Düzce

Ocak 3, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Düzce

Düzce’nin tarihi

Düzce’nin tarihi 14. yy’dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy’ a kadar dayanmaktadır. Konuralp’in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren Bitinya Devleti’nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda ‘Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)’dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi. Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ‘Prusias ad Hypium’ olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395′de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi‘nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda Düzbazar (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias’ını fethetti.

Düzce’nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp’tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca ‘Konrapa’ denmiştir. Konrapa Bolu‘nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından ‘pazar’ mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye ‘Düzce Pazarı ‘ denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul‘u, Sivas ve Erzurum‘a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce’nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Düzce’nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp’tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca ‘Konrapa’ denmiştir. Konrapa Bolu’nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından ‘pazar’ mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye ‘Düzce Pazarı ‘ denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul‘u, Sivas ve Erzurum‘a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce’nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Abdülaziz ve Abdülmecit döneminde, Kafkasya‘dan, Doğu Karadeniz‘den, Doğu Anadolu‘dan ve Rumeli‘den gelen göçmenler Düzce’nin nüfusunun artmasında ve şehrin büyümesinde önemli rol oynamışlardır. Hükümet yeni gelenlere ücretsiz toprak sağlamıştır. Düzce’ye göç eden Türkler; Çerkez, Abhaz, Laz, Gürcü, Ordulu, Hemşinli, Batumlu, Hopalı, Tatar, Boşnak, Arnavut…gibi geldikleri yerlerin isimleri ile anılmışlardır.

Düzce’nin arzetmeye başladığı ticari önem karşısında Rum ve Ermenilerinde şehre yerleşmesiyle birlikte renkli bir sosyal yapı ortaya çıkmıştır.

2. Abdülhamit döneminde Düzce’ye bağlı 137 köy vardı ve 6618 hane ile 36.088 nüfus yaşıyordu.

1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük‘e bağlıydı. 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı’na bağlandı.

Düzce’de yaşayan Abhazların ileri gelenlerinden Elbuz Bey ailesinden Behice Hanım saraya giderek 2. Abdulhamit’le evlendi.

1915 yılında hükümetin emriyle Düzce’deki Ermeni Mahallesi (İcadiye Mahallesi) boşaltıldı.

30 Ekim 1918‘de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yaptılar. Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurdu.

Milli Mücadele döneminde Düzce’de haraketli askeri ve siyasi gelişmeler yaşandı.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Düzce ilçesi Bolu vilayetine bağlandı. Düzce’nin ilk Kaymakamı Midhad Kemal Bey’dir.

Cumhuriyet dönemi boyunca, Düzce sanayi ve ticari alanda sürekli bir gelişme ve büyüme yaşadı. Düzce’nin güçlü ekonomik yapısının yanında sosyal faaaliyetler alanında sürekli bir hareketlilik yaşanmaktadır. Bu özellikleri itibariyle Düzce tarih sayfasına 1950’den itibaren “İL” olarak geçme isteğinde bulunmuştur.

Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. 12 Kasım Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir.

Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81. İLİ” olmuştur.

Düzce’nin nüfusu

Büyük göç hareketlerinin başlatan Osmanlı-Rus savaşları (1877 - 1878) sırasında Anadolu’ya Abaza, Çerkez, Gürcü, Laz, Boşnak, Arnavut, Tatar, Kürt, Makedon ve Rumeli göçmenleri gelmişlerdir. 1730 yillardan beri günümüze kadar yerlesik cingene nufusuda sabittir.Göçmenlerden bir kısmı Bolu İline, durumları iyi olmayan Kırım, Kafkasya ve Rumeli göçmenleri ise Düzce Ovası ve Akçakoca çevresinde çoğunlukla orman açmalarına yerleştirilmişttir, 1823 senesi itibarı ile bir kısım yerleşik çingene nufusunun varlığıda sözkonusudur, 1830 ve 1864 yıllarındaki göçlerden sonraki bu büyük göçler,Abdülaziz döneminden II.Abdülhamit dönemine kadar sürmüştür

1924 ve 1940 lardaki göçlerden sonra 1946 ve 1952 yıllarında Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan’dan gelenler olmuştur.

Doğu Anadolu’dan gelen Ermenilerin de Düzce, Adapazarı ve İzmit’e yerleşmesiyle Düzce Ovasında etnik çeşitlilik artmıştır. Bu dönemde bir nahiye ve 133 köyü ile Düzce nüfusu 34861′dir. yılları arasında İsmail Kemal Beyin çalışmaları ile Düzce’ye yeni bir kasaba kimliği kazandırılmış, Cedidiye, Şerefiye, Nusretiye ve İcadiye gibi yeni mahalleler oluşturulmuştur.

Türkiye genelinde en kalabalık yaş grubu 15-19 yaş grubu olduğu halde, Düzce’de en kalabalık grup 20-24 yaş grubu olduğu halde, Düzce’de en kalabalık grup 20-24 yaş grubuna kaymaktadır. Diğer taraftan bu görünüm kent merkezi, ilçe merkezleri ve köyler için çok büyük farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkların nedeni, özellikle kent merkezi ve ilçe merkezlerinin nüfus hareketliliğine çok açık oluşudur. Nüfusun bu hareketliliğine 12 Kasım depreminin de katkı yaptığı söylenebilir. Nüfus hareketlerindeki bu kararsızlık Düzce köylerinde daha azdır.

Düzce genelinde hanelerin yüzde 25,7’si 4 kişilik haneler, yüzde 67,6’sı da 4 veya daha az üyeli hanelerdir. Kent merkezinde 5 kişilik hanelerin payı yüzde 37’ye çıkmaktadır. Köylerde en yaygın aile büyüklüğü tipi 5-6 kişilik ailelerdir (yüzde 29,8). Diğer taraftan, Düzce genelinde 7 ve daha fazla üyeli ailelerin payı yüzde 12,9 iken, bu pay ilçe merkezlerinde yüzde 8,2’ye, kent merkezinde yüzde 5,4’e düşmekte, köylerde ise yüzde 19,8’e kadar çıkmaktadır. Büyüklük olarak Düzce köyleri geleneksel yapıyı korumaktadır.

Benzer şekilde, Düzce kent merkezi ortalama yaşı, Düzce köyleri ortalama yaşından 0,039 anlamlılık düzeyinde düşüktür. Düzce’de de köylerde yaşlı nüfus yaşamakta, genç nüfus başka yerlere göçmektedir. 1998’e göre hane halkı büyüklükleri Türkiye geneli için 4,3’tür. Düzce araştırmasında hane büyüklüğü ortalama 4,33 kişi olarak bulunmuştur.

Düzce’nin demografik yapısı ile ilgili gösterge değerleri için beklenti, İlimizin coğrafi konumuna uygun olarak, ülkemizin gelişmiş bölgesi olan Batı Anadolu değerlerine yakın olmasıdır.

12 Kasım 1999 depremi Düzce’yi derinden sarsmıştır. Çok yüksek sosyal ve demografik hareketliliği olan İlimizin sosyal ve demografik yapısı yeni bir dengeye kavuşmak üzere hareketliliğini sürdürmektedir.

Düzce’nin nüfus artış hızı yılları arasında Türkiye nüfus artış hızına çok yakındır. 1935 yılından sonraki Genel Nüfus sayımı yıllarında Düzce nüfus artış hızı hep Türkiye Nüfus artış hızının altında kalmıştır. Özellikle 1960’dan sonra dönemi dışında, nüfus artış hızında ciddi bir yavaşlama izlenmektedir.

Düzce nüfusunun yarısı köylerde yaşamaktadır. Geri kalan yarısı da, yine birbirine yakın miktarlarda il merkezi ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadırlar. Yerleşim yerlerinde nüfusun dağılımı cinsiyete göre farklılık göstermemektedir. İl nüfusunun kent merkezinde yığılma eğiliminde olması nüfusun kır-kent dağılımının giderek bozulması riskini taşımaktadır.

Kırsal alandan kentlere doğru bir akım vardır. Kırsal alanın boşalmasına, kentlerinde üretici olmayan bir kalabalıkla dolmasına neden olabilir. Bunun sonucu olarak, kentler plansız büyüme sürecine girerek uygur bir kent olmaktan çok, uygar hizmetlerin verilemediği çok kalabalık köylere dönüşür.

Göç, Düzce İlinde durmamakta, Düzce dışına da taşmaktadır. Genelde Düzce’ye dışardan gelenlerin Düzce’yi atlama tahtası gibi kullandıkları söylenebilir.

Yaş bağımlılık oranı büyük bir genç, üretici insan kaynağının varlığını göstermektedir.

Toplam doğurganlık hızı, çok az olmakla beraber, Türkiye değerlerinin üzerindedir. Özellikle, yaşa özel doğurganlık hızları, genç nüfusun doğurganlık hızının son yıllarda artış eğilimine girdiğini göstermektedir. Kadınların ideal çocuk ortalaması, gerçekleştiği taktirde, nüfus artış hızını sabit veya sıfıra yakın tutacak düzeydedir.

Düzce’de kadınların aile planlaması yöntemleri konusunda bilgi düzeyleri çok yüksektir. Özellikle modern ve etkili yöntem kullanımı Türkiye’dekinden daha yaygındır.

Hem bebek ölümleri, hem de yetişkin ölümleri çok düşük düzeydedir. Doğuşta beklenen ömür süresi çok uzundur.

2000 Nüfus Sayımı - Toplam Nüfus: 314.266

Düzce’nin ilçeleri

Düzce’nin beldeleri

kaynak:wikipedia.org

Kilis

Ocak 3, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Kilis

Nüfus

1927′de 20.000′i aşan merkez nüfusu,1970′de 45.000′e,1980′de 60.000′e ve 1990′da 85.000′e dayandı.Bu tarihten sonra (yeni illerimizden biri olmasına rağmen) hızlı nüfus düşüşleri yaşadı.1997′de 60.000′e kadar gerileyen nüfus 2000 yılında tekrar 70.000′ çıktı. Kilis kültürel yapısıylada din hizmetine pek çok katkıda bulunmaktadır. Merkezde ki türbeler ve yatırlar çok ilgi görmektedir. Kilis tava yemeği, yorgan, üzüm, zeytin ve pekmeziyle meşhur bir yöredir. Suriye sınırında bulunmaktadır.geçim kaynakları sınır ticareti,tarım ve hayvancılıktır. 3000 yıllık bir geçmişi olan eski bir şehirdir. özellikle kilis il merkezinde bulunan Canbolatpaşa cami Kils’in tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. 1. dünya savaşı sonrasında Fransız işgalinden sonra eğitim ve kültürel alanda bir gerileme yaşayan Kilis cumhuriyetin ilanıyla kendi sermayesini koruyarak giderek gelişmeye başlamıştır. Zaman içerisinde bir çok kültür merkezi açılarak doğunun kültür ve tarih merkezi haline gelmiştir. el işçiliği konusunda da teknolojiye meydan okuyan kilis esnafları arasında hala tüfekçiler, yorgancılar, pekmez imalathaneleri, tarihi zaytin yağı fabrikaları bulunmaktadır. kilis merkezinde tüfek imalatı yapan tüfekçi Hikmet Tekçe el yapımı tüfekleriyle 1962 yılından beri zanaatına devam etmektedir.

KİLİS’in tarihi: Kilis İ.Ö. 1460 yıllarında Halep krallığına bağlıydı. Hitit imparatorluk döneminin başlamasıyla Hitit etkisine girdi. M. Ö 356 da Makedonya’dan yola çıkan büyük İskender kuzey batıdan güney doğuya doğru bütün Anadolu topraklarını işgal ederek İskenderun körfezine dayanarak İskenderun’u kurup Kilis üzerinden mısıra doğru yoluna devam etmiştir.

KİLİS’in Kurtuluş Savaşındaki yeri :
Mondros antlaşmasının imzalanmasının hemen ardından Halep’e çok yakın olması münasebetiyle bağlı olduğu bu şehirle beraber İngiliz işgaline uğrayan kent, daha sonra Fransız işgali ile tanıştı. I. Dünya Savaşı sırasında bir kısım Arap ve Fellah tabir edilen kırsal kökenli eşkiyaların çapulculuk faaliyetlerine engel olmak maksadıyla kent ileri gelenlerince kurulan silahlı milis örgütler, yer altına çekilerek düşmanla gerilla mücadelesine giriştiler. Nisbeten Halep’e daha uzak olan ve yine aynı şekilde bu şehre bağlı olan Gaziantep’e olan Fransızların ikmal kollarına saldırılar düzenlemeye başladılar. Elbeyli Aşiretine mensup,mensupları Kilis’te ikamet eden, asıl adı Mehmet Said olan Zabit Şahinbey’de böyle bir mücadele sırasında Kilis-Antep yolunda Köprübaşında şehit olmuştur. Halen kabri burada olup, bir şehitlik olarak Gaziantep’liler ve Kilis’lilerce ziyaret edilmektedir.

COĞRAFYASI: Kilis Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Güneybatı bölümünde yer alan şirin bir sınır ilimizdir. İllin doğu, batı ve kuzeyinde Gaziantep güneyinde ise Suriye yer almaktadır. Gaziantep’e 45 km uzaklıkta olan Kilis Suriye sınırına ise 10 km uzaklıktadır. Kilis’ten geçen yol Türkiye sınırlarının ötesinde Azez’ den geçtikten sonra Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. İl merkezi doğudan batıya doğru uzanan Resul Osman dağı eteklerinde kurulu olup güneye doğru inildikçe düz arazilere inen fazla engebeli olmayan bir sahada yer almaktadır. İlin kuzeyinde yer alan ve doğudan batıya uzanan dağlar arasında kuru dereler ve birkaç küçük akarsu bulunmaktadır. Genellikle kıraç arazilerin yer aldığı bu dağların etekleri ve üst kısımlarında tarıma elverişli araziler bulunmaktadır. İlimizin güneydoğu ve sınır şeridi boylarında özelikle bağcılık ve zeytincilik çok gelişmiş ve tarıma elverişli arazilerimiz bulunmaktadır. İlimizin kırsal kesiminde yaşayan insanlar geçimini tarıma dayalı olarak sağlamaktadır. İl sınırları 38 derce 27′ ve 38 derece 01′ boylamları ile 36 derece 38′ve 37 derece 32′ arasında bulunan Kilis’in yüzölçümü 1428 Km dir. İldeki başlıca çaylar; AFRİN çayı, SUNNEP çayı, Sabun Suyu Çayı, ve Balık Suyu Çayları olup bu çayların geçtiği arazilerde sulu tarım yapılabilmektedir. Kilis ilinin %12,2 si orman ve fundalık arazi %69,3 ü tarım alanı %7,7 si çayır ve mera arazisi %10,6 sı tarım dışı araziden oluşmaktadır.

YEMEKLERİ: Kilis mutfağı kendisine has yemekleri ile zengin bir yapıya sahiptir. Yemeklerimiz; “günlük pişen yemekler” ve “özel günlerde yapılan yemekler” olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yemeklrimizin temelini et ve bulgur oluşutrur. Bunun yanında sebze ağırlıklı yemekler de mevsimine uygun olarak yapılmaktadır.

Kilis yemekleri zengin Türk mutfağının özellikleri taşımakla birlikte Halep mutfağının özellikleri de yansıtır. Ön planda yağlı , baharatlı yemekler olduğu gibi zeytin yağlı yemeklerde Kilis mutfağının vaz geçilmez unsurlarındandır. Zeytinyağı yörede yetiştirilen yüksek kaliteli zeytinlerden elde edilir ki hemen her Kilis’linin mutfağında bulunan vazgeçilmez bir besin maddesidir.

Kilis yemeklerinde damak zevki ön planda gelmektedir. Yemeklerin lezzetli ve emekli olmasına özel önem verilir. Yemeklerde , yemeğin özelliğiğne göre çeşitli baharatlar kullanılır.

TATLILAR: Başlıca Tatlı Çeşitleri Katmer Baklava Bulamaç Omaç Şıllık Künefe(kaymaklı, ağızlı, cevizli,peynirli, fıstıklı, kırma pekmezli) Gerebiç ( Geleneksel Bayram Tatlısı ayrı bak. kerebiç ) Belluriye Kurabiye Memuniye Helvası Kilis’e has Dondurma Züngül

Kilis

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Güneybatı bölümünde yer alan bir sınır ilimizdir.

İllin doğu, batı ve kuzeyinde Gaziantep güneyinde ise Suriye yer almaktadır. Gaziantep’e 58 km uzaklıkta olan Kilis Suriye sınırına ise 10 km uzaklıktadır. Kilis’ten geçen yol Türkiye sınırlarının ötesinde Azez’den geçtikten sonra Suriye’nin Halep şehrine ulaşır. İl merkezi doğudan batıya doğru uzanan Resul Osman dağı eteklerinde kurulu olup güneye doğru inildikçe düz arazilere inen fazla engebeli olmayan bir sahada yer almaktadır. İlin kuzeyinde yer alan ve doğudan batıya uzanan dağlar arasında kuru dereler ve birkaç küçük akarsu bulunmaktadır. Genellikle kıraç arazilerin yer aldığı bu dağların etekleri ve üst kısımlarında tarıma elverişli araziler bulunmaktadır.

İlin güneydoğu ve sınır şeridi boylarında özelikle bağcılık ve zeytincilik çok gelişmiş ve tarıma elverişli araziler bulunmaktadır. Kırsal kesiminde yaşayan insanlar geçimini tarıma dayalı olarak sağlamaktadır.

İl sınırları 38 derce 27′ ve 38 derece 01′ boylamları ile 36 derece 38′ve 37 derece 32′ arasında bulunan Kilis’in yüzölçümü 1428 km dir.

İldeki başlıca çaylar; Afrin Çayı, Sunnep Çayı, Sabun Suyu Çayı, ve Balık Suyu Çayları olup bu çayların geçtiği arazilerde sulu tarım yapılabilmektedir. Kilis ilinin %12,2 si orman ve fundalık arazi %69,3 ü tarım alanı %7,7 si çayır ve mera arazisi %10,6 sı tarım dışı araziden oluşmaktadır

Kilis 10 Haziran 1995 yılında Yalova ve Karabük’le beraber il olmuştur. Plaka 79, merkez nüfusu 70700, rakımı ise 643′tür.İlçeleri Elbeyli, Polateli ve Musabeyli olmak üzere 3 tanedir. Ayrıca merkeze bağlı Yavuzlu adıyla da bir beldesi bulunmaktadır.

kaynak:wikipedia.org

Karabük

Ocak 3, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Karabük

Karabük, Karabük ilinin merkez ilçesidir. 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 104.000′dir. Karabük merkez olmasına rağmen, Safranbolu ilçesi tarihsel evleri sebebiyle ismini daha çok duyurmuştur. Bunun yanında Türkiye’nin ilk demir çelik fabrikasının bulunduğu Karabük merkezinde, bu fabrika sayesinde geniş bir iş sahası oluşturularak Karabük’ün gelişimi sağlanmıştır. Karabük, kurulan demir çelik fabrikalarıyla hızla gelişmiş ve büyük bir kalkınma örneği yaratmıştır.

Karabük, adını üzerinde yaşadığı coğrafi ortamdan almıştır. “Kara” ve “Bük” sözcükleri, kara çalılık yer anlamında, Karabük adının oluşumuna kaynaklık yapmıştır. Bu topraklarda yaşayan Türkmen toplulukları, Karabük cemaati adını bu biçimde almışlardır. Türkiye’de 14 yer ve mevki adının bugün Karabük şeklinde geçmesi, cemaatlerin bu topraklardan diğer yerlere göç ettiği görüşünü kuvvetlendirmektedir.

kaynak:wikipedia.org

Kırıkkale

Ocak 2, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Kırıkkale

İlin Adı : Kırıkkalenin adının, şehrin 3 km. Kuzeyindeki Kırıkköyü ile kendin merkezindeki Kaletepenin kısaltılarak birleştirilmesinden ortaya çıktığı söylenir. Bu ismin halk tarafından yakıştırıldığı kanaatı yaygın olmakla beraber bölgenin ismi Osmanlı arşiv belgelerinde, şimdiki haliyle Kırıkkala biçiminde geçmektedir.

XVI. ve XVII. Yüzyıllarda, doğudan gelen çeşitli Türk aşiret ve cemaatlerinin Anadoluda - bilhassa Orta Anadoluda- iskan edildikleri bilinmektedir. Bunlardan “Oğuz, Oğuzhan” adı verilen büyük bir oymağın Ankara yakınlarında, o zamanki söyleyişiyle “Kırıkkala ” ya yerleştirildikleri belgelerde ifade edilmektedir.

Yörükan taifesinden olduğu zikredilen Oğuz Oymağı, Anadoluyu Türkleştirerek ve İslamlaştırarak, Türk vatanı haline getiren, aynı zamanda “Türkmen adıyla da bilinen büyük bir aşirettir. Bu durumda bölgenin adının en az 400 yıllık bir tarihe sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

Türklerden Önce : Yörenin çok eski bir tarihi geçmişi mevcuttur. Bugün Kırıkkale il sınırları içinde kalan bazı tarihi kalıntılar, ören yerleri ve höyüklerin varlığı ile bazı araştırma ve incelemelerde M.Ö. yıllara ait arkeolojik buluntulara rastlanması, Kırıkkalenin coğrafi alanının ne kadar eski bir yerleşim sahası olduğunu gösterir.

Keskine bağlı Ceritkale köyü yakınlarında kaya kabartmaları ve mağaradaki resimler; Göçbeyli ve Efendi köylerindeki höyüklerde ele geçen buluntular;yörenin, Hititlerin önemli yerleşim merkezig olduğunu göstermektedir. Yine Kırıkköy ile Kaletepe;Sulakyurt ve Delice İlçelerinin değişik yerlerinde Bizans ve daha eski dönemlerden kaldığı bilinen arkeolojik eserlere rastlanması da bu düşünceyi doğrulamaktadır.

Ayrıca 1991 yılında bir Japon arkeoloji heyetinin Kırıkkale-Keskin bölgesinde yürüttükleri yüzey araştırmalarında, bölgede toplam 24 höyük ve 5 düz yerleşim yeri tespit edilmiştir. Düz yerleşim yerlerinden toplanan çanak-çömlek parçalarının çoğunun Roma ve Bizans çağına ait olduğu tesbit edilmiştir. Höyüklerden toplanan çanak-çömlek parçalarının da Eski, Orta, Geç Tunç ve demir Çağlarına ait olduğu anlaşılmıştır.

Bu yöre milattan önceki dtönemlerden Hititklerden başka, Frigler, Etiler, Lidyalılar, Sümerler ve Galatlar gibi devlet ve toplumların idare altında kalmıştır.

Türklerden Sonra : Malazgirt Zaferinin 1071de kazanılmasından sonra Anadolunun kapıları Türklere açılmış, buralar hızlı bir şekilde Türk-İslam diyari haline getirilmiştir. İşte o dönemlerde Kırıkkale ili dahilinde bulunan bazı yerlerinde ilk fethedilen İslam beldelerinden olduğu görülmektedir.

Türk ve İslam aleminin büyük mutasavvıfı ve evliyası Hoca Ahmet Yesevinin oğlu Haydar Sultanda Anadoludaki bu mücadelede de yer almıştır.

Bu mücadelenin, Kırıkalenin en yüksek dağlarından biri olan Behrek Dağı eteklerinde ve civarında Konur Kasabası, Haydar Sultan ve Halil Dede köylerinin bulunduğu mahallerde yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Hatta Haydar Sultanın yaptığı savaşta, kafirlere esir düşerek, bugün aynı isimle anılan bu köydeki kuyuya hapsedildiği ve kabrinin de burada bulunduğu ve bu zatın Hoca Ahmet Yesevinin oğlu olduğu kaynaklarda geçmektedir.

Diğer taraftan, Balışeyh ilçesinin de o döinemlerde, yani Anadoluda ilk kurulan Türk yerleşim alanlarından olduğu bilinmektedir. Buradaki taştan yapılmış eski cami ve türbe Selçuklular tarafından 1121 yılında inşa edilmiştir.

Aslında Kırıkkale bölgesi tarihini Ankara tarihiyle birlikte düşünmek, incelemek ve araştırmak uygun olur. Çünkü çok yakın olması nedeniyle buralar, eskiden beri Ankaraya bağlı bir yöre olarak kalmıştır. Ankaranın Türklerin eline ilk olarak 1073 yılında geçtiği dikkate alınırsa, Kırıkkale bölgesinin de- genel olarak- aynı yıllırda Türkleşmeye ve İslamlaşmaya başladığı kabul edilebilir. Bazı Haçlı seferleri sırasında buralar tekrar Bizanslıların eline geçmiş olmasına rağmen XII. Yüzyıldan itibaren Selçukluların hakimiyetine kesin olarak geçmiştir. Daha sonraki asırlarda Orta Asyadan, Anadoluya göç eden Oğuz Türk boylarından pek çok aşiret ve cemaat Kırıkkale bölgesinde iskan edilerek, buralar bütünüyle Türk ve İslam diyarı haline getirilmiştir.

Cumhuriyet Döneminde Kırıkkale : Bilindiği gibi Kırıkkale temelleri 1925lerde atılan bir Cumhuriyet şehrimizdir. 70 Yıllık gelişmesi, büyümesi ve bugüne taşınması MKEK ile olmuştur. Kırıkkalenin kurulduğu arazi Kırıkköyü arazileriydi. Kırıkköyü 1925ten önce 12 hanelik küçük bir köy idi. Kaletepe ise 3-4 km.ötede, aslında bilinen anlamda bir kale olmayıp boz toprakların oluşturduğu bakımsız ve ağaçsız bir tepeydi. 1960 yılından itibaren ağaçlandırma çalışmaları başlatılmıştır.

Kırıkkale şehrini ortaya çıkaran esas sebebin; 1921 yılında buralarda İmalatı Harbiye Fabrikasının kurulmasına karar verilmesi ve 1925 yılında top ve mühimmat fabrikalarının temellerinin atılmış olmasıdır. O tarihlerde Kırıkköyünün muhtarı olan Hüseyin Kahya ile Yahşihan köyü öğretmeni Hüseyin Avni Beyin bu olaylarda yardımcı oldukları bilinmektedir.

1925 yılında Top ve Mühimmat Fabrikasının temellerinin atılması, Kırıkkalenin şehirleşmesinin çekirdeğini oluşturur. Aynı kuruma bağlı fabrika sayısı arttıkça personel ve işçi sayısı da artar. Görülmemiş biçimde nüfus artışı görülür. Yeni gelen işçilerin konutları ve halka halka mahalleler çevreye yayılır. Demiryolu, fabrikalarla yerleşim bölgesi arasında sınır oluşturulur.

İlk aşamada, fabrikaların teknik ve idari personeli için yapılan sosyal tesisler ve az sayıda lojman da hemen tren istasyonu civarında yapılır. Fazla konut yoktur. Çünkü çalışanlar, yani işçiler askerdir ve kışlada kalırlar. Sonraları sivil işçilerin işe alınmasıyla konut bölgeleri genişlemiş burası kentin merkezi olmuş, İstasyon Mahallesi adını almıştır. Sanayi kesimine ait sosyal tesis ve işletmelerde aynı yerde genişleyerek Fabrikalar Mahallesi adını almıştır.

1931-1941 yılları dönemi Kırıkkalenin gelişmesinde ikinci aşamayı oluşturur. Hizmete açılan fabrika sayısı hızla çoğalmış, buna bağlı olarak da işçi ihtiyacı artmıştır. Kırıkköyünden ve çevre köylerden akın akın işçiler gelmiştir. Bu dönem şehre rastgele bir yerleşmenin de başladığı dönemdir. Bu dönemde 6 mahalle daha oluşmuştur. Ovacık, Yenidoğan, Hüseyin Kahya, Tepebaşı, Gürler ve Kurtuluş Mahalleleri, Devlet daireleri ve okulların bir bölümünün kurulma ve açılması bu dönemdedir

1929da Belediyelik, 1944 yılında da ilçe olan Kırıkkale, küçük bir kasaba görünümünü alır. Kentin bir sanayi şehri olarak öneminin artması ve artan nüfusun baskısıyla, Çallıöz, Güzeltepe ve Sanayi Mahalleri kurulmuştur.

1945 ve 1950lerdeki nüfus artışı ve hızlı göç olayı ile sadece yakın çevredeki köylerden değil; Orta, Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgesi illerinden hızlı bir nüfus akışı olmuş ve Kırıkkale büyümüş ve gelişmiştir. 1955lerde konut alanları Samsun Karayolu üzerine, kuzeye doğru taşmış ve doğya da genişlemiştir. Karyaka ve Kızılırmak mahalleleri de bu dönemde oluşmuştur.

1960lı yıllarda Kırıkköyü ve Yuva köyünü mahalleleri içine katan Kırıkkale, 1970li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışıyla birlikte mahallerini de artırmıştır. 1925lerde 12 hanelik bir köyden 2001de 25 mahalleli ve 205.208 nüfuslu bir yerleşim alanı ortaya çıkmıştır. Kırıkkale, Kırıkköyü ile şehir merkezinde bulunan kalenin birleşmesiyle meydana gelen bir sanayi ilçesi iken 1989 yılında il olmuştur.

Kırıkkale önceden köy olarak tanımlanırdı. Daha sonradan Kırşehir, Çankırı, Yozgat gibi Kırıkkale’nin komşu illeri tarafından buraya göç edenler olmuştur. Daha sonradan akraba akraba aile aile yakın akranlar buraya gelerek büyütmüşlerdir.. Şu an Kırıkkale Veli Korkmaz Yönetiminde dahada genişlemektedir…

Kırıkkale ilinin merkezi olan ilçedir.

kaynak:wikipedia.org

Karaman

Ocak 2, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Karaman ilinin merkezi olan şehirdir. Eski adı Larende. Şimdiki adını Karamanoğlu Beyliği ‘nden almıştır.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in türkçe’yi her yerde kullanma fermanından dolayı türk dilinin başkenti olarak bilinir.

A - COĞRAFİ KONUM

Karaman, İçanadolu Bölgesi’nin güneyinde yer alan bir İldir. Topraklarının büyük bölümü İçanadolu Bölgesinde, bir bölümü de Akdeniz Bölgesinde bulunmaktadır. İçanadolu’yu Akdeniz’e bağlayan iki önemli yoldan birinin üzerinde bulunması, Onu tarihsel konumuyla olduğu kadar, coğrafi konu bakımından da stratejik bir öneme sahip kılmıştır. Konya, İçel ve Antalya illeriyle komşu sınırları bulunmaktadır. İl merkezi, Orta Toroslar’in kuzey eteğinde olup yüzölçümü 9.393 km.;denizden yüksekliği 1024 mt.dir.

B - IKLIM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ

Egemen olan iklim yapısı, genelde yazları sıcak ve kurak; kışları soğuk ve kar yağışlı olan karasal iklim yapısıdır. Yani, Içanadolunun temel iklim yapısı, burada da görülmektedir. Ancak, İlin batı ve güneyinde, Orta Toros Dağları’nın Göksu ve kolları tarafından derin bir şekilde yarıldığı vadi tabanlarında, yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz İklim özellikleri de görülür. Yağış genellikle kış ve ilkbahar aylarında, yağmur ve kar şeklindedir.

En yüksek sıcaklık ………………………………………..:39

En düşük sıcaklık ………………………………………….:-26.8

Yağışlı gün sayısı (Ortalama)…………………………..;71

Ortalama nispi nem…………………………………………%63

Bir günde yağan en yüksek yağış …………………….:89.8 mm.

Ortalama yıllık yağış miktarı …………………………. :346.3 mm.

İlde görülen karasal iklim özelliklerinin sonucu, bitki örtüsü olarak da step (bozkır) türü bitki topluluğu görülmektedir. Bu nedenle, il topraklarının %34’ü, yani 320.772 hektarlık alan, çayırlık ve meradır.

Orman bakımından Karaman iyi bir konumda sayılabilir. İl topraklarının %21,2’si ormanlık alandır. 199.678 hektarlık bir alanı kaplayan ormanlarımızın, ne var ki, önemli bir bölümü baltalık ve maki örtüsü halindedir. Bunun nedeni, Karaman’ın ilk çağlardan beri yerleşime açık oluşu ve bu yüzden ormanların tahrip edilmiş olmasıdır. Tahrip edilen orman örtüsünün yerinde, çalılıklardan ve yabani zeytinden oluşan, Ak denize has maki bitki örtüsü görülmektedir.

Ormanlarımızı oluşturan ağaç türleri meşe, çam, ladin, sedir ve ardıçtır. Ayrıca Toros Dağları arasında dar ve uzun vadi tabanlarında söğüt, kavak ve yabani meyve ağaçları da görülmektedir.

Karaman Valiliğince 1994 yılında başlatılan “Her Köye Bir Orman” kampanyası çerçevesinde, orman varlığının arttırılması yönünde önemli bir adım atılmış, bu çerçevede ilk olarak Süleymanhacı Gölü’nün çevresi ağaçlandırılmıştır.

C - YÜZEY ŞEKİLLERİ (DAĞLAR, OVALAR, PLATOLAR)

Karaman İl sınırları içerisinde bulunan arazinin üçte ikisi dağlıklı arazidir. Il’in en yüksek dağı, Sarıveliler İlçesinde bulunan, Orta Toroslardaki Yunt Dağı’dır ve yüksekliği 3227 mt.dir. Ayrıca, İl merkezinin 20 Km. kuzeyinde bulunan Karadağ, 2271 mt. yüksekliğinde olup; sönmüş bir volkanik dağdır.

İl merkezi ovada kurulmuştur. Hemen güneyinde Torosların uzantıları yer alır. Mut yönünden Akdeniz’e, Merkez Toroslar üzerinde, önemli bir geçit olan Sertavul Beli (Geçidi), İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan önemli geçitlerden biridir. Daha güneyde ve görkemli Orta Toroslar’ın üzerinde, Ermenek, Başyayla ve Sarıveliler İlçeleri yer almaktadır. Bu bölgede yer alan Göksu Nehri’nin iki ana kolu, Orta Toroslarla birleşerek, dik ve derin uçurumlu Taşeli (Klikya) platosunu oluşturmaktadır.

Kazımkarabekir İlçesinden güneye inildiğinde, yine Toroslara ulaşılır. Buranın en yüksek dağı Hacıbaba Dağı ile, doğusunda yer alan Musa, Yülek ve Çavdarlı tepeleri, daha güneyde, Toroslara dahil Geyik ve Bolkar Dağları’na ulaşılır.

Ayrancı İlçesini kuşatan dağlar Bolkar, Bozoğlan, Musa, Meke ve Çakırdağ silsileleridir. Toroslara dahil bu dağların arasındaki “Tarihi Mera Yolu” ndan, İçel İline ulaşma olanağı mevcuttur.

Karaman etrafında bulunan dağların ve Karadağ çevresinde, ovada yer alan iç denizin kıyı kesimlerinde, falezlere rastlanmaktadır. Bu falezlerin (Taraça, Seki) diklikleri 1 ile 10 m. arasında değişmekte olup; 900-995-1010 m. yükseltilerde yer almaktadırlar. Jeolojik devirlerde bu falezler, Karaman-Konya-Ereğli havzasındaki iç denizin seviye değişmelerine bağlı olarak meydana gelmiştir.

Bu havzada yer alan Karadağ, andezit ve dazit intifalarından meydana gelmiş; intifalar, bazaltik lavların çıkışı ile son şeklini almıştır. Karadağ, esas itibariyle büyük bir koni görünümündeyse de, aslında üç koninin birbirleri ile kaynaşmasından meydana gelmiştir. Bu üç koni, Karadağ’ın en yüksek noktası Mihaliç Tepe (2271 m.); bunun kuzeyindeki, Baştepe ve doğusundaki Kızıltepe konileridir. Baştepe’nin üzerinde, çapı 150 m. olan bir krater bulunmaktadır.

Karadağ’da yer alan kraterlerin en büyüğü, büyük bir kısmı tahrip olan Mihaliç konisi üzerindedir. Bu kraterin uzun ekseni 500 m. ve genişliği 600 m.dir. Bu konilerin yağları da aynı değildir. En yenisi Baştepe konisidir. Zira, çok daha yüksek Mihaliç tepe konisinin zararına, onu kısmen parçalayarak çıkmıştır. Bölgede bulunan diğer volkanik koniler ise Trakit, Andezit tüfleri ve hematit cinsi tüflerden oluşmuştur. 

Karaman İlinin iki önemli ovası bulunmaktadır. İl merkezinden Konya ve Ereğli’ye doğru deniz seviyesinden 1000-1050 m. yükseklikte verimli “Karaman Ovası” yer almaktadır. Genişliği 600 km2 olan ovada, tarıma engel olmayacak şekilde hafif düzlükler ve insan eliyle oluşturulmuş höyükler bulunmaktadır. Diğer bir ova “Ayrancı Ova”sıdır. Ovanın genişliği 375 km2; deniz seviyesinde yüksekliği ise 1010 - 1026 m.dir.

D - AKARSULAR

İlin belli başlı akarsuları içinde en büyüğü ve önemlisi Göksu Nehri’dir. Yerköprü Santrali mevkisinden çıkan nehir, Yünalanı mevkiinde Akdeniz’e dökülür. Uzunluğu 296 km. olan nehrin, il sınırları içindeki uzunluğu ise 47 km.dir.

İl içinde doğan akarsulardan en önemlisi, Gödet Çayı’dır. 81 km. uzunluğundaki bu çay, Yüzlük Dağı’ndan doğup; Gödet Barajı’nda son bulmaktadır.

Berendi Çayı ile birlikte Ayrancı Barajı’nı dolduran Ibrala Deresi 80 km. uzunluğunda olup; 2.7 debiye sahiptir. Göztaşı Tepe’den doğup Akköprü’de sona ermektedir.

Ermenek Çayı, 112 km. uzunluğunda olup; Göksu Nehri’nin bir koludur. 56 km.si, Karaman sınırları içinde bulunmaktadır.

Diğer akarsular ise, Deliçay, Eskiçay ve Kocaderedir.

E - GÖLLER VE BARAJLAR:

AKGÖL :

Doğu harikası bu göl, Ayrancı İlçesi sınırlarında bulunmaktadır. Yüzölçümü 29.8 km2 olup; en derin noktası 1 m.dir. Denizden yüksekliği 990 m. olan bu göle, Ereğli İlçesinin tahliye sularının karışması sonucu, göl bir bataklık haline gelmiştir. Doğal bir kuş cenneti olan gölde, üç yüze yakın kuş türü olduğu saptanmıştır. Doğal özelliklerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olan göl, 1994 yılında Karaman Valiliğinin girişimleri sonucunda, Bakanlar Kurulu’nun 30.03.1995 tarih ve 95/6717 sayılı kararı ile koruma altına alınmıştır. Av yasağı getirilen gölün, “Milli Park” yapılması yolundaki çalışmalar sürdürülmektedir.

ACIGÖL :

Merkez İLÇE sınırları içerisinde Süleymanhacı ve Köyü yakınındadır. Halk arasında bilinen diğer bir adı da, “Süleymanhacı Gölü”dür. Yüzölçümü 1.7 km2 olan gölün en derin yeri 4 m.; denizden yüksekliği de 987 m.dir. Gölün çevresi, Karaman Valiliğince 1994 yılında ağaçlandırılmıştır.

DOKUZ YOL GÖLETI :

Ayrancı İLÇE sınırları içinde, sulama amaçlı olarak yapılmıştır. Homojen dolgu tipli olarak yapılan göletin yüksekliği 16 m.dir. Maksimum hacim 390.000 m3, dolgu hacmi 97.500 m3’tür. Göletten 30 hektarlık tarım arazisi sulanmaktadır. Göleti besleyen belli başlı bir akarsu yoktur.

GÖDET BARAJI :

Merkez ilçeye 7.5 km mesafede ve Gödet Çayı üzerinde, sulama amaçlı olarak kurulmuştur. Kaya dolgu tipi olarak yapılan barajın yüksekliği 64,7 m., yüzölçümü 6.828.000 m2’dir. 158 milyon m3 su kapasitesi olan barajın dolgu hacmi 5.700.000 m3’tür. Karaman Ovası Sulaması I.Merhalesinde olan Gödet Barajı, 1988 yılında hizmete girmiştir.

AYRANCI BARAJI :

Ayrancı İlçesi sınırları içinde olup 1962 yılında yapımı tamamlanmıştır. Kocadere üzerinde toprak dolgu olarak yapılan barajın yüzölçümü 2.368.050 m2.; yüksekliği 36 m., maksimum göl hacmi 30.900.000 m3.; dolgu hacmi 2.300.000 m3’tür.

DELIÇAY BARAJI :

Yapımına 1993 yılında başlanmıştır. Karaman Ovası Sulaması I.Merhalesinde yer alan barajın depolama hacmi 25.6 milyon m3 ve yüksekliği 34 m.dir. 1996 yılında tamamlanması öngörülen barajın hizmete girmesiyle 39.600 dekarlık tarım arazisi sulanabilecektir.

Bu barajlardan başka, ihale aşamasında bulunan Ibrala Barajı ve Ermenek İlçesinde yapılması düşünülen Görmeli Barajı’nın da tamamlanmasıyla , ilimizin sulama alanındaki sorunları, önemli ölçüde giderilmiş olacaktır.

Ç E V R E

 

Birçok medeniyete beşiklik eden Karaman toprakları, uzun yıllar çeşitli zamanlarda yakılıp, yıkılmış ve oldukça yıpratılmıştır. İnsanların yoğun olarak yaşadığı yerlerde, mutlak surette bir çevre sorunu oluşmaktadır. Bölge olarak en büyük sorun bitki örtüsünün fakirliği ve bunun da tabii sonucu olarak, çölleşmenin başlamasıdır. Karaman, erozyon açısından oldukça büyük önem taşıyan bir konumdadır. Zira yüzölçümünün %82’si erozyona tabi bir yapı arz etmektedir. Özellikle, 9.393 km2 olan İl yüzölçümünün %52’si şiddetli ve çok şiddetli erozyona tabidir. İldeki erozyona ilişkin bilgiler aşağıda gösterilmiştir.

Toprağı tutan bitki örtüsünün tahrip edilmesi sonucunda, örtüsüz kalan toprağın su ve rüzgar etkisiyle aşınması ve taşınması olarak tanımlanan erozyon, Karaman ili için en önemli çevre sorununu oluşturmaktadır. Il’de orman alanı, toplam il yüzölçümünün %21.2’sini kapsamaktadır. Ancak bu ormanlık alanında büyük bölümünü, bozuk ormanlık alandır. İldeki toplam, 199.678 ha. olan ormanlık alanın, 152.175 ha.’ını bozuk ormanlık alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle Karaman’da, ormancılık alanında önemli çalışmaların yapılması gerektiği bilinci, gün geçtikçe daha da artmaktadır. Bu açıdan son yıllarda gerek orman teşkilatı, gerekse Karaman Belediyesi ve diğer Kamu kuruluşları çeşitli şekillerde ağaçlandırma çalışmalarına hız vermişlerdir. Özellikle, başta Karaman Valiliği’nin konuya duyarlı olması nedeni ile olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Son üç yıl içinde, ildeki toplam ağaçlandırma çalışmaları ve dikilen fidan sayıları aşağıda gösterilmiştir.

Kış aylarında meydana gelen hava kirliliği, ilin ikinci önemli çevre sorununu oluşturmakla birlikte, hava kirliliği insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecek derecede büyük boyutta değildir. Hava kirliliğinin esas nedeni, sanayi tesisleri veya taşıtlardan daha çok, konut ısıtmada kullanılan, kalitesiz yakıtlardan kaynaklanmaktadır.

Bu konuda gerekli önlemler, İl Mahalli Çevre Kurulu’nda alınmakta ve hava kirliliği en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Hatta, bu konuda Mahalli Çevre Kurulu, Türkiye’de az sayıda ilde yeni uygulamaya bağlanan, motorlu taşıtların egzoz emisyonlarının ölçülmesi ile ilgili olarak, 1994 yılı Kasım ayından itibaren uygulamaya geçmiştir. Geçen bir yıllık süre içinde, on bine yakın aracın egzoz emisyon ölçümü yapılmıştır.

İlde çevre sorunlarını ele almak ve çevre konusunda halkı bilinçlendirmek amacı ile, 1990 yılında kurulan, fakat mali kaynak yetersizliği nedeni ile yeterince faal olmayan, Karaman İli Çevre Koruma Vakfı, Valiliğin girişimleri sonucunda, egzoz emisyonu ölçümünden elde edilen gelirin yarısının Vakfa aktarılmasıyla faal bir hale getirilmiştir. 1995 yılında, Vakıf, Ağaç Bayramı Törenleri ve Dünya Çevre Günü kutlamalarında, gazete ve dergi çıkartmış; öğrencilerin çevreye olan duyarlılıklarının arttırılması için, ilk ve orta dereceli okullarda, şiir, kompozisyon yarışmaları ile, münazaralar düzenlenmiştir. Bu yarışmalarda başarılı olan öğrencilere çeşitli ödüller dağıtılmıştır. Yine Vakıf tarafından, ilk sayısı Haziran 1995’te yayımlanan, “Karaman İli Çevre, İzcilik, Kültür, Turizm, Sanat ve Aktüalite” adlı dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Üç ayda bir yayımlanan derginin, Eylül ve Aralık sayıları da yayımlanmıştır.Vakıf faaliyetleri arasında, atık kağıtların yeniden ekonomiye kazandırılması ve çevre kirliliğinin önlenmesi amacı ile, Temmuz-1995’ten itibaren “Atık Kağıt Toplama Kampanyası” başlatılmış ve halen çalışmalar devam etmektedir.

İlde katı atıkların oluşturduğu önemli bir çevre sorunu bulunmamakla birlikte, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki sanayi tesislerinin bazı katı atıkları, henüz organize sanayisinin altyapı çalışmaları tamamlanamadığından sorun oluşturmaktadır.

İl merkezinde kanalizasyon ve yağmur suyu şebekelerinin yapımı büyük ölçüde yenilenerek tamamlanmış olup, Karaman Belediyesi’nin Kanalizasyon Arıtma Tesisi inşaatı devam etmektedir.

Karaman’da tabii ve coğrafi güzelliklerin korunmasına yönelik olarak Valiliğin girişimleri ve gayretleri sonucunda, Karaman-Ereğli sınırında bulunan ve birçok kuşun barındığı Akgöl’ün, Milli Parklar Kanununun üçüncü maddesine göre 30 Mart 1995 tarihinde Bakanlar Kurulu ile “Tabiatı Koruma Alanı” olarak tescili yaptırılmıştır.

kaynak:yerel.net

Aksaray

Ocak 2, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Aksaray, İç Anadolu Bölgesi’nde Niğde’nin batısında, Konya’nın doğusunda, Ankara’nın güneyinde bir ildir. Yaklaşık 400.000 nüfusa sahip ve yüzölçümü olarak 7.626 m² dir. 6 İlçe, 48 Belediye ve 146 Köy’e sahiptir.

Tarih

İlkçağ’da Arkhelais adını taşıyan kenti, son Kapadokya kıralı Arkhelaos’un Garsuara adlı yerleşmeyi geliştirerek kurduğu sanılmaktadır. Roma İmparatoru Cladius I kente koloni ayrıcalığı tanıdı. Ayrıcalık, Anadolu’daki birçok önemli yolun kavşak noktasında bulunan kentin daha da gelişmesine yol açtı. Bizans ile müslüman Araplar arasında birçok kez el değiştiren şehir Malazgirt Savaşı’nın (1071) ardından Türkler’in egemenliğine girdi. Kılıç Arslan II (1155-1192), yıkık durumdaki Aksaray’ı bir İslâm kenti olarak yeniden kurdu, kentin çevresini surla çevirdi, camii, medrese, çarşı, hamam vb. yaptırdı. Azerbeycan’dan getirdiği din bilgini, zenaatkâr ve tüccarları kente yerleştirdi. Ticaret yolları üzerinde bulunan Aksaray, Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli merkezlerinden biri olarak gelişti. Selçuklu’lardan sonra Karamanoğulları’nın eline geçti. Bir süre Eretna Beyliği’nin egemenliğinde kalan kente (1341-1365), Karamanoğulları yeniden egemen oldu. 1396′da Yıldırım Bayezid tarafından ele geçirildiyse de Timur istilasından sonra yeniden Karamanoğulları’nın eline geçti. 1467′de Fatih Sultan Mehmet, Aksaray’ı kesin olarak Osmanlı topraklarına kattı. Aksaray Cumhuriyet döneminde 1924′te il durumuna getirildi. 1933′te ilçe olarak Niğde’ye bağlandı. Ancak 1989′da yeniden il oldu.

İbn-i Battuta’nın Büyük Dünya Seyahatnâmesi’nde Aksaray

14.yy İbn-i Battuta’nın kaleminden kayda geçen bilgiler:
Sultan Bedreddin’in yanında çok kısa süre kalarak Aksaray’a hareket ettik. Burası Bilâd-ı Rûm’un en güzel ve sağlam şehirlerindendir. Her yandan akarsular ve bağlarla çevrilidir. Şehirden üç kanal geçer ve bunlar evlerin içinden akar. Şehrin içinde üzüm bahçeleri, bağlar ve bostanlar vardır. Aksaray’ın koyun yününden üretilen zarif halı ve kilimlerinin dünyada bir benzeri daha yoktur. Bunlar, Şam, Mısır, Irak, Hindistan, Çin ve diğer Türk ülkelerine ihraç edilir.

Aksaray, Irak Sultanı’nın idaresi altındadır. Burada Eretna Beğ’in naibi Şerif Hüseyin’nin zaviyesine indik. Eretna Beğ, Irak hükümdarının Bilâd-ı Rûm’daki genel valisiydi. Şerif Hüseyin ise Ahiler’den olup, beldede yoldaşları pekçoktur. Bize son derece ikram ve izzette bulunarak aynen diğerleri gibi dostça davrandı.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde Aksaray

17.yy Evliya Çelebi’nin kaleminden kayda geçen bilgiler:
Bor kalesinden Aksaray’a gitmemiz
İlk durağımız Ortaköy oldu. Aksaray Sancağı’nda yüzelli akçe payesiyle ayrı bir kazadır. Geniş ve ürünü bol bir kaza olup bağ, bahçe, cami ve mescidi olan gelişmiş bir köydür. Bu köye bağlı otuzaltı adet nahiye köyleri vardır. Buradan kuzey tarafa doğru gidip köylerden geçtik. Bir menzilde Harvadalı Köyü’ne geldik. Burası da meyvesi bol, verimli, güzel, hanı, hamamı ve camii olan bir Müslüman köyüdür. Aksaray nahiyeleri köylerindendir. Buradan da kuzeye doğru giderek Aksaray şehri vardır. Aksaray
Bu şehrin Şem’un Safâ’nın isteği ile yapıldığını söylerler. Hükümdardan hükümdara geçtikten sonra Herakl adlı kıralın oğlu Helena’nın elinde iken, adı geçen kıral, Arap kavminin üzerine sefer açmıştır. Binlerce pis askeri ile Şam üzerine giderken, Safraz denilen yerde yenilgiye uğramış ve kendisi de ölmüştür. Yerine, oğlu Mikale kıral olmuştur. Sonra bununda elinden Melik Mesud’un oğlu İzzeddin Kılıç Arslan 569 tarihinde burayı almıştır. Fetihten sonra bu şehirde nice büyük evliya oturduklarından, bu şehre birçok tarihçiler “Sâlihler yeri” demişlerdir.

Aksaray denmesinin sebebe de şudur:
Kılıç Arslan’ın taht merkezi olması dolayısı ile ona büyük bir saray yaparlar. Saray giriş kapısının sağında ve solunda tunçtan iki adet heybetli arslan heykeli varmış. Bu saraya bir kötülük yapılmak istense, yapmak isteyen kişi, bu arslanların ağızlarından saçtığı kıvılcımlardan helâk olurmuş. Bu saray uzaktan bembeyaz göründüğünden, bulunduğu şehire de Aksaray demişler. Rumlar bu şehre halen Pegahelna derler.

Şehir, sonra Karamanoğlu Yakub Bey’in eline geçmiş ve O’ndan da Yıldırım Beyazıt Hân’ın eline geçmiştir. Hâlen Osmanlı Devleti’nin elinde olup, Gâzi Süleyman Hân kaydı üzere Karaman Eyâleti’nde sancakbeyi merkezidir. Kanun üzere, yılda beyine yirmi kese gelir olur. Beşyüz askere sahip bir tuğlu mirlivadır. Alaybeyisi, çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Kanun üzere cebeliler ile bin askeri olur. Yüzelli akçelik şerif kazadır. Kadısına senede beş kese gelir olur. Müftüsü, nakîbi, kethüdâ yeri, yeniçeri serdârı, kale dizdârı, muhtesibi, şehir subaşısı, âyân ve eşrâfı, saygın zâtları vardır.

Aksaray Kalesi
Geniş bir alanda, büyük bir ırmak kenarında dört köşeli, taş yapılı, sağlam yapılı bir kaledir. Tâ şehrin ortasında yapılmıştır. Burç ve kuleleri o kadar yüksek değildir. Bütün burçları, dişleri ve bedenleri ile mazgal delikleri, hesaplı olarak düzenlenmiş kuleleri hep birbirine bakar. Kuşatma sırasında, her kulenin güçlü savaşcıları tüfek ile kuleleri korurlar. Hisarları tarafında beş kapısı vardır. Küçükkapı batıya bakar. Demirkapı kıbleye açılır. Keçikapısı da kıbleye doğru açılır. Ereğlikapısı güneye doğru, Konyakapısı da batı tarafına açılır. Bu kapıların nöbetçileri, vergi alan muhtesib kimselerdir. Kale içinde isyancılar zamanında buğday saklamak için ambar yapılmıştır. Cephaneliği yoktur. Ramazan ayında ve başka şenliklerde atılan büyük topları vardır. Camileri

  • Karamanoğlu İbrahimbey Camii

Eski bir ibâdet yeridir. Dört kemer üzerine kargir kubbeli bir camidir. Cami içinde oniki adet sütun ile iki adet sanat eseri kapı vardır. Minberi, müezzinler yeri sade ve güzeldir. Yuvarlak minaresi camiden uzak olup, cami kubbeleri kireçle örtülüdür.

  • Şeyh Hamid Veli Camii

Şeyhler Mahallesi’nde, kubbeli, bir minareli camidir.

  • Debbağlar Camii

Kireçle yapılmış, cemaati bol bir camidir.

  • El-Hac Seyyid Hasanefendi Camii

Başköprü yanında güzel bir camidir. bunlardan başka doksansekiz adet mescidi vardır.

Medreseleri

  • Yılancık Medresesi

eski bir yapıdır.

  • Sulu Medrese

çeşitli bilimler yeridir.

  • Karamanoğlu Camii Medresesi

bu medresenin öğrencilerine ve hocalarına vakıf tarafından aydan aya aylık ve erzakları verilir. Ayrıca parasız görev yapan dersiâmları da vardır. Halkı fıkıhçı olup ferâiz ilmini atalarından beri okuya gelmişlerdir.
Bu şehirde özel Kur’ân okulları yoktur. Fakat Kur’ân hâfızları pek çoktur. Şehir onyedinci örfi iklimdedir. Ortasından akan Uluırmak, imâreleri sulayıp Alâaddin köprüsünden geçer. Bursa gibi her evden su akar.

Ziyaret yerleri
Bu şehirde yedi binden fazla büyük evliyânın yattığı söylenmektedir. “Dâr’ül-ervâh” denilen bu yere nice defalar nur inmiştir. Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.

  • Şeyh Hamid Veli; Rum diyarı irfân ehlinin başıdır. Üstü açık bir kubbede medfûndur. Çoğunlukla saralı kimseler ziyaret ederler. Buna yakın
  • Şeyh Kemal Sultan olgunluk yolunda tamama ermiş büyük bir zattır. Bunun yanında
  • Şeyh Pertevi Sultan, Yesevî tarihinde yahşi bir erdir.
  • Kırkkızlar; çoğunlukla kadınlar ziyaret ederler.
  • Şeyh Necmeddin Kibri,
  • Bedreddin Sultan Veli,
  • Hımarlı Dede Sultan şehir içindedir.
  • Gülhani Ali Dede,
  • Şeyh Gaznevî Sultan ve
  • Şeyh Hakîkî bin Şeyh Hamid Veli:El-hac Bayram Veli öğrencilerinden olup, Ankara’da ledün ilmini tamamlayıp Aksaray’da Bayramî tarikatinde öncü olmuştur.
  • Şeyh Butak, Taşpazarı Mahallesi’nde medfûn olup gönül erbâbının ziyaret yeridir. Cennetderesi semtinde Çelebilik ziyareti ve bunun üst yanında Hızırlık ziyareti vardır. *Kılıç Arslan Sultan’ın kabirleri de Hızırlık ziyaretgâhındadır. Bu Hızırlık’a yakın
  • Şeyh Hamza, Bayrami tarikatinin büyük zâtlarındandır. Bir de
  • Şeyh Hızır Efendi ziyareti vardır.

Aksaray’dan bir menzilde Sarıatlı Köyü’ne, oradan Ürgüp kazası içindeki Dübani’ye geldik. Halkı Müslümandır. Oradan Muşkara’ya ve sonra da Kayseri Kalesi’ne geldik.

Arkeoloji ve Mimarlık

İl sınırları içinde bulunan Aşıklıhöyük yenitaş dönemi kültürüne ışık tutarken, Acemhöyük ilk tunç çağda Asur ticaret kolonileri dönemini aydınlatır. İle 46 km. uzaklıktaki Ihlara Vadisi’nde hıristiyanlık dönemi dinsel mimarlık ve resim sanatını yansıtan önemli örnekler bulunur. Selime Kasabası yakınındaki küçük kilise ve katedral, Helvadere’deki yunan haçı planlı Kemerli kilise de bu dönemdendir. Anadolu Selçukluları zamanında önemli bir üs olan ilde, Kılıç Arslan II zamanında yaptırılan Aksaray Kalesi’nden (1170) yalnızca sur kalıntıları görülebilir. Eğri (Kızıl) Minare (XIII.yy) kırmızı tuğladan, silindir gövdeli bir yapıdır. Gövde ince bir silmeyle iki bölüme ayrılmış, altı zikzak, üstü yeşil mavi çinilerle bezenmiştir. Karamanoğulları döneminden Ulu Camii (1431), dörtgen planlı mihrap duvarına dikey 5 sahınlı bir yapıdır. Mihrap önü kubbe, sahınlar tonoz örtülüdür. Yazılı kaynaklardan bilinen medreselerin bugüne ulaşan tek örneği Zinciriye Medresesi’dir (1336). Karamanoğulları döneminden olan yapı, tek katlı, dört eyvanlı planı, revaklı avlusu, çin mozaik bezemeli ana eyvanıyla, açık avlulu medreselere örnektir. Ana eyvanın yanlarında kubbeli odalar vardır. Kervan yolları üstündeki ilde, sultan hanlarının önemli örnekleri bulunur. Aksaray-Kayseri yolundaki Alay Han, Selçuklu sultan hanlarının ilk örneklerindendir (1192). Konya-Aksaray yolundaki Sultanhan (1229), bu yapı türünün klasikleşmiş bir örneği olarak nitelenir. Aksaray-Nevşehir yolundaki Ağzıkarahan (1231,1237) da anıtsal taçkapısı ve kuleleriyle kale görünümündedir.

Tarihi ve Turistik Zenginlikler

Müzeler ve Ören Yerleri

  • Aksaray Müzesi
  • Aşıklı Höyük
  • Acemhöyük
  • Antik Nora Şehri
  • Manastır Vadisi
  • Ihlara Vadisi
  • Musular
  • Ziga Kaplıcaları (Güzelyurt)

Camiler, Türbeler, Kiliseler

  • Ulu Cami (Karamanoğlu Cami-Merkez)
  • Eğri Minare (Kızıl Minare-Merkez)
  • Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba)
  • Taptuk Emre Köyü ve Türbesi (Taptuk Emre Köyü)
  • Yunus Emre Türbesi (Reşadiye Köyü-Ortaköy)
  • Kaya Cami (Güzelyurt)
  • Selime Sultan Türbesi (Selime Köyü)
  • Kilise Camii (Aziz Gregorius Kilisesi) (Güzelyurt)
  • Aziz Anargiros Kilisesi (Güzelyurt)
  • Sivişli Kilise (Güzelyurt)
  • Selime Katedrali (Selime)
  • Kale Manastırı Kilisesi (Selime)
  • Yüksek Kilise (Merkez)
  • Kızıl Kilise (Sivrihisar)
  • Antik Nora Viranşehir (Helvandere Kasabası)
  • Ağaçaltı Kilisesi (Daniel, Pantanossa-Ihlara)
  • Pürenli Seki Kilisesi (Ihlara)
  • Kokar Kilise (Ihlara)
  • Eğritas Kilisesi (Ihlara)
  • Sümbüllü Kilise (Ihlara)
  • Yılanlı Kilise (Ihlara)
  • Saint Georges Kilisesi (Kırkdamaltı Kilisesi-Belisırma)
  • Bahattin Samanlığı Kilisesi (Belisırma)
  • Direkli Kilise (Belisırma)
  • Ala Kilise (Belisırma)
  • Karagedik Kilisesi (Belisırma)
  • Ziga Kaplıcaları (Güzelyurt)

Hanlar

  • Ağzıkara Han
  • Alayhanı
  • Öresin Han
  • Sultanhanı

Kuş gözlem alanları

  • Eşmekaya Sazlığı Kuş Alanı
  • Tuz Gölü Kuş Alanı

Görülesi yerler

  • Nakkaşlı Camii Minaresi
  • Eskil Ulu Camii
  • Alaadin Camii
  • İbrahim Bey Medresesi
  • Akhan avlulu kervansaray
  • Kılıçarslan Hanı
  • Hacı Şükrüllah Hanı
  • Hoca Mesud Kervansarayı
  • Sünnetli Han
  • Öresinhan
  • Kılıçarslan Türbesi
  • Bekar Sultan Türbesi
  • Saint Michel Kilisesi
  • Çanlı Kilise
  • Manastır
  • Çömlekli
  • Nazianze Kilisesi
  • Anatepesi Kilisesi
  • Kilise Köy
  • Sargöl Kilisesi
  • Yardıbaş Kilise
  • Süt Kilise
  • Bozboyun Kilise
  • Tepe Kilise
  • Çukurkent Kilisesi
  • Kale Kilise
  • Sivri Kilise

kaynak:wikipedia.com

Çankırı

Ocak 1, 2008 by admin  
Filed under şehirler

TarihiÇankırı’nın adı, Batılı kimi gezginler tarafından “Çangırı” ya da “Çengiri” biçiminde yazılmıştır. Kent eski Gangra adlı kentin yerinde kurulmuştur. Önceleri Paphlagonia’ya bağlıydı. Sonra Pontus devletine, ardından da Galatia’ya bağlandı. Galatia hükümdarı Deiotarus, Gangra’yı merkez yaptı. M.Ö. 25′te Roma imparatorluğunun topraklarına katılan yöre, Bizanslılar zamanında bir ara sürgün yeri idi. Kimi kaynaklarda anılan Germanikopolis kentinin Gangra olduğu sanılıyor. Emeviler zamanında İslam orduları birkaç kez saldırdılarsa da bu kaleyi ele geçiremediler.

Çankırı ve çevresi, 1071 Malazgirt zaferinden sonra Danışmendoğullarınca ele geçirildi.

Selçukluların Malatya’da tutsak edilip Niksar kalesine kapattıkları Antakya hükümdarı Bohemond’u kurtarmak için 1101′de İstanbul’dan yola çıkan Raymond de Toulouse komutasındaki Haçlı Ordusu Ankara’yı aldıktan sonra Çankırı’ya yöneldiyse de kaleye giremediler. Amasya yakınlarında Selçuklu ordusuyla karşı karşıya gelen Haçlı Ordusu, bozguna uğradı. 1134′te Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos şiddetli çarpışmalardan sonra kaleyi ele geçirebildiyse de, o döndükten sonra Danışmendliler kenti geri aldılar. Daha sonra yöreye Selçuklular egemen oldular. I. Murad zamanında Çankırı ve çevresi Osmanlı topraklarına katıldı. Timur, 1402′de Çankırı’yı eski sahiplerine verdiyse de, 1439′da I. Mehmet geri aldı.

Osmanlı döneminde yönetim bakımından anadolu eyaletine bağlı bir Livanın merkezi olan Çankırı, Cumhuriyetin ilanından önce Kastamonu vilayetine bağlı bir sancağın merkezi idi. Kurtuluş Savaşı sırasında İnebolu üzerinden İstanbul’dan Ankara’ya yapılan malzeme ve insan naklinde Çankırı önemli bir aracı merkez rolünü oynamıştır. Cumhuriyet döneminde il merkezi haline getirilmiştir.

19. yüzyılın sonunda yaklaşık 16 bin olduğu tahmin edilen nüfusunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında 10 binin altına düştüğü görüldü. (1927′de 8.847). Ancak 1940′da 10 bini yeniden aşabilen (10.235) nüfus 1970′te 25 bini geçti (26.124). 1990′da da 45.496′ya ulaştı.

İlin merkezi olan Çankırı kenti, Kızılırmak’ın kolları Acıçay ile Tatlıçay’ın birleştiği yerde kurulmuştur. Deniz yüzeyinden 700-800 m. yüksekliktedir. Çankırı çok eskiden bir kale kentiydi. Kent, sonraları sırtını kaleye dayayarak, güneye doğru yayıldı. Günümüzde, Tatlıçay’ın her iki yakasına serpilmiş durumdadır. Kalenin eteklerindeki mahalleler, kentin çekirdeğini oluşturur. Bu mahalleler dar sokaklıdır. Kentin yeni kesimleri ise, daha modern görünüşlüdür.

Coğrafi Konumu

Orta Anadolu’nun kuzeyinde, Kızılırmak ile Batı Karadeniz ana havzaları arasında yer alan Çankırı, 40° 30′ ve 41º kuzey enlemleri ile 32° 30′ ve 34º doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlin komşuları batıda Bolu, kuzeybatıda Karabük, kuzeyde Kastamonu, doğuda Çorum ve güneyde Ankara ile Kırıkkale’dir. Denizden yüksekliği 723 metre olup, ülke topraklarının %o 94′lük bölümünü oluşturan toplam 7.388 Km²’lik bir alana sahiptir.

İklimi, Bitki Örtüsü ve Yabani Hayat

Çankırı’da genellikle İç Anadolu ya özgü iklim etkisi görünmektedir. Merkez,Ilgaz ve Yapraklı ilçelerinde kışlar serin, yazlar ılık geçerken, Çerkeş ilçesinde kışlar soğuk, yazlar ise serin geçmektedir.

İlin en fazla yağış alan ilçesi, Yapraklı’dır. Yapraklı’da hemen hemen her mevsim yağış gözlemlenir. Merkezden, güneye doğru gidildikçe iklim ve bitki örtüsünde değişiklik ve zayıflama görünmektedir. Araştırmalar sonucu, il topraklarının 2-3 yıl öncesine kadar bazı tuzlu bölgeler hariç, ormanlarla kaplı olduğu belirlenmiştir. Ne var ki, tarla açmak amacıyla yapılan bilinçsiz kesimler, hayvan otlatmak için ormanlardan yararlanılması, müdahale imkanı olmayan orman yangınları ve iklim değişiklikleri yüzünden, bu orman bölgelerinin büyük çoğunluğu yok olmuştur.

İlin, bütün bu tahribattan sonra geriye kalan ormanları, Ilgaz ilçesi başta olmak üzere Elaman, Eğirova, Ovacık, Düvenlik, Ilısılık, Yapraklı, Sarıkaya, Karakaya ve Erikli Dağları ve çevresindedir.İldeki bitki örtüsünün üst florasını oluşturan iğne yapraklı ağaçlar, özellikle de karaçam, sarıçam, ardıç, meşe, ladin ve köknar gibi orman ağaçlarıyla ahlat ve kızılcık ağaçlarıdır. Bitki örtüsünün alt florasında ise hububat, yemlik ve yemeklik baklagiller ile ayrıkotu, devedikeni ve yumak gibi bitkiler bulunmaktadır. Ayrıca akarsular boyunca söğüt ve kavak ağaçları ile zengin meyve bahçelerine de rastlanmaktadır.

İlde rastlanan başlıca av hayvanları, kurt, tilki, tavşan ve sincaptır. Uzun yıllar düzenli mücadele edilmediği için, yaban domuzu sayısından belirgin bir artış olmuştur. Fakat son yıllarda yapılan düzenli ve etkin mücadeleler nedeniyle, yaban domuzu sayısında belirgin bir azalma sağlanmıştır.Çankırı tuz fabrikası da büyük önem taşır.

Toprak Yapısı

Genellikle çıplak dağlarla kaplı olan Çankırı toprakları, şiddetli erozyon tehdidi altındadır.Bu yüzden il toprakları, tarımsal amaçla kullanılmamaktadır.Bu topraklar sadece hayvan otlatmada kullanılır.

Çankırı ili sınırları içerisinde alüvyal, kolüvyal, kestane renkli, kahverengi orman ve kireçsiz kahverengi orman toprakları olmak üzere toplam beş tür toprak bulunmaktadır…………………………………………………………………………………

Kültürü

Çankırı’nın, Çankırılı’nın kültür yapısı, gelenek ve görenekleri, kültürel altyapıyı oluşturan folklorik öğeleri incelendiğinde büyük bir birikimin olduğu görülür. Bu birikimin temelinde uzun yıllar boyunca bu topraklarda yaşamış olan çeşitli milletlerin izleri vardır. Diğer taraftan asırlardır bu topraklarda yaşayan Türkler, kökleri anayurtları olan Orta Asya’ya uzanan bir takım adet ve ananelerini yaşatmayı ve gelecek kuşaklara bırakmayı başarabilmişlerdir.

Türklerin Çankırı ve civarını fethetmesinden bugüne kadar geçen süreçte bölge işgale uğramamış, etnik yapısının temelini oluşturan ağırlıklı Türk nüfusta hiçbir değişiklik olmamış, ticaret yollarından ve limanlardan uzakta oluşu sebebiyle de bölge insanı çok kültürlülükten daha çok tek- kültürlü bir toplum olma özelliğini korumuştur.

Çankırı, olanakların kısıtlı olmasına ve altyapı yetersizliğine rağmen kültürel etkinliklere sürekli sahne olan bir şehrimizdir. İl Kültür Müdürlüğü’nün öncülüğünde ve çeşitli kurumların katkılarıyla konser, tiyatro, gösteri, panel vb. etkinlikler düzenlenmekte, Çankırılılar’ın sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmaktadır.

Bu çalışmalar doğrultusunda, 1998 yılında ilde 2 açık oturum, 14 toplantı, 7 gösteri, 5 konferans, 4 panel, 1 seminer, 3 sempozyum düz enlenmiş, 2 kurs ve 11 sergi açılmış, 13 tiyatro oyunu sahneye konmuş ve 3 konser gerçekleştirilmiştir.

Çankırı’da kültür hareketlerinin bir merkezi de kütüphanelerdir. Halen il genelinde bulunan 10 kütüphane ile bir gezici kütüphane, okuyucularına başta ödünç kitap verme olmak üzere her türlü hizmeti sunmaktadır.

100. Yıl Kültür Merkezi’nde bulunan Çankırı Kütüphanesi ise 40.000’e yaklaşan kitap koleksiyonu ile hem Çankırılı kitapseverlere, hem de öğrencilere geniş olanaklar sunmaktadır. Kütüphanede bulunan 112 adet yazma eser ise koruma altına alınmış olup araştırmacıların hizmetine sunulmaktadır. Merkezdeki kütüphane dışında Eldivan, Şabanözü, Atkaracalar, Bayramören, Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz, Orta, Korgun, Kurşunlu ve Yapraklı kütüphanelerinde de okuyucular kitapla buluşmaktadır.

kaynak: wikipedia.org

Çanakkale

Ocak 1, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Çanakkale, Çanakkale ili’nin merkez ilçesidir. İlçe merkezinde nüfus 80,000 dolaylarında olup köy ve beldeler ile nüfus 104,000′i bulmaktadır. İstanbul gibi boğaza sahip olmasına rağmen nüfusu oldukça azdır. Marmara’nın en küçük il merkezi nüfusunu barındıran ildir.

Tarihçe

Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Karesioğulları ile Türkleşmeye başlayan yöre; daha sonra Osmanlı’ya katılmıştır. Osmanlılar Trakya’ya Çanakkale üzerinden geçmişlerdir.

İlin eski merkezi aslında Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak - çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Kültür

Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70′li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşım kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye’nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye’de önde gelen çevrelerdenidir. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler, Bulgaristan göçmenleri ve az sayıda Kumuk Türkleri ve Çerkez ile Boşnak’tan oluşur. Boşnak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Fakat halk etnik yapıya göre ayrılmamış birlik içinde yaşamaktadır. Fakat her toplum kendi kültürel yapısını korur. İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.

Turizm

Çanakkale ve diğer ilçeler tarihî ve doğal güzellikler bakımından oldukça zengin olmasına rağmen, bölge olması gerekenden oldukça az turist çekmektedir. Turizme fazla yatırım yapılmamaktadır. İl merkezinin çevresinde bulunan yerlerin hemen hemen heryeri SİT alanı ilân edilmiştir. Çanakkale’nin büyüyememesinin asıl sebeplerinden biri de budur. Birçok alan yerleşime kapalıdır.

kaynak: wikipedia.org

Bayburt

Ocak 1, 2008 by admin  
Filed under şehirler

TarihçesiEski çağlarda halcilerin yaşadığı sahada yer alan Bayburt’un bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetine girdiği ve bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kaldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı. Bayburt Heldia temasına bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü meydana getiriyordu. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.

Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu’da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey’in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (Parhar) uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir 1072′den 1202′ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklar’ın bazen de Danişmendiler’in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen’in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de, kısa süre sonra yeniden Danişmendli hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202′de Saltuklu Devletine son verince Bayburt’u da ele geçirdiler.

Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şah’ın kardeşi Erzurum Meliki Mugisuddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1020-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt kalesini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafından Moğollara karşı sınırlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğolların Anadolu’yu istilası esnasında yapılan anlaşma gereği Bayburt Selçukluların kontrolünde kaldı. Bu durum 1291′de burada Giyaseddin Mesud tarafından para bastırılmasından anlaşılmaktadır.

İlhanlılar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması sebebiyle daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta İlhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri temin ediyorlardı. Bu dönemde Darül Celal adı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca ahilik teşkilatı da yayılmıştı.

Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra (1334) Bayburt, Eretnaoğulları’nın eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarına uğrayan şehir, bir ara Mutahharten’in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oğlu Ahmet Bey’in yardımı ile alındı ve Ahmet Bey’e ikta olarak verildi. Bir ara Karakoyunluların da eline geçen şehir sonra tekrar Akkoyunluların eline geçti ve uzun süre öyle kaldı.

Bayburt yöresi 1501′de bir ara Safeviler tarafından alındı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Yavuz tarafından bu bölgeye akınlar yapıldı (1507). Yavuz tahta çıktıktan sonra da çıktığı İran seferinde bir kısım kuvvetlerini Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514′te Bayburt Şah İsmail’in elinden alındı. Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.

Kanuni’nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541′de esaslı bir tamir gördü. 1553′te Şah Tahmasb’ın akınlarına şahit olunduysa da, bundan sonra XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olay yaşanmadı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916′da Ruslar tarafından yeniden işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında önemli oranda tahrip edildi.

1927′ye kadar Erzurum’a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinde 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

Coğrafyası

Bayburt ili 40 derece 37 dakika kuzey enlemi ile 40 derece 45 dakika doğu boylamı, 39 derece 52 dakika güney enlemi ile 39 derece 37 dakika batı boylamı arasında yer alır. Doğu ve Güneydoğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Anadolu’nun kuzey-doğusunda Çoruh nehri kenarında ve denizden 1550 metre yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümü olan bir ildir.

Bayburt ve çevresi yeryüzü şekilleri bakımından genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birincisi sahanın batı yarısını oluşturan Bayburt ovası, ikincisi akarsuların oluşturduğu vadiler ve üçüncüsü de yörenin etrafını çevreleyen ve doğu yarısında yer tutan dağlık alanlardır.

Yaklaşık 900 km2′yi bulan Bayburt ovası 1450-1750 metre arasında değişen yüksekliktedir.

Arazinin %45′ini oluşturan dağlık alanda; Pulur (2300 m), Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan (2963m), Kop (2600 m), ve Çavuşkıran (2850 m) dağları güney kesimde batıda doğuya doğru sıralanır. Kuzey kesimde ise; Zülfe (2750 m), Kemer (2856 m), Soğanlı (2750 m), Haldize (3000 m), Kırklar (3350 m) dağları mevcuttur. Çoruyh nehrinin çizmiş bulunduğu yayın orta bölümündeki sahanın doğusunda ise; Kaledere tepesi (2500 m) ve Ziyaret tepesi (2400 m) yer alır.

İldeki Kop ve Soğanlı dağlarında çok sayıda yaylalar mevcuttur. Çoruh nehri ise 3239 metre yükseklikteki Mescit dağından doğarak güneydoğudan il sınırlarına girmekte ve Çoruh vadisine girerek ili terk etmektedir. İlin Soğanlı dağları üzerinde Haldizen (Balıklı Göl) ve Göloba (Atlı Göl) gibi bazı krater gölleri de mevcuttur.

Ekonomisi

Ekonomik hayat, tarihi gelişim içinde temel değiştirmemiştir. Ticaret ve sanayiin gelişmediği ilde tarım ve hayvancılık başlangıçtan beri ekonomiyi sürükleyici bir rol oynamıştır. Tarım ürünü olarak ilde hububat çeşitleri, yem bitkileri, şeker pancarı ve az da olsa meyve sebze üretimi yapılmakta, genelde ilin sebze ihtiyacı diğer illerden karşılanmaktadır. Arazinin büyük bir kısmı kıraç olup Çoruh vadisinde; Aydıntepe ve Sünür ovalarında sulu tarım yapılmaktadır.

Hayvancılık ilin geçim kaynaklarından en önemlisidir. Arazi hayvancılık yapmaya çok elverişlidir. Mera hayvancılığı yapılmaktadır. Son yıllarda besi hayvancılığına doğru bir gelişme gözlenmektedir. Süt inekçiliği ıslah çalışmaları da devam etmektedir. İlimiz ilçe ve köylerinde arıcılık yapan aile sayısında büyük artış gözlenmekte, il sathında çok nefis kokulu bal üretimi yapılmaktadır.

Bayburt ili çok eski transit ticaret yolu olan Trabzon-İran arasındaki “İpek ve baharat yolu”nun bir durağıdır. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve ticaret ağırlıklıdır. Tarım dışında kalan ekonomik yapısı, üretim yolu ile satışa arz şeklinde değil, dışarıdan getirip satışa sunma şeklinde gelişmiştir.

Tarihi yerler

Bayburt Kalesi

Şehrin kuzeyindeki yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan Kalenin ilk defa kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bagrat Sülalesi (885-1044) zamanında varlığından söz edilen Kalenin çok daha önce miladın ilk yüzyıllarında mahalli prens ve krallıkların mücadelesine konu olduğu anlaşılmaktadır.

Kale Türklerin eline geçmeden önce; Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Komnenos hakimiyetinde kalmıştır. Zengin bir tarihe sahip olan kalenin birçok defa onarım gördüğü duvarlarındaki farklı inşaat ve tarih kaynaklarından anlaşılmaktadır.

Halk arasında Çinimaçin Kalesi de denilen Kale, dede Korkut hikayelerinden “Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder” adını taşıyan hikayede Beyrek’in (Bey Böyrek veya Bamsı Beyrek) fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.

Dede Korkut Türbesi

İlin güney doğusunda merkeze 39 km mesafedeki Masat Köyü yakınında bulunan, yapılış şekli ve mimarisi ile çok eskilere dayandığı anlaşılan ve halk arasında Ali Baba diye geçen türbenin, Dede Korkut’a ait olduğu Şair Orhan Şaik Gökyay tarafından ortaya konulmuştur. Ali Baba veya Büyük Baba adıyla anılan türbeyi inceleyen Gökyay 1986 baskılı “Dede Korkut Hikayeleri” adlı kitabında türbenin resimlerini de vererek Dede Korkut’a ait olduğunu ifade etmiştir. Türbe üzerinde eski Türkçe ile 718 tarihi okunmaktadır.

Her yıl Temmuz ayının 3. haftasında uluslararası düzeyde dede Korkut Kültür ve Sanat Şöleni düzenlenmekte, şölen esnasında ilde Dede Korkut’la ilgili sempozyum, sergi, şiir gibi dallarda faaliyetler yapılmaktadır.

Pulur Ferahşat Bey Camii

Demirözü ilçesine bağlı Pulur kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Bey’in oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 yılında yaptırılmıştır.

Sünür Kutlu Bey Camii

Akkoyunluların kurucusu Turali bey oğlu Fahrettin Kutlu Bey tarafından yaptırılan caminin kapısı üzerindeki kitabeden 1538 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Minaresi ise 1616 tarihi taşıyan tarihi bir kitabeye sahiptir. İran Şahı Tahmasp’ın işgali sırasında tahrip edilmiş ve bu olay kapı üzerindeki kitabede yer almaktadır. Kanuni döneminde 1538 yılında onarım görmüştür…..

Aydıntepe Yeraltı Şehri

Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2,5 metre derinde, başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2-2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda genişlemektedir. 3-8 metrekareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin galeri odaların aydınlatılması amacıyla duvarlara oyukların açıldığı görülmektedir.

Bunun tarihi Halde şehrine ait olduğu söylendiği gibi, geç Roma veya erken Hıristiyanlık devirlerine ait olabileceği de söylenmektedir. bunların yanı sıra aydıntepe ilçesine bağlı GÜMÜŞDAMLA köyünde bulunan ve bu zamana kadar korunan sarkıç köprü ihtişamını kaybetmemiştir.

Sarıkayalar Şelaleleri

Bayburt -Erzurum karayolunun 6km’sinden ayrılarak 16km daha yol aldıktan sonra ulaşılan Sarıkayalar şelaleleri, ilin merkez Sarıkayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptir.

Mağaralar

Çimağıl Mağarası: İl merkezine 36 km mesafedeki Çimağıl köyünün Taşındibi mahallesindedir. Mahalleden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilen mağara, 600 metre uzunluğunda ve 11 bölümden oluşmaktadır. Tavan yüksekliği yer yer 30 metreyi bulmakta, güzel sarkıt ve dikitlerin yanı sıra mağarada yer yer su birikintileri de vardır.

masat koyu Buz Mağarası: masat Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden 33 km mesafede, hemen köyün yamacında yer alan mağaranın içinde Buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır.

Yakutiye Camii

Bunlardan başka Bayburt’ta Yukarı Hinzeverek camii, Yakutiye Camii, Zahit Efendi Camii, Çarşı Hamamı, bent Hamamı, Kondolotlar Hamamı ve Şehit Osman Türbeleri gibi tarihi ve turistik değeri olan eserler de vardır.

kaynak: wikipedia.org

Yozgat

Ocak 1, 2008 by admin  
Filed under şehirler

Yozgat

Yozgat ilinin merkezi olan şehirdir.

Yozgat’ın eski ismi Bozok’tur. Yozgat İç Anadolu’nun merkezinde bulunan başkent Ankara’ya 217 kilometre doğuda bulunan bir il’dir.

Coğrafya ve iklim

Yozgat il nüfusu 2005 itibari ile 74.000 olarak tesbit edilmiştir. Yozgat doğudan Sivas; güneyden Kayseri, Nevşehir, Kırşehir; batıdan Kırıkkale; kuzeyden ise Amasya, Çorum ve Tokat illeri ile çevrilidir.Çorum ve Tokat gibi Karadeniz bölgesinden şehirlerle komşudur.Deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikte olup, 1 412 300 Hektar toprağa sahiptir. 81 İl arasında toprak genişliği bakımından 15. sırayı alır. İlin doğudan batıya gidildikçe yüksekliği azalır. Yozgat, alan bakımından Türkiye’nin 15. İlidir. İlin; izdüşüm alanı ( km²) 13 597, gerçek alanı ise 14 123 km² dir. Yozgat İl’inde, İç Anadolu Bölgesi’nin yarı kurak karasal iklimi hakimdir. Deniz etkisine kapalı olduğu için, yazlar sıcak ve kurak; kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Yaz ile kış; gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkları yüksektir. Sert iklim koşulları, Yeşilırmak havzasına giren Çekerek Vadisi’nde biraz yumuşamakta, az da olsa Karadeniz ardı ikliminin etkileri görülmektedir.Bu şehirdeki tarımsal bitkiler;

  • Soğan
  • Karpuz
  • Armut
  • Sarımsak
  • Arpa
  • Yulaf
  • Kavun
  • Buğday
  • Ayçiçeği
  • Elma
  • Şekerpancarı
  • Armut isimli bitkilerdir.
Yozgat’ta bulunan turistlik yerler
  • Arkeolojik müze
  • Çamlik (ilk millî park)
  • Süleyman Bey Camisi
  • Kerkenes Habareleri
  • Yer alti Carşisi
  • Capanoglu Camisi
  • Saat kulesi

Tarihçe

Araştırmalar sonucunda, Yozgat’ın Hitit çağından kalma bir şehir olduğunu ortaya çıkmaktadır.

Orta Anadolu’da bulunan Yozgat, 1398 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldıktan sonra kısa süre Timur Lenk hegomanyasında kalmıştır. Şehir, 1408 yılında tekrar Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır. 1911 yılına kadar Ankara vilayetinin sancak merkezi olmuştur.

Hitit

Hititler, tarihte Anadolu’da devlet kurmuş bir halk. Hint-Avrupa dil ailesi’ne dahil bir dil konuştukları için Hint-Avrupa kökenli bir topluluk olduğu kabul edilmektedir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya göç ederek yerli Hatti Beylikleri üzerinde hakimiyet kurdukları bilinmektedir.

Tarihçe

Anadolu’ya geliş yönleri arasında, Kafkasya üzerinden, Çanakkale Boğazı’ndan ya da Karadeniz’den olmalıdır. En genel kabul gören görüş, Kafkasya üzerinden Anadolu’ya indikleri yönündedir.

Tarihteki ilk kralları Kuşşara kralı LeonUgur’dır. İlk yerleşim yerleri ise Hattuşaş’dır. Pithana’nın oğlu Anitta zamanında başkentleri Neşa (Kaniş) olmuştur. Anita, Hitit krallığının başkenti olan Hattuşaş’ı (Boğazköy), çok büyük hazineleri olduğunu tahmin ederek kuşatmış fakat şehirde herhangi bir şey bulamayınca kızarak şehri tamamen yakıp yıkmış ve ünlü lanetini savurmuştur “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün (Fırtına Tanrısı’nın) laneti üzerinde olsun.”

Daha sonra Anita’nın soyundan gelen torunu Hattuşaş’ı bu kez Hitit krallığının başkenti yapacak ve kendisine de “Hattuşili” adını verecektir. Hattuşaş Antik Kalıntıları bugün UNESCO’nun Dünya Kültür Mirasları listesinde yer almaktadır. Hititler yerli halkın ekonomik ve kültürel etkilerinden etkilenerek dil ve dinlerini benimşemiş ve ırklarını hatti ırkının içinde eritmişlerdir.

Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşaş’ dır. (Boğazköy) Hitit tarihi M.Ö. 125450- M.Ö.1450 Eski Krallık Devri ve M.Ö. 1450 - M.Ö. 1200 İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devleti’nin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.

Aslında Hattiler’e ait olmasına rağmen Hitit Güneş Kursu olarak anılan törensel nesne, Hititlerin sembolü kabul edilir.

Hitit adı Esk Ahit’e göre uydurulmuş bir isimdir. Bugün Hitit diye anılan bu halkın kendilerine “Nesi dili konuşan” anlamında Nesili dediklerini biliyoruz. Hititler kendilerine “Neşalılar” diyorlardı.

Hitit Siyasi Tarihi

M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di.

Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya Kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.

Hitit Beylikler Dönemi

Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.

Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Kralı Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır:

Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.

Eski Krallık

Hattuşaş M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.

Ancak, I. Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.

Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.

Orta Krallık

Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta Krallık adı verilen dönem izler.

Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.

I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşkalarla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.

II. Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.

Büyük Krallık Dönemi

Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen XXI. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, Tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1299)

Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II. Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşlik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.

Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır.

Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.

Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III. Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.

Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.

Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.

Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı

Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Pankuş’tur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Pankuş Kral tarafından çağırılmaktaydı.

Yazı ve Dil

Ana madde: Hitit Dili

Hititlerin dili, Hint-Avrupa Dillerinin Anadolu’nun alt grubuna dâhildir. Muhtemelen bir Hint-Avrupa öncesi eski Anadolu dili konuşan Hattilerden Hatti ifâdesini ülkeleri için kullanmışlardır. Buna karşın dillerine Kaniş (Neşa) kentinden alınma Nesili (Nesçe) derlerdi.

Hititçe, bugüne kadar bilinen en esk