartmalı ifadeler kullanmaktadır. Çok uzaklardan görülebilen ve şüphesiz görenleri etkilemiş olan yangının alanı bugünkü İzmir Enternasyonal Fuarı’nın biraz daha geniş çizilebilecek bir çerçevesini kapsamıştır. Kurtuluş Savaşı boyunca Mustafa Kemal’in en yakın çevresi içinde yer almış, ancak özellikle TBMM 2. Dönem seçimleri sırasında giriştiği politik oyunlar sebebiyle Mustafa Kemal Atatürk tarafından Nutuk’ta açıkça eleştirilmiş ve “Büyük Zafer’de” en az payı olan komutan olarak nitelendirilmiştir.

İzmir’in geri alınmasından sonra kurulan askeri mahkemede, Milli Mücadeleyi sabote eden, düşmanla müşterek hareket eden bazı yerli ve Rum asıllıları muhakeme ettirmekten çekinmemiştir. Bunlar arasında Islahat Gazetesi sahibi Süreyya ve Efes Metropoliti Hrisostomos da bulunmaktadır. İşgal döneminde gazetesinde işgal kuvvetlerini metheden ve Milli Mücadeleyi kötüleyen gazeteci Süreyya mahkemece idama mahkum edilmiş ve cezası infaz edilmiştir. Osmanlı tebasından olmakla, Yunan işgali sırasında Türklere karşı bariz bir nefret ve bir din adamına yakışmayacak tavırlar sergilemiş olan Hrisostomos ise, Nurettin Paşa’nın makamına çağırılmasını takiben gevşek bir koruma ile Türk mahallelerinin ortasından geçirilmiş ve halk tarafından linç edilmiştir.

kaynak:wikipedia.org

Ahmed İzzet Paşa

Ocak 6, 2008 by admin  
Filed under Asker

Ahmed İzzet Paşa

Ahmet İzzet Paşa, ya da Soyadı Kanunu uyarınca benimsediği adıyla Ahmet İzzet Furgaç, (Nasliç, Manastır, 1864 – İstanbul, 31 Mart 1937), Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde sadrazamlık yapmış, Arnavut asıllı Osmanlı asker ve devlet adamıdır.

Yaşamı [değiştir]

Askeri Kariyeri

Ahmet İzzet Paşa Arnavutluk’un en köklü ayan ailelerinin birinden gelir. [1] 1884′te Harbiye Mektebi’ni, ertesi yıl Erkân-ı Harb okulunu bitirdi. 1891-1894 yıllarında Almanya’ya gönderilerek Alman ordusunda kurmay eğitimi aldı. Makedonya, Suriye ve Hicaz’da görevlendirildi. 1903-1906′da mirliva (tuğgeneral) rütbesiyle Yemen’deki Türk ordusunun kurmay başkanlığını yaptı.

1908 Devrimi’nden hemen sonra erkân-ı harbiye-umumiye riyasetine (genelkurmay başkanlığına) atandı. 1914′e dek bu görevde kaldı. Osmanlı ordusunun Alman askeri danışmanları nezaretinde modernize edilmesinde baş rolü oynadı.

1911-1912′de Yemen’de İmam Yahya ayaklanmasını bastırmakla görevlendirildi. Bu görevi sırasında kurmay başkanı olan binbaşı İsmet (İnönü)’ye, yaşamı boyunca sürecek olan klasik batı müziği sevgisini aşıladığı, İnönü’nün hatıratında anlatılır.

Balkan Savaşı’nın son günlerinde Yemen’den dönerek birinci ferik (korgeneral) rütbesiyle başkumandanlığa getirildi. Haziran 1913′te Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi üzerine Harbiye Nezareti de kendisine verildi. Ancak orduda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin talep ettiği esaslı kadro değişikliğini yerine getirmekten kaçındığı için Ocak 1914′te görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı.

1913′ün ilk aylarında Ahmet İzzet Paşa’nın yeni kurulan Arnavut devletinin prensliğine atanması gündeme geldi. (”Arnavudluk prensliğine tayini … Hükümeti Osmaniye ile Dersaadet’deki Arnavud ekâbiri tarafından teklif ve İsmail Kemal Bey ile şarta talikan Tiranlı Esad Paşa [Toptani] tarafından dahi kabul ve hatta Drac’da ahali tarafından ihtilafat ile ilan olundu.”) [2] Ancak Avrupa devletlerinin müdahalesiyle İsveç’li Wilhelm von Wied Arnavutluk Prensi oldu.

Birinci Dünya Savaşı’na girilmesine şiddetle karşı olduğu için savaşta bir süre görev almadı. 1916′da Doğu Anadolu cephesinde bulunan 2. Ordu komutanlığına atandı. İlerleyen Rus ordusu karşısında ağır bir yenilgiye uğradı.

Sadrazamlığı

7 Ekim 1918′de Talat Paşa önderliğindeki İttihat ve Terakki hükümetinin istifası üzerine Ahmet İzzet Paşa sadrazamlığa atandı. Bu olaydan birkaç gün önce Osmanlı Ordusu Filistin-Suriye cephesinde hezimete uğramış, Şam kaybedilmiş ve Bulgaristan İtilaf Devletlerine teslim olmuştu. Savaşın kısa bir süre içinde yenilgi ile sonuçlanacağı anlaşılmıştı. Savaşın sorumlusu olarak görülen İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidardan çekilerek parti olarak kendini tasfiye etti. Güvenilir bir asker olan İzzet Paşa önderliğinde kurulan yeni hükümette İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden oldukları halde, savaş sorumluluğuna katılmayan ve savaş yıllarındaki yolsuzluk ve cinayetlere bulaşmamış olan Rauf (Orbay), Fethi (Okyar) ve Cavit Bey gibi kişiler yer aldılar.

İzzet Paşa sadrazamlığın yanısıra Harbiye Nezareti’ni de üstüne aldı. Ancak bu göreve, cepheden döner dönmez Mustafa Kemal Paşa’nın atanacağına gerek dönemin basınında gerek sonradan yazılan anılarda kesin gözüyle bakılmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa da cepheden padişaha yazdığı mektuplarda, İzzet Paşa başkanlığında kendisi, Rauf, Fethi, Vasıf ve Cavit Beyleri içeren bir kabine önerdi.

İzzet Paşa kabinesinin en önemli icraatı 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi ile savaşa son vermek oldu. Mütarekeyi hükümet adına Bahriye Nazırı Rauf Bey imzaladı.

2/3 Kasım gecesi Talat, Enver ve Cemal Paşa’ların gizlice yurt dışına kaçması iç siyasette büyük bir galeyana neden oldu. İttihatçı şeflerin kaçışına göz yummakla suçlanan İzzet Paşa kabinesi, 25 gün süren iktidardan sonra 8 Kasım 1918′de istifa etti. 25 günlük sürenin büyük bir kısmını İzzet Paşa, o günlerde salgın halinde olan İspanyol Gribi’nden hasta olarak yatakta geçirdi.

Kurtuluş Savaşı Döneminde

Ahmet İzzet Paşa 19 Mayıs 1919′da padişah Vahidettin’in özel emri ile Harbiye Nazırı olarak Damat Ferit Paşa kabinesine katıldı. Bu görevdeyken, kendi ifadesine göre, mütarekeden beri atıl halde olan Osmanlı ordularının yeniden düzenlenerek direnişe hazırlanması için bazı önemli adımlar attı. [3] Damat Ferit’in istifasından sonra kurulan Ali Rıza Paşa kabinesi döneminde (Eylül 1919 - Şubat 1920) Sivas Kongresi Heyet-i Temsiliyesi ile ilişkileri yürüttü.

5 Aralık 1920′de eski sadrazam Salih Paşa ile birlikte, Mustafa Kemal’le görüşmek üzere Bilecik’e geldi. Görüşmenin amacı, Ankara’daki yeni hükümetle İngiltere arasında diplomatik bir temasla Yunan işgaline son vermek ve Sevr Antlaşması’nın tadilini sağlamaktı. Ancak Mustafa Kemal Bilecik görüşmesinden sonra iki paşanın İstanbul’a dönmesine izin vermeyerek onları üç ay süreyle Ankara’da alıkoydu. [4]

İzzet Paşa Mart 1921′de İstanbul’a döndükten sonra Tevfik Paşa kabinesinde Hariciye Nazırı oldu. 4 Kasım 1922′de Osmanlı devlet teşkilatının lağvına kadar bu görevde kaldı. Ankara’da iken İstanbul Hükümetlerinde görev almayacağına dair söz vermesine rağmen bu görevi kabul etmesi, Atatürk tarafından Nutuk’ta ağır kelimelerle eleştirilir ve İzzet Paşa “halife taraftarlığını hayatının sonuna kadar korumakla” itham edilir.

Cumhuriyetten sonra emekli maaşıyla geçindi. 1934′te İstanbul Elektrik Şirketi yönetim kurulu üyeliğine atanarak “bir mıkdar hakkı huzur alması” sağlandı. 1937′de Moda’daki evinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığına gömüldü.

Kişiliği

Ali Fuat Cebesoy’a göre, “İzzet Paşa, askeri, felsefi, edebi yüksek kültür sahibi idi. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça bilirdi. Türkçesi de çok güzeldi. Tevazu içinde derin bir gururu vardı. Askerlik fenninde mahirdi. Bilhassa sevkülceyşçi [stratejist] idi.” [5]

İbnülemin’e göre “İsmet Paşa kendisini pek takdir ederdi. Hatta “ziyaretine gidilip de bir şey konuşulmasa da onun alnını temaşa etmek bile zevktir” demişti.” [6]

Dipnotlar

  1. ^ İbnülemin’e göre “Eşrafdan bir zatın oğlu olması kendinde Aristokratik bir zihniyet vücude getirmişti.” İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, IV.2020. Ali Fuat Cebesoy, Nasliç ahalisinin aslen Türk olduğunu ileri sürer.
  2. ^ Son Sadrazamlar, IV.1979.
  3. ^ Son Sadrazamlar, IV.1994.
  4. ^ M.K. Atatürk, Nutuk (1938 baskısı), s. 376.
  5. ^ Son Sadrazamlar, IV.2020.
  6. ^ A.g.y.

kaynak:wikipedia.org

Cemal Paşa

Ocak 6, 2008 by admin  
Filed under Asker

Cemal Paşa

Ahmed Cemal Paşa (d. 6 Mayıs 1872, Midilli - ö. 21 Temmuz 1922, Tiflis, Gürcistan), Osmanlı asker ve siyaset adamı, 1908 - 1918 dönemindeİttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önderlerinden.

Askeri eczacı Mehmed Nesib Efendi’nin oğludur.1890′da Kuleli Askeri İdadisi’ni ,1893′te Harbiye Mektebi’ni bitirdi.1895′te kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı.Önce Genelkurmay 1. şubesinde görev aldı.1896′da 2. Ordu’ya bağlı Kırklareli İstihkam İnşaat şubesine atandı.Ertesi yıl kolağası (önyüzbaşı) oldu.1898′de Selanik’teki 3. Ordu’ya redif fırkası (tümeni) kurmay başkanı olarak atandı.Burada,o sırada gizli bir örgüt durumundaki İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girerek cemiyetin askeri kanatının örgütlenmesiyle görevlendirildi.1899′da Selanik’te Seniha Hanım’la evlendi.1905′te binbaşı oldu. Ertesi yıl Rumeli Demiryolları müfettişliğine getirildi.Bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Rumeli’de örgütlenmesinde etkin rol oynadı; cemiyetin bölük adı verilen yerel birimlerini oluşturdu.1907′de 3. Ordu kurmay heyetine atandı.Burada Binbaşı Ali Fethi Okyar ve Kolağası Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı.

II. Meşrutiyet ‘in ilanının (1908) ardından Selanik’teki İttihat ve Terakki Cemiyeti genel merkezi tarafından İstanbul’a gönderilen 10 kişilik temsil heyetinde yer aldı.Ardından cemiyetin genel merkez üyeliğine seçildi.Aynı yıl kaymakamlığa (yarbay) yükseltilerek Anadolu’ya gönderilen Heyet-i İslahiye üyeliğine getirildi.Bu sırada 31 Mart Olayı’nın (13 Nisan 1909) çıkması üzerine İstanbul’a dönerek Yeşilköy’de ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Hareket Ordusu’na katıldı.Ayaklanmanın bastırılmasının ardından Üsküdar muhafızlığına atandı (Mayıs 1909).Kısa bir süre sonra Çukurova’da patlak veren ermeni ayaklanmasını denetim altına almak üzere Adana valiliğine getirildi (8 Ağustos 1909).1910 sonlarında hastalandığı için İstanbul’a döndü.Ağustos 1911′de Arap aşiretlerinin çıkardığı ayaklanmaları bastırmak üzere Bağdat valiliğine atandı.İttihatçıların desteğindeki Mehmet Said Paşa hükümetinin istifa etmesi üzerine ,Temmuz 1912′de bu görevinden ayrılarak İstanbul’a döndü.

Bir süre sonra Konya Redif Fırkası komutanı oldu.Ekim 1912′de miralaylığa (Albay) yükseldi.Kasım 1912′de tümeniyle Balkan Savaşı’na katıldı.Pınarhisar-Vize’de Bulgarlara karşı ağır bir yenilgiye uğrayınca fırkası ile birlikte Çatalca’ya çekildi.Aralık 1912′de İstanbul menzil müfettişi ve ordu idare reisi oldu.

Babıali Baskını (23 Ocak 1913) olarak bilinen hükümet darbesinin ardından İttihatçılar başa geçince İstanbul muhafızlığına getirildi.Bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ye karşı gelişen muhalefeti bastırarak partinin yönetimine destek sağlamaya çalıştı.Aynı yıl Bulgarlarla yapılan barış görüşmelerine askeri üye olarak katıldı.İstanbul muhafızlığının kaldırılması üzerine 1. Kolordu komutan vekili oldu.Aralık 1913′te mirlivalığa (Tuğgeneral) yükseldi.26 Şubat 1914′te nafia (bayındırlık) ,11 Mart 1914′te bahriye nazırlığına atandı.Bahriye Nezareti’nde (bakanlık) ve donanmada yeni düzenlemeler yaptı.Öteden beri Fransız yanlısı olarak bilinen Cemal Paşa ,I. Dünya Savaşı öncesinde Fransa’nın desteğini kazanmak amacıyla Fransa’ya gitti.Ama siyasal ittifak sağlayamadı ve bunun üzerine Alman yanlısı Enver Paşa ve Talat Paşa ile birlikte 2 Ağustos 1914′te yapılan Osmanlı - Alman İttifakı’nı isteksizce destekledi.

I. Dünya Savaşı

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi üzerine bahriye nazırlığının yanı sıra 2. Ordu komutanı olarak görevlendirildi.Kısa bir süre sonra da Filistin’deki 4. Ordu komutanlığına atandı (Kasım 1914).1915′te ferikliğe (Korgeneral) yükseldi.Mısır’ı İngilizlerden almak amacıyla düzenlenen Kanal Seferi olarak bilinen çarpışmalarda komuta ettiği Osmanlı güçleri ağır kayıplar verince geri çekilmek zorunda kaldı.Bunu Filistin Cephesindeki başka yenilgiler izledi.Gittikçe kötüleşen durumu düzeltmek amacıyla Temmuz 1917′de Yıldırım Orduları Grubu kurularak 4. Ordu kaldırıldı.Cemal Paşa da göstermelik bir görev olan Suriye ve Batı Arabistan Orduları Genel Komutanlığına (Suriye,Filistin,Hicaz,Yemen ve Asir bölgesi komutanlığı) atandı ve birinci ferikliğe (Korgeneral) yükseltildi. 1918′de bölgenin denetimi Yıldırım Orduları Grubu’na verilince bu görevden de alındı.

Cemal Paşa Suriye’de bulunduğu sırada çeşitli toplumsal hizmetlerin ve bayındırlık etkinliklerinin yaygınlaştırılması için çalıştı; yörenin arkeolojik özellikleriyle yakından ilgilendi.Bu arada Arap ileri gelenleri arasında ortaya çıkan siyasi hoşnutsuzluğa ve düşmanca yönelimlere sert önlemlerle tepki gösterdi. Şerif Hüseyin önderliğindeki ayaklanma 4. Ordu’nun bölgedeki durumunun sarsılmasında önemli bir etken olmuştu.

Savaş Sonrası

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması üzerine 1-2 Kasım 1918 gecesi Enver Paşa ve Talat Paşa ile birlikte bir Alman denizaltısıyla Odessa’ya ,oradan da Berlin’e gitti.Tam bu sırada İstanbul’daki sıkıyönetim mahkemesince (Âliye Divan-ı Harb-i Örfi), Osmanlı’da yaşayan Arap unsurlarının isyanına sebep olmak suçundan gıyabında önce ordudan atılmasına, sonra da idamına karar verildi (5 Temmuz 1919).Ardından İngilizlere karşı mücadele eden Afgan ordusunun modernleştirilmesi için Afganistan’a gitti. Bolşeviklerin siyaset değişikliği sonucu Tiflis’e geçti.Burada bir süre Enver Paşa ile bir grup İttihatçının Rusya ve tüm Asya’daki Türkleri antiemperyalist ve Turancı amaçlar etrafında birleştirmeye yönelik etkinliklerine katıldı.Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’nın önderleriyle ilişki kurdu. 21 Temmuz 1922′de, Türkiye’ye dönme hazırlıkları içindeyken Tiflis’te Karakin Lalayan ve Sergo Vartanyan adlı iki Ermeni komitacı tarafından şehit edildi.Cenazesi önce Tiflis’e, daha sonra Erzurum’a getirilerek Karskapı Şehitliği’ne defnedildi.

Cemal Paşa, 1908 - 1918 döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen yöneticilerindendi.Özellikle Üç Paşalar İktidarı olarak da bilinen 1913 - 1918 arasında Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyasetinin belirlenmesinde önemli rol oynadı.Ayrıca I. Dünya Savaşı’nda en önemli cephenin komutanı olarak görev yaptı.Bundan dolayı yenilginin ve İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetiminin birinci dereceden sorumlularından sayıldı.Cemal Paşa’nın Seniha Hanım’la olan evliliğinden Ahmed,Mehmed,Kamuran,Nejdet ve Behçet isimli beş çocuğu vardır.Oğullarından Ahmed Cemal ünlü gazeteci Hasan Cemal’in babasıdır.

Eserleri

  • Plevne Müdafaası (1898)
  • Alte Denkmaeler aus Syrien,Palastina und West Arabien (1918) (Suriye, Filistin ve Batı Arabistan’daki Eski Anıtlar)
  • Cemal Paşa Hatırası 1913-1922 (1923)
  • Birinci Dünya Harbi’nde Suriye Hatıraları (2003) - Ali Fuad Erden

kaynak:wikipedia.org

Enver Paşa

Ocak 6, 2008 by admin  
Filed under Asker

Enver Paşa (22 Kasım 1881, İstanbul - 4 Ağustos 1922, Tacikistan), Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Türk asker ve siyaset adamı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu ve önderleri arasında bulunmuş, 1913′te Babıali Baskını adı verilen darbeyle cemiyetin iktidara gelmesini sağlamış, 1914′te kendi inisyatifiyle Almanya ile askeri ittifaka önayak olarak Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine öncülük etmiş, savaş yıllarında “Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili” sıfatıyla askeri politikayı yönetmiştir.

Dünya Savaşı’nın yenilgi ile sonuçlanması üzerine 1918′de yurt dışına çıktıktan sonra, Almanya ve Rusya’da tam niteliği bugüne dek bilinmeyen bazı mücadelelerde bulunmuş, Sovyet hükümetinin desteğini kaybettikten sonra Asya Türklerini ayaklandırmak amacıyla gittiği Türkistan’da bir çatışma esnasında yaşamını kaybetmiştir.

1914′te Padişah Abdülmecit’in torunu Naciye Sultan’la evlenerek Osmanlı hanedanına damat olmuştur. Bu evlilikten Türkân Mayatepek ve Mahpeyker Ürgüp adlı kızları ve Ali Enver Akoğlu (1921-1971) adlı bir oğlu vardır.

Yaşam

Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp okulunu 1899′da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1902′te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu. Selânik’teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906′da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kadrosu içinde yer aldı.

II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. Makedonya Genel Müfettişliği ve Berlin Ateşemiliterliği gibi görevlerde bulundu. 31 Mart olayında Hareket Ordusuna katıldı. İşkodra mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak İtalyan saldırısına başarıyla karşı koyan Enver Paşa, 1912′de yarbay oldu.

23 Ocak 1913′te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen Babıali baskınına katıldı. Sadrazam Kamil Paşanın istifasını sağladı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, Edirne’nin kurtarılmasında önemli rol oynadı. Bu başarısından sonra albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükselen Enver Paşa, 1914′te de 33 yaşında Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye nazırı oldu. Şehzade Süleyman’ın kızı Naciye Hanım ile evlendi. Orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı.

Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşına Almanların yanında katılmasında en etkin rolü oynayan kişiydi. Edirne’nin geri alınmasını sağlayan, beklenmedik şekilde ani ve beklenmedik saldırıya dayalı askeri strateji anlayışıdır. Rusya’nın Kafkaslardan saldırması üzerine Sarıkamış Harekatını düzenlemiştir.

Savaşının Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından sonra İttihat ve Terakki partili arkadaşlarıyla birlikte bir Alman denizaltısıyla yurt dışına kaçtı, önce Odessa’ya, oradan da Berlin’e gitti; daha sonra Rusya’ya geçti. Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmedi.

1920 Eylül’ünde Bakü’de Doğu Ulusları toplantısına katıldı ve Batum’da Türkiye Şuraları Partisini kurarak Türkistan’ı kurtarma hareketini başlattı. Turan Kağanlığı’nı kurmak için büyük uğraşlarda bulundu. 4 Ağustos 1922′de Tacikistan’da, Belçivan yakınlarında bir çarpışmada mitralyözün üstüne yürüdü ve öldürüldü Çeğen köyüne defnedildi.

Memlekete Dönüşü

1996 senesinde Enver Paşa’nın naaşı Tacikistan’dan Türkiye’ye getirilerek , ölüm yıldönümü olan 4 Ağustos 1996 tarihinde Şişli Abide-i Hürriyet Tepesi’ne defnedildi. Törene dönemin Cumhurbaşkanı, bazı bakanlar ve Enver Paşa’nın torunları da katılmışlardır.

kaynak:wikipedia.org

Ahmet Cevdet Paşa

Aralık 31, 2007 by admin  
Filed under bilim adamı

Ahmed Cevdet Paşa (26 Mart 1822, Lofça - 1895, İstanbul) Osmanlı Devleti’nde on dokuzuncu asırda yetişen büyük devlet ve bilim adamı. Mecelle’yi kaleme alarak İslam Hukukunu sağlam bir dille kitaplaştıran kişi.

Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa’dır. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Yaradılıştan zeki ve kabiliyetli olduğu gibi, pek de çalışkandı. Dedesinin yardımı ile 1839 yılında İstanbul’a geldi. Medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü artırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği sırada yazdı.

1844’te 22 yaşındayken Çanat payesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. 13 Ağustos 1850’de Meclis-i Maarif azalığı ile birlikte Dar-ül-Muallimin (Öğretmen okulu) müdürlüğüne getirildi. Bu mektebi kısa zamanda ıslah ederek, mektebe giriş ve imtihan usullerini yönetmeliklerle tesbit etti. Encümen-i Daniş’e (Osmanlı Akademisi) 1851’de asli üye seçildi.

“Tarih-i Cevdet” adıyla şöhret bulan kıymetli eserinin üç cildini 1854 yılında bitirip Sultan Abdülmecit’e sundu. Eseri çok beğenen Sultan, rütbesini yükseltti. Bir sene sonra da devletin resmi tarihçisi oldu.

Osmanlı Devletinin kanunlarını yapacak olan Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyeye 1861 yılında üye tayin edildi. 1866 yılında ilmiye sınıfından vezirliğe geçti. Halep vilayetine vali tayin edildi. Bir müddet orada kaldıktan sonra yeni kurulan Divan-ı Ahkam-ı Adliye ye başkan tayin edildi. Bu vazifede çok faydalı işler gördü; memleketin adliye ve hukuk sistemini devrin ihtiyaçlarına göre düzenlemeye çalıştı.

Ali Paşa, Fransız medeni kanununun tercüme edilerek Osmanlı Devletinde tatbik edilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Buna karşı Ahmed Cevdet Paşa ve aynı düşüncede olanlar, İslam Hukukunun zengin ve tatbik edilmiş en kuvvetli dalı olan Hanefi fıkhının sistematik hale getirilerek kanunlaştırılması fikrini müdafaa ediyorlardı. Bu ikinci yani, Ahmed Cevdet Paşa ve arkadaşlarının fikirlerinin tatbiki için Mecelle Cemiyeti adıyla ilmi bir heyet toplandı. Memleketin en kıymetli hukuk alimlerinin iştirak ettiği bu meclis, Kur’an-ı kerimin hükümlerini kanun şekline sokup, bütün milletlerin kıymet verdiği Mecelle adındaki kitabı hazırlayarak, büyük hizmet etti.

Cevdet Paşa, 1879 yılında Maarif Nazırlığına tayin edildi. Sonra da, çeşitli valiliklerde, Adliye, Maarif, Dahiliye, Ticaret nazırlıklarında bulundu. Padişah’ın hususi encümenlerine iştirak etti. 26 Mart 1895’te vefat etti. Naaşı, Fatih Camii bahçesine defnedildi.

Ahmet Cevdet Paşa, ilk Türk kadın romancı olarak tanınan Fatma Aliye Hanım’ın babasıdır.

Kitapları

  • Tarih-i Cevdet: 12 cilttir. Osmanlı Devleti’nin 1774-1825 seneleri arasındaki tarihini anlatır.
  • Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa: 12 kısımdır. Cevdet Paşanın en tanınmış eseridir. Hazret-i Âdem’den itibaren birçok peygamberin, İslam halifelerinin, İkinci Murad’a kadar Osmanlı padişahlarının tarihinden bahseder.
  • Tezakir-i Cevdet: Devrinin siyasi, içtimai, ahlaki cephesini anlatmıştır.
  • Ma’ruzat: Sultan İkinci Abdülhamid’e 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiseleri takdim etmek için hazırlanmıştır.
  • Mecelle: Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir hey’et tarafından hazırlanmıştır.
  • Divançe-i Cevdet: Gençliğinde yazdığı şiirleri, Sultan İkinci Abdülhamid’in emriyle bu kitapta toplamıştır.
  • Kavaid-i Osmaniye: Fuad Paşayla birlikte yazdığı dil bilgisi kitabıdır.
  • Ayrıca Belagat-ı Osmaniye - Kavaid-i Türkiye, Takvim-ül Edvar-Miyar-ı Sedad, Adab-ı Sedat fi-İlm-il-Adab, Hülasatül Beyan fi-Te’lifi’l -Kur’an, Asar-ı Ahd-i Hamidi, Hilye-i Seadet, Ma’lumat-ı Nafia adlı eserleri çeşitli mevzulardan bahsetmektedir

kaynak: wikipedia.org

Ziya Paşa

Aralık 28, 2007 by admin  
Filed under Siyaset

Ziya Paşa (d. 1825 İstanbul - ö. 17 Mayıs 1880 Adana). Türk yazar, şair ve devlet adamı. Asıl ismi “Abdülhamid Ziyaeddindir.

Ziya Paşa

Hayatı
1825′te İstanbul’da doğdu. Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’nin oğludur. Bayezit Rüşdiyesi’ni bitirdi. Özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştı. 1855′te Mustafa Raşid Paşa aracılığıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne atandı. Bu sırada Fransızca öğrendi. Ali Paşa sadrazam olunca saraydan uzaklaştırıldı.

1861′de Kıbrıs, 1863′te Amasya Mutasarrıfı ve Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi oldu. 1865′te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Yeniden Kıbrıs’a atanınca 1867′de Namık Kemal ile birlikte Londra’ya kaçtı. Birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınladılar. Namık Kemal’in ayrılmasından sonra gazetenin sorumluluğunu üstlendi. 1870′te Cenevre’ye gitti. Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1871′de İstanbul’a döndü.

1872-1876 arasında Şurayı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı. Anayasayı hazırlayan Kanun-i Esasi adlı kurumda görevlendirildi. 1′inci Meşrutiyet’in ilanından sonra 1877′de vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. 17 Mayıs 1880′de Adana’da yaşamını yitirdi.

Eserlerinin Özellikleri
Eserlerinde 2. Abdülhamit yönetimine karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı, yenilikçi Tanzimat Edebiyatı’nın öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını istedi, şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiğini savundu. Şiirlerinde divan şiir biçimlerini kullandı ama içerikte hak, adalet, uygarlık, hürriyet gibi temaları işledi. “Terci-i Bend” ve “Terkîb-i Bend” isimli iki şiirinde ise insanın yargısı ve gerçeği kavramanın olanaksızlığı, Tanrı’nın mutlak egemenliği gibi metafizik konular üzerinde durdu. 1874-1875′te Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini “Harabat” adlı 3 ciltlik ansiklopedide topladı.

Başlıca Eserleri

  • Zafername (1868, düzyazı şiir)
  • Rüya (ölümünden sonra, 1910)
  • Veraset Mektupları (ölümünden sonra 1910)
  • Eş’ar-ı Ziyâ (ölümünden sonra şiir, 1881)
  • Şiir ve inşa makalesini yazan adam
  • Tercümeleri:

  • Viardot’tan, Endülüs Târihi’ni,
  • Cheruel ile Lavallee’den, Engizisyon Târihi’ni,
  • J.J. Rousseau’dan Emil’i,
  • Moliere’den Tartuffe’ü tercüme etmiştir.
  • kaynak: wikipedia.org

    Deli Hüseyin Paşa

    Aralık 21, 2007 by admin  
    Filed under Asker

    Yenişehir’de doğdu. Sultan Dördüncü Murad zamanı komutan ve yöneticilerindendi. Yeterli bir eğitim görmemiş, gözünün pekliğinden ve konuşma tarzından dolayı kendisine “deli” lakabı verilmişti. Kaptan-ı Deryalık yapmasının yanı sıra, Bağdat, Mısır ve Bosna valiliklerinde bulundu. Serdar olarak Girit’in alınmasında büyük yararlılıklar gösterdi. Sultan Dördüncü Murad zamanında, Köprülü Mehmet Paşa, Hüseyin Paşa’nın gittikçe yaygınlaşan ünü ve başarıları karşısında, kendi yerine getirileceği endişesi ile onu İstanbul’a çağırmış ve Yedikule zindanlarında boğdurmuştur (1659).

    Çandarlı Kara Halil Paşa

    Aralık 21, 2007 by admin  
    Filed under Asker

    Karaman’da Sivrihisar kazasına bağlı Çendere köyünden, Ali adlı bir kişinin oğluydu. Asıl adı Halil olup, Kara ve Karaca lakabıyla, vezirliği sırasında da Hayreddin ünvanı ile anılmıştır. Osman Gazi’nin son yıllarında Orhan Beyin, babasına vekalet ettiği tarihlerde Şeyh Edebali’nin tavsiyesiyle Bilecik kadısı oldu. Kara Halil Efendinin bu kadılığı sırasında gerçekleştirdiği en önemli hizmet, muntazam bir askeri ocak olan “yaya” teşkilatını düzenlemiş olmasıdır. Çandarlı Kara Halil Paşa, İznik’în fethinden sonra Orhan Gazi tarafından İznik kadısı tayin edildi. 1348′de devletin yeni merkezi Bursa’ya kadı oldu. Sultan Murad Hüdavendigar’ın tahta çıkmasından sonra, kendisine en yüksek şer’i ve hukuki bir makam olarak yeni ihdas edilen, kazaskerlik görevi verildi. Bundan sonra kazaskerlerin padişahla birlikte seferlere katılması kanun haline geldi. Acemi Ocağı ile Yeniçeri Ocağı’nın kurulması da Kara Halil Efendi’nin bu hizmet döneminde gerçekleşti. Ayrıca Karamanlı Molla Rüstem ile birlikte Osmanlı maliyesinin teşkilatlanmasında önemli rol oynadı. İlk defa vezirlikle birlikte beylerbeyi, yani ordu kumandanlığı görevini de bir arada yürüttü. Halil Hayreddin Paşa daha sonra Selanik, Manastır ve Ohri şehirlerini de ele geçirdi. Arnavut prensleri arasındaki mücadeleler sırasında Osmanlı orduları 1386′da Kroya ve İşkodra’ya kadar ilerledi. Ancak Sultan Murad Hüdavendigar’ın, Halil Hayreddin Paşa’yı Balkanlar’da bırakıp, oğlu Ali Paşa ile birlikte Karamanoğlu seferine çıkmaya hazırlandığı sırada, Halil Paşa’nın Yenice-i Vardar’da hastalandığı kısa bir süre sonra da Serez’de öldüğü haberi geldi. Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa iyi bir teşkilatçı ve devlet adamı olmasının yanında hayır işleriyle de ilgilendi.

    Barbaros Hayreddin Paşa

    Aralık 21, 2007 by admin  
    Filed under Asker

    1478 yılı civarlarında Midilli’de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Diğer kardeşi İshak ise Midilli’de kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayir seferine Oruç Reis ile birlikte çıktı. Cezayir’in fethedilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir’e Bey oldu. Barbaros Hayreedin Paşa, İshak ve Oruç Reis’ler şehit olunca Cezayir Beyliği’ne atandı. Beylerbeyi ünvanını alan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul’a gelip 1534 yılında Kaptan-ı Derya oldu.

    Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa’da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Onun ölümü için “Mate reisü’l-bahr-Denizin reisi öldü” denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir.

    Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa’dır.

    HAKKINDA YAZILANLAR

    1.Babaros Kardeşler
    Jean Louis Belachami
    Milliyet Yayınları / Tarih Dizisi

    Ahmed İzzet Paşa

    Aralık 21, 2007 by admin  
    Filed under Asker

    ESERLERİFeryadım
    Cilt: 1
    Ahmed İzzet Paşa
    Nehir Yayınları / Hatıralarla Yakın Tarih Dizisi

    … Ahmet İzzet Paşa muhtelif rütbelerde, kurmay subayı ve komutan olarak katıldığı Tesalya, birinci ve ikinci Yemen seferleri, Balkan Harbi ve Dünya Savaşında yararlı hizmetler görmüş İkinci Meşrutiyetin ilanının hemen arkasından tayin olunduğu Genelkurmay Başkanlığı esnasında düşünüp tasarladığı ve uyguladığı ordu teşkilatı, sonradan bütün dünya ordularınca benimsenip örnek alınmıştır. Paşa, Osmanlı-Türk ordusunun son dönemlerinin en kıymetli ve mümtaz ordu komutanlarından olduğu gibi 1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devlet ricalinin de en önemli kişilerinden biridir. Yazıp gelecek nesillere yadigar olarak bıraktıkları devrin askeri, politik, kültürel ethique düşünüş ve icraatını aydınlatmaktadır.

    Feryadım
    Cilt: 2
    Ahmet İzzet Paşa
    Nehir Yayınları / Hatıralarla Yakın Tarih Dizisi

    Sultan II. Abdülhamid’in Saltanat devrinden Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerine kadar olan zamanı içine alan “Feryadım”ın ilk cildinin konusu ağırlıklı olarak askeri iken, Dünya Savaşının son günlerinden Saltanat ve Hilafetin kaldırılmasına kadarki dönemi içine alan bu ikinci cilt tamamen siyasi olaylara hasredilmiştir…

    Sonraki Sayfa »

    Classement des sites Francophones pagerank Sitemap Generator TopOfBlogs
    kral oyun, kraloyun kraloyun kral oyun, çocuk oyunları, free wow server